29 Aralık 2010 Çarşamba

Emzirme Reformu Mimi

1) Türkiye'de 6 ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç?
%1.3 imiş. Bu değerin nasıl ölçüldüğünü gerçekten merak ettim. Çünkü inanamıyorum. Kırsal kesimin en azından bu değeri arttırmasını beklerdim. Sütün yok mafyası, meğer bilinçaltı nedeniyle varmış. Ben emzirmedim sen de emzirme. Rakam doğruysa pek fena.

2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütüyle beslediniz?
İlk altı ay sırf anne sütü. Sonrasında katı gıdaya geçtik ama 8. aya kadar anne sütü ağırlıklı. Toplamda 20 ay.

3) Kaç ay doğum izni kullandınız?

Erken doğum yaptığım için (35. hafta) izinlerimin bir kısmı yandı. Yasal izinlerim + 8 ay kadar ücretsiz izin.

4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?
UE 11 aya yaklaşırken çalışmaya başladım. Yaşına kadar süt izni kullandım.

5) Emzirdiğiniz ya da süt izni kullandığınız için isyerinde tepki ile karşılaştınız mı?
Asla ne yöneticilerimden, ne takım arkadaşlarımdan birakın tepkiyi bir ima bakışla bile karşılaşmadım. Biliyorum nadir şanslılardanım.

6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarda emzirdiğinizde sıkıntı yaşadınız mı? Yaşamadım. Ama anne bebeğin odasında bebeği emzirirken, çağrılmadan gelen ziyaretçilerden hiç hoşlanmadım. Yanında emzirirken rahat edeceğiniz kişiler var, etmeyecekleriniz var.


7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Emzirme danışmanlığı ya da yeterince psikolojik destek bulabildiniz mi? İlk gün emmişti UE. İkinci gün emziremediğimde hemşirelerden destek aldım. Annem ve teyzem sülalemizde sütü gelmeyen kadın yok ferah ol diyerek beni çok rahatlattı. Beklenen böyle sözler, o süt gelecek ama ihtiyacı olan tek şey bebeğin çekmesi ve annenin inanması. UE'nin halası ve bir arkadaşı da pompa kullanımında yardımcı olmaya çalışmışlardı. Hiç unutmayacağım bir çaba tekrar teşekkürler. Sütü ilk etapta pompa ile de çekiyordum. Erken doğum nedeniyle, mama verelim demişti bir ekip. Bir yenidoğan prof. u da anneme sakın vermeyin sütü sağın verin demişti. UE, bir kaç biberon mama aldı, sonra hep sağmaca bir hafta sonra da emmece. Yeni doğan profunun dediğini ilettiğimiz ekip bari bir mama bir sağma süt verin demişti, dinlememiştik. Yenidoğan profuna canı gönülden sevgiler. Erken doğan bebeğin ihtiyacına göre oluyor anne sütü de. Emzirin pes etmeyin. O ilk sütün turuncu rengini hatırladıkça, süt mucizesine daha da inanıyorum.


8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan "sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük" şeklinde baskı gördünüz mü?

UE'nin çok kilo alamadığı dönem olmuştu. Bunda halasının verdiği hardallı sos tarifini UE'nin sevmemesi, benim yeterlik stresim de etkiliydi. Yalnızken her öğün düzenli ve yüksek besin değerli sofralar hazırlama şansı olmuyordu. Ben su iç sütün olsun ekolünden değilim. Bolca yedim. Ama asla baklava börek değil. Ama hergün mutlaka bir sütlü tatlı. Annemin yanına kampa gittim. Hem yeterlik çalıştım hem harika beslendim. UE 200 gram ben 2 kilo babam dört kilo almıştık o dönemde:)) Mama verelimi hiç duymadığım gibi, gelir sütün geliri duydum hep ailemden.

Ama arada gezmelerde iyi niyetli teyzelerden UE ağladığında çocuk açları duydum. Acemi anne olarak panikledim. 2. sinde paniklemem sanırım.

UE yi 20 ay boyunca emzirdim. Doktorları belli bir zamandan sonra emmeye güvenip yemediği için kes artık dediler. Beni bunaltmaya başlamıştı. Süt azaldığı için gece bir saat boyunca emmeye çalıştığını, haftasonlarını yapışık geçirdiğimizi anımsıyorum. Doğduğundan beri ilk hiç süt emmediği akşamı fırsat bilip kestim. Ama bugün gel desem koşar. Hala arada şansını deniyor.

9) Emzirme reformunu biliyor musunuz? Sizce neden gerekli?
Bilmem mi akrostişini bile yazdım.

10) Emzirme reformunu web sitesinde desteklediniz mi? Web sitesine girdim formu doldurdum .

Analı Navrulu...



Bu aralar bu oyuna bayılıyor.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Taze Çocuk Kitaplarımız...



İdefix sanal kitap fuarında, oldukça indirime giriyor kitaplar.


Deli Anne sayesinde haberdar olduğum Mutlu Kaplumbağa, Kedi ve Yıldızları da istedim.

Mumuk delisi oğluma bir Mumuk daha aldım. Bu Mumuyu da (onun deyişiyle) çok beğendi.

Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor da listemizde üst sıralara çıkacak gibi. UE, ahtapota ilk başlarda poto poto diyordu.


Ve de anneye bir Sabiha Paktuna Keskin daha.

Ve de tez için bir sürü kitap. Tezde tekrar atılım evresindeyim:)

Hadi bakalım iyi okumalaaaarrr...

Bu arada, Pıtıcıka ilişkin yazdım okuma blogumda.

26 Aralık 2010 Pazar

Bana mükemmel numarası yapma, Anne.

Anne: Sen benim neyimsin?
UE:
Oğlansın.
Anne: Afferim sana.
UE: Oğlansın dedim (Sesini hafif yükseltip, oğlunum demedim ki yanlış cevap imasıyla).
Anne: Oğlumsun diycektin, UE!


Kurabiye pişirmek için fırını ısıtırken UE gelir.

UE: (Heyecanla) Bişey koymadaaan çalıştıımışsııın!
Anne:
(Çok şükür fırın ısındı diye sevinerek) Aaa, evet iyi ki varsın, hemen koyayım.


UE'yi uyutmak için anne babadan görevi alır, babaya bir soda açsana der (gazı çıkmadan içemiyorum) UE uyuyunca içmek üzre. UE cinleşir, "biyanı iç" der. (Pssst diye açılan herşey biya, ve UE onları açmaya bayılıyor).

Nasıl da unutmuşum...

İş yerinden bir arkadaşım, ilk aşuresini yapıp getirmiş. Yaparken beni ve Pıtırcık'ı düşünmüş. Aşure ilk deneme için çok çok güzeldi. Kuruyemişler ve kuru meyvelerse çok taze ve lezzetli. Güzel Ankara'danmış.

Annesinden tarifi alırken, annesi üç ihlas bir elham okunacak yeri de söylemiş, ama o ilk aşure heyecanından onu unutuvermiş. Ama bir hamileyi çoook çooook mutlu ettiğini ve duasını aldığını da bilsin, diğer duaların yerini tutar mı bilmem amma.

Ona da dilediği zaman, sağlıklı sıhhatli ikinci bebeği diliyorum.

Tekrar teşekkürler.

25 Aralık 2010 Cumartesi

29. hafta - Kontrol Haftası.

Çarşamba günü 29. hafta geride kaldı. 30. haftayı yani 7. ayı tamamlıyoruz Pıtırcıkla.

Çarşamba günü Acar Bey'e gittik. Pıtırcık ters durduğu yetmezmiş gibi, el ayak ne varsa toplamış baş etrafına top gibi duruyor. Ellerin kolların arasından yüzünü gördük. Dilini çıkardı bize. Gözlerini açtı kapadı. UE'nin ultrason görüntülerini çok andırıyor.

Bu ters duruş ve yığılım bana kalp çarpıntısı ve sıkıntısı olarak dönüyor, gayet doğalmış. VE bir sürü olabilecek sıkıntıdan bahsetti doktor, neyse ki şimdilik onlar yok. Hep diyaframımın altındaki derimi azıcık çekiştirip genişletsem de rahatlasam diyorum, nedeni ortaya çıktı. Doktor dönüşü o his kayboldu. O akşam ters döndü gibime geliyor Pıtırcık. 100 çocuktan 96 sı doğum vaktinde doğru pozisyonu almış olurmuş.

Beklenen doğum tarihi 6-9 Marta indi. Normal doğum olmayacağı için en geç 1 Martta bu işi halletmiş oluruz dedi. Ama o zaman belirlenecek tabi.

Pazartesi +11 kilo iken çarşamba +13 kilo idim. 2 günde 2 kilo, sebep ödemlerim, bence. Bileklerim inanılmaz. Şişlik bileklerde oldukça beklenen durum, tansiyonum da düşük sorun yok. Bugün tekrar +11'im, nasıl tuttu bıraktı onca suyu bünye ben bilmiyorum:) Pıtırcık 1430 gramı bunca kilonun.

32 haftada tamam mı devam mı diyeceğiz çalışma faslına. 32+1 de doktorla görüşüp karar vereceğiz (o verecek ben tamam diyeceğim, böyle etkileşşimli karar havasını niye yarattıysam).

Zamanın geçiş hızına inanamıyorum. İlkine oranla zorlu bir gebelik geçiyor, ama ben bu son gebeliğimin (kuramda:)) hep tadını çıkarma eğilimindeyim.

UE, doktor E.'ye sakin davransın dedim diyeli taarruzlarından, pikelerinden vazgeçti. UE, taarruza geçtikçe babannesinin ve anneannesinin yüreğinin yağları eriyor, aman diye. Her ne kadar Acar Bey birşey olmaz dese de (ki şimdiye dek ne taarruzlar atlattı:)), eskilerin tecrübelerini de aman ihmal etme yaklaşımım çerçevesinde doktorun ağzından beyaz yalanı uydurdum;)

Sıkıntıları ve kilo artışını yukarıda anlattım. Sanırım UE' de aldığım kadar kilo alacağım. Umarım UE'de hastanede bıraktığım kadarını (9) bırakabilirim. 2 sene önce bugünkü resimlerime baktım da mutteşemmişim:)) Tekrarını diliyorum...

Pıtırcık'ın abisinden kalan hurcu bu haftasonu çıkacak. UE'nin 9-12 de hiç giymediklerini de çıkardım. Pıtırcık'a bilhassa 9-12 için alışveriş yapmak istiyorum indirimlerden. Ama bu sefer gelecek hediyeleri de akıldan çıkarmayacağım. Okuyan gebeler sizde çıkarmayın. İlk heves siz alıyorsunuz, aileler, eş dost derken kullanılmadan kalkanlar bile oluyor.

UE'ye de biraz alışveriş yaptım indirimden.

Analar yarımşardan beş alışveriş yapar diye birşey yok değil mi:))

Anneler ve Kızları...




Bizim bir Yaso'muz var. Bizi şımartmayı pek sever.

Yakın arkadaşımla bir hafta arayla gebeliklerimiz var. İkimizin de kızları olacak. Arkadaşımdaki buluşmada İlkim Öz'den Anneler ve Kızlarını hediye etti ikimize.

Kitap doğumdan evliliğe anne kız ilişkisini irdeliyor. Okunması kolay bir kitap. Ama sanırım zaman dilimini çok geniş seçtiği için derinlikli bir anlatım içermiyor. Fazla giriş seviyesinde. Ama kitabı okurken, kızımı ve evrelerimizi hayal etmek çok güzeldi. Tekrar tekrar teşekkürler Yasocum.

Bir ana kızın yaşantısındaki en önemli figürlerdendir teyzeler. Pıtırcık Yaso teyzesi olduğu için çok şanslı. Ben de senin gibi bir arkadaşım olduğu için.

Doğumgünün hiç internet aleminde kutlanmış mıydı? Bu da benim sana doğumgünü hediyem olsun;) Nice nice mutlu yaşlara.

UE, ben ve DE seni çok seviyoruuuz...

22 Aralık 2010 Çarşamba

Emzirme Reformu Gerekli

E mzirme Reformu Gerekli mi gerekli
M erak etmesin gebe anneler sütleri mutlak yetecek olduklarında bebekli
Z ahmetsiz, bedava, içeriği muhteşem anne sütü verilmeli ilk 6 ay sürekli
İ çinizdeki coşkunun yerini ne tutar, bir bağdır bu ana bebeğiyle ekli
R astsal değil kanıtlı kilo vermeye katkısı, emzirerek kalınmayacağı göbekli
M alum, bolca su ve iyi beslenmek yeterli, gereksiz beslenmek baklavalı börekli
E mzirdirdikçe artacak sütünüz, sakın demeyin ya bozulursa benimkilerin şekli


R eform kapsamında sadece anneye değil tüm topluma olacak kazanımlar
E trafımızdakiler anlamalı yorucudur emzirmek, duymalıyız hep "canımlar"
F azla geliyor duymak sütün yetmiyor, beslenmesine mama takviyesi katalımlar
O lumsuz düşünce ve yorgunluktur süt düşmanı,duyun etraftaki hanımlar
R uhumuza iyi gelecek arada bebeği bırakıp, çıkıp dolanıp yapmak salınımlar
M utlu annenin sütü fışkıracak özetle, gereksiz yapmak bol bol tanımlar
U mursayın doğal bir şey yaptığımız, olmasın bize ters ters bakımlar

G elin tüm toplum reformumuza sahip çıkalım
E n başta iki ayrı görüşteki Sağlık ve Çalışma Bakanlığı'nın kapısını çalalım
R azı gelmeyelim izin baskılarına, mesaiye değil, bebeğimize kalalım
E n doğal hakkımız, hazır olsun odalar hijyen içinde sütümüzü sağalım
K aç hastalığa çare ana sütü, ana sütüyle ilerki hastalıklara önlem alalım
L afta değil mevzuatta sorunlara çare bulalım
İ steğimiz güzel bir gelecek, onun için gelin beraber olalım.

19 Aralık 2010 Pazar

Zevklerin ne çabuk değişiyor, UE.


Mumuk dönüp bakmadığı bir kitaptı. Şimdi elinden düşmüyor. Geçen babasıyla bir bakmışlar. İlgisini çekmiş. Şimdi sabah hışırtıyla gözümü açtığımda bir de ne göreyim bizimki Mumuk okuyor. Halasına 15 kere mumuk okuttu. Odama gidip okuyalım derken hala artık kaçıyordu:))

Yılbaşı, hediyeler, mutluluk...



Yılbaşı hediyelerim gelmeye başladı. Süt köpürtücü. Köpürtülmüş süt bence kahveye apayrı bir lezzet veriyor. Bir fincan kayfenin hatrı kırksa köpürtülmüş sütlüsünün en az 50 yıldır.

Yanında da Grand Kanyondan gelen kitap ayracı. Ayraç geldiğinde pıtırcık benleymiş de benim haberim yokmuş. Kitaba da o dönemlerde başlayıp sonuna ramak kala kocaman bir ara verdim. Yakında detayları burada.

18 Aralık 2010 Cumartesi

28. hafta - Ayva yersen bebek gamzeli olur:)

Genleriyle mi oynandı, boğaza durmayan ayva ağaçlarının sayısı mı arttı bilmiyorum. Bildiğim tek şeyse bu sene ayva yemelere doyamadığım. Ben ayva yedikçe beni görenler ayva yersen bebeğin gamzesi olur diyorlar. Bakalım göreceğiz:))

Hamile bir insana çok kilo almışsıııın, ay ne kadar elin yüzün şiş demeyin;) Bunun kimseye faydası yok. Bir iş arkadaşım bana arkadan bakınca hamile olduğun anlaşılmaz dedi. Öyle olmasa bile bunu duymak insana çok iyi geliyor, üçüz mü doğuracaksın bu ne göbek yerine;) Ebru Şallı değilseniz, alınan 12 kilo ile çok muhteşem görünme şansınız zaten yok. Üzmeyin leyyyn hamileleri. Hamileler kütük bacaklarına bakıp yeterince üzülüyorlar zaten.

Ayrıca hamile insan hassas insandır. Arayın sorun, ben aranılıp soruldukça normalden daha çok mutlu oluyorum.

Bu hafta kalp çarpıntıları, bacak şişmeleri derken geçip gidiverdi. Neyseki Nuray'ın yorumlarda bahsettiği bel ağrılarıyla tanışmadık.

UE, ben çekecem diye tutturur olduğundan beri fotograf makinesiyle aramız bozuk. Nerdeyse hiç hamile fotom olmayacak. Pilleri şarja koydum. Yarın başlıyorum hafta hafta gebe fotograflarına.

Bebeğin adını kesinleştirdik mi diye sordum şimdi babasına. Evet dedi. DE oluyor galiba. Ama gün doğmadan neler doğar, gecenin sonunu bekleyelim;)

Tüm gebelere sağlıcak, bebeklere güzellikler, babalara da koştur koştur için bol enerji diliyorum.

17 Aralık 2010 Cuma

İlerde okuyup gülmelik.

Teyzesiyle sohbetinden..

T: UE, boo-boo yu mu (ayısı) tekiri mi (balığı) seviyorsun?
UE : Boo-boo'yu.
T: Boo-boo'yu mu jelibonu mu (teyzesinin ayısı)?
UE: Jelibonu
T: Jelibonu mu, maymunları mı?
UE: Maymunları.
T: Maymunları mı, tekiri mi?
UE : Tekiri.

Çıkın işin içinden bakalım:))

Rüya...

Sabah uyanınca hep soruyoruz ne gördün rüyanda diye. Hep cevabı uçak. Bir sabah dedesi sordu ne gördün diye. Cevabı E'nin kremini sürüyodum onu göödüm oldu (mustela kremi). Dedesi bana da sürer misin kremden diye sordu, UE'nin cevabı senin kağnında E' yok, süümem oldu - senin karnında E yok, sürmem.- (arada önceki sesliyi uzatıyor arada ğ arada v arada y yapıyor r leri) .


UE, gün içinde öğrendiklerini anne babaya aktarır. Ama taze bilgilerin karışıverdiği olur.

D: UE, denizlerin en vahşi balığı nedir?
UE: Balık ördeği.
A: Hııı?
UE : Balık köpeği.

A: UE, ısınan hava ne yapar?
UE: Yukarı çıkar.
A: Peki soğuyan hava?
UE: Aşağı düşer, sen büyüksün düşemezsin.


A: UE, Graham Bell ne bulmuş?
UE: Cep telefonunu, düşmesin diye masa telefonu yapmış.

UE, annesinden Egemen masalını ister. Anne anlatır. Ama masal artık soru cevap şeklinde anlatılmaktadır. Anne market faslında süt cevabını bekleyerek sorar Egemen en çok ne severmiş? Cevap biya (psst diye açılan her şeyin adı bira ve açma faslına bayılıyor.)

Bir başka Egemen masalı anlatımı sırasında Egemen'le markete gidip ne yapmışlar sorusuna alışveriş cevabı yerine : Egemen maakette (markette) yere otumuş (oturmuş). Kiiili (kirli) çocuk olmuş. Bi tane taş atmış, evine kaçmış. Hayallerindeki herşeyi Egemen'e yaptırdı sanırım.

Bannesinde oynarken, halasının geleceğini söylemişler. Bizimki gidip odamı toplayayım halam kızmasın demiş. Halası hiç dağınıklığın lafını etsem bari diyor. Uydurukçuluğuna çok alışkınız da odasını toplmasına pek şaşırdım.

Koltuğun tepesine çıkıp ben sıcak hava oldum, aşağıya inip soğuk hava oldum diyor.

Tahtasının kelebeğini bulmuş. Onu ver onu diyip duruyor. O ne oğlum diyince bir müddet düşündü baktı ismini bilemiyor, hemen uydurdu "çizmek". TDK ufaklıkları da kadrosuna katmalı bence.

11 Aralık 2010 Cumartesi

27. hafta - Çıktık koca göbekle 27 haftadan.

Gebelikte üçüncü dönemin ilk haftası da geride kaldı.

Ahmet Haşim'in ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden dizelerini bana yazdığını düşünmeye başlamıştım. İlk hamileliğimde sanmıştım ki ya güldür ya lale...
İki merdiven çıksam kalbimin gümbürtüsüne komşular kapı açacaklar.

Sinemaya gidip tüm akşamı uzanmadan geçirince ayaklarımın balonluğuna kendim inanamadım. Ankara'ya ilk kar yağıp da kar botlarıma külkedisinin üvey ablaları gibi girmeye çalışınca, hem de bunu sabah arkadaşıma kahvaltıya giderken yaşayınca ve de hafta 27 olunca, ilerleyen zamanlardaki ayaklarımı merak etmeye başladım.

27'de de yazılacak çok şeyim yok aslında. Aldığım 10 kilo dışında:)) Şişlerdendiiiir;)

Av Mevsimi.

Anneanne ile dede bizdeyken biraz gezip tozalım dedik. 3 aydır (yazarken uzun da geçerken ne hızlı zaman) doktoralar, hamilelik yorgunlukları, araya giren işler, UE de bizi özledi derken hayallerimizi gerçekleştiremedik. Dün akşama kadar.

İşten çıktık, soluğu Armada'da aldık. Sekiz seansı dopdolu olduğu için 9:30 seansına biletlerimizi aldık. Beyceyzim daha önce bir kaç kez test ettiği, Kırkpınar lokantasına götürdü beni. Ezogelin çorbası fevki, tutmadı lokantayla saricizmelinin ciğer zevki (yaprak givi ciğer yağda kızarınca çok yağlı geldi bana), köfteler mukemmel sürmedi beş dakika mideye sevki, sıcak ekmekleri var ki bu mekanı yapar bana mevki, manda yoğurtlarını mayalayan ustanın adı olabilir mi şevki? Sonrasında biraz alışveriş, sonra kahve dünyasında kahve molası veeee Av Mevsimi.

Biz filmi çok beğendik. Bilhassa da Cem Yılmaz'ı. Ejder Kapanı'nı da sevmiştim (ama onu evde izledim). Ama oylama yapsam benim oyum av mevsiminden yana. Bir de seans 9:30 da olunca, erkenden sızan gebe ne yapar kaygım olmuştu. Film hiç koparmadan harika bir şekilde aktı gitti.

Cem Yılmaz'ın türküsünü ben de çok beğendim. Ah Bu Gönül Şarkıları'nı söyleyişini de çok sevmiştim. Bülent Ersoy'un gençliğindeki sakin söyleyişine bayılırım ben. Yırtınmadan. Cem Yılmaz'da da bunu seviyorum. Sakin, içten, dokunaklı...

4 şubatta gösterime girecek olan Aşk Tesadüfleri Sever'e de gider miyiz geyiği yaptık. Ya filmde doğurursan sorusuna, burası hastaneye sinemadan daha yakın cevabını verdim.

Eve gittiğimizde ayaklarımın görüntüsü inanılmazdı.

UE, biz yokuz diye hiç caz yapmamış. Ama gece iki kere uyanıp dedemi isterim sizle uyumayacağım dedi, dedesiyle uyudu. Sanırım bizsiz akşam ses etmese de hoşuna gitmemiş. Neyse ki sabah yanıma gelip sırnaştı bana da vicdan azabına gerek kalmadı.


Ben UE'yi bırakıp ara ara sinemaya gittim. Ama bulduğumuz fırsatları daha çok yemek yemekle değerlendirmiştik( türk ailesi). 2.5 sene sonra sinemaya gitmek, üstüne filmi beğenmek iyi geldi bize.

Şimdi akşam yemeğini bir akşam az yiyip gece vakti işkembeci de soluğu almak kaldı. Gün için de o kadar çok yiyiyorum ki, akşam azıcık da yesem çok yemiş hissim oluyor. Bu işi projelendireceğim şimdi.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Kıskanırım seniii ben...

UE E'yi severken, Anneanne E yerine konuşur. UE ananeye döner "sen sööööveme (sen söyleme)" der...

Aradan vakitler geçer...

UE E'yi severken, anne teyzeye sorar "sen E'nin de teyzesi misin?". Teyzenin cevabını UE beğenmez, diil diye ekler. O sırada anneanne E yerine konuşur, I. benim teyzem değil der. UE bu sefer anneannenin söylemesine kızmadığı gibi annesiyle teyzesine döner, "diilmiş" der:))

Halası kuzeninin halası değil, E'nin hiç değil. Anneanne, babaanne ve dedeler de hep UE'nin;) Bu derste biraz uğraşacağız artık;)

Mim - Fadiş

Fadiş beni mimlemiş. Konu şu:

"Kitaplığınızın karşısına geçin.Gözlerinizi kapatın.Derin bir nefes alın.Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın.Bir kitap seçmiş durumdasınız.O kitabı satın aldığınız, ya da hediye gelmiş de olabilir, anı hatırlamaya çalışın.İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin.Evet, ne güzel bir koku bu!55.sayfayı bulun.Sayfayı tekrar okuyun.Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.Daha sonra siz de 3 arkadaşınıza cevaplaması için gönderin..."

Bizim evde iki odada kitaplığımız var. Daha çok sevdiğim kitaplığı seçtim. Duvar boyunca dört parçadan oluşuyor kitaplık. Gene hile yaptım, romanlarımızın olduğu bölmenin önüne geldim. Ve denilenleri yaptım.

Sabahattin Ali - Bütün Öyküleri I. Öykü sevmeyen saricizmeli'nin öykülerini sevdiği yazar. 20 Nisan 2001 Ankara'da alınmış kitap. 55. sayfayı açıyorum. Birdenbire Sönen Kandilin Hikayesi...

"Binanın niçin bu şekilde yapıldığını ve sonra hangi cehennem nefesinin buralarda estiğini kestirmek imkansızdı. Keskin bir bıçakla açılmış hissini veren ince uzun pencereler korkutucu bir karanlıktan başka hiçbir şeyi açığa vurmuyordu."


Kitaptaki öyküleri 1930larda yazmış yazar. 80 sene sonra bile ne kadar güncel.

Teşekkürler Fadiş, gezindirdin beni eskilerde. Aysema öğretmeninki kadar okuma zamanı hşkayesi etkileyici bir kitap denk gelmese de;)

Ben deeeee, Bambino'nun annesini, Birinci Suskun Şahsı veee Hayat Güzeldir'i mimliyorum.

5 Aralık 2010 Pazar

26. hafta - 2. dönemi kapadık 3. başlıyor.

Eğer ki iş çıkışı eve gelip ayaklarımı uzatmadım da bir yerlere gidip oturduysam bileklerimin kalınlığına inanamıyorum. UE de bu şiş olayını daha geç yaşamıştım ve de bu kadar şişmiyordu ayaklarım.

2 sene yaşlanmak, her hamililiğin ayrı olması başkalaştırıyor durumu. Ama hamilielik öncesi Başbakan'ı dinlesem mi diyordum, şimdi 2 yeter der oldum:)

26. hafta da geride kaldı. 2. dönem bitmiş oldu. Kuramda bu dönem 1. dönemdeki kusma, halsizlik, duruma alışma sıkıntılarının bittiği keyifli bir dönem. 3. dönemde bebek büyüdüğü için bekleyen sıkıntılar söyleniyor. Baş yukarı durduğu için, kalp çarpıntılarıyla sonlandırdık 2. dönemi. Pıtırcık büyüdükçe sorunlar da büyüyeceğe benziyor. Ama ne diyoruz, bir dahası yok, sıkıntılarıyla beraber tadını çıkarıyoruz;)

UE gelir annenin karnına başını koyar. En sevecen sesisyle E diye seslenir.
E: Abi canım abim (tiz bir ses tonuyla anne konuşur). Beni bırakıp banneme gittin. Ben seni çok özledim.
UE : Gitmedim (E uyduruyormuş, UE ilk defa duymuş gibisinden şaşkın bir sesle cevap verir. Maksat E'yi kandırmak:))
E: Beni ne kadar seviyosun?
UE: 3 kere.
E: Bana hangi oyuncağını vereceksin?
UE: Kocaman tırımı (kocaman tırıyla bu aralar hiç oynamıyor, sanırım bir kakalama durumu var).
E: Başka?
UE: Playdoo oonıcam senle (gene kıyamadı, en sevdiği oyununa davet ediyor).

UE sohbeti sonlandırır, annenin karnına saldırılarına başlar. Nedir bu toplumda kız çocuklarının abilerinden çektiği canım;)

Kilo Alımı : 9 Kilo (Ne kadarı sudur bunun:) 1 kilosu bozadan geldi, 1 kilosu da kabak tatlısından 7 diyebiliriz:))
Sıkıntı : Bileklerdeki şişler, kalp çarpıntıları.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Kerebiz - Kerevizli Tarifler...

Biz kerevizin çiğden salatasını çok seviyoruz. Geçen sene bu vakitler daha çokça püre yerken patates kereviz püresini pek severdi. Bu sene püre yapmak istemediğimden, ve çiğ salatasının UE'nin damak tadına uyacağından emin olamadığımdan kerevizli tariflere bakalak olmuştum.

İlki, Yasemin Mutfakta'dan
1 adet kuru soğan, 2 diş sarımsak ,2 adet kereviz. (Eğer sapları üzerindeyse sakın kestirip atmayın. Onlarıda ekleyin.), 2 adet portakal, tuz , karabiber, 1 adet limon,1/2 çay bardağı zeytinyağ (benim yağım çok çok daha azdı. az yağlı pişirip UE'ye yağ ilave ediyorum. böylelikle pişmemiş yağ da alıyor).

Soğanı sarımsağı yağda öldürürken, suya limonu sıkın, kerevizleri küp küp doğrayıp suda boğun:) 2 portakalın ümüğünü sıkıp elde ettiğiniz suyu da ekleyin, tuz karabiberde sallandırdınız mı, o kendi kendine pişecek.

UE, kerebiz kerebiz diye diye kendinden geçerek yedi.

2. tarif Sabah Gazetesi'nden Elif Korkmazel'den.

1 kereviz, 1 soğan, 1 patates, 1 havuç (ben 2 kattım) tavuk suyunda pişirilir. Kerevizin saplarını pek güzeldi onları da ekledim tarifte olmamasına rağmen. Blendırdan geçirilir. 1 sb tel şehriye eklenir. Terbiyesi için 1/2 sb süt (ben bir sonrakine 1 sb yapacağım, bir gün sonra yenilince çok koyu oldu su katmak gerekti), 1 yumurta sarısı, 1 limon (ben 1/2 yaptım) eklenir.

Bu tariften 8 tabak çorba çıkıyor. Bu aralar biz kalabalık olduğumuz için sildik süpürdük, ama şehriyesi azaltılarak tabak sayısı da azaltılabilir.

UE bu çorbayı da yaladı yuttu. Gene yerken kasesine yağ ekledim.

Bu arada çorbaları önce koyu yapıp, 2 minik kapa ayırıyorum. Sonra sulandırıp kıvam veriyorum. Böylelikle daha fazla besin alıyor. Kaktırgaç anne formülü.

25 aylık UE'nin en en sevdiği oyunlar...

25 aylık bir çocuk pek çok oyun oynar. Ama bizimkinin en en sevdikleri şöyle:



UE, neeeede?

Buuudaaamış...

İlk resimdeki peluşlar ve resimde olmayanlar, canı arkadaşları. Onları etrafına dizip birlikte uyuyacak kadar çok seviyor. Daha önce dönüp bakmadığı ekip şimdi çok öncelikli. Ayısı boo-boo, balığı tekir, köpeği minder, kuzusu memiş, köpeği köpecik.

Ve de legoları, pencereli köşk yapıp içinden bakmaca, kule olup yıkmaca, köprüler yapıp içinden hayvanları geçirmece vb.

Bilimum saklanmalar. Kişi bulunur bulunmaz, biii daa denerek aynı yere saklanılır oyun defalarca sürdürülür...




Elbette playdoo ve şekillendiricisi... Kardeşiyle oynama hayali kurduğu oyun.







Matkap halen en korktuğu şey. Korkusunu yenmek için "kağanlıklaada matkap olmaz" repliğini tekrarlasa da;) Matkap ve tamir aletleri...






Aah kepçesi de kepçesiii....





Sabun atmaca : Hayali sabun atılır göz yakılır. Teyzesinden kalmak istediğinde, biz Armada'ya gidelim dediğimizde Armada'ya, tatlı bir oyun anında soyadın ne diye sorup oyununu bozup sinirlendirdiğimizde soyadına sabun atmışlığı da var;). Kendi gözünde hayali cam var. Benden gözlüklerimi çıkarmamı isteyip sabun atıyor. Sonra neyse ki su atıyor merhametli çocuk.

Abidin: MEvsim geçişinde üşümesin diye kapşonlu yeleğini giydirmek için uydurduğum oyun. Kapşon takılır gözler kapanır Abidin olunur. Karşı taraf Abidin'i görüp itiraz eder. Biz UE'yi isteriz der. UE gözlerini açar burdayım der. KEndi kendine oynerken de Abidin sen git diyor. Oyunu geliştirdik, ben gözlerimi kapatıp Abidinin annesi Abdiye oluyorum, babası da Abidinin babası Abdi. UE arada Abidin'lere gittiğini iddia ediyor. Evleri taaa ordaymış. Abidin'in de kepçeleri varmış ama UE'ninkiler daha güzelmiş:))

Kağanlıklara Gitmece: Karanlıktan korkuyor. "Beni tucağına al" diyerek oyunu başladıyor.Bazen de elele tutuşarak karanlıklara gidiyor. Orda oyun başlıyor. Sen kimsin diye soruyor. Diğer oyuncu cevap verip soruyor sen kimsin. UE diye cevap verip gene soruyor sen kimsin? Bu arada evin bütün ışıklarının kapanmış olması şartını araması oyunun tek sevmediğimiz yönü.

Resimlere Bakmaca: Gene ışıklar kapanıyor. Kalın perdeler açılıyor. Geçen araçların farlarıyla tavana yansıyan resimlere bakmaca oynanıyor.

Bilgisayar Okumaca: Kendi kullanımı bilgisayar okumak. Sabahları benden izin isterken de bilgisayar okuyabii miyim diyor. Oku diyince bilgisayarı açıp okumak için bekliyor. Kendi resim masası da hayali bilgisayarı.

Ses Kısmaca: Karşıdaki şahsın sesini kısıyor. Sesi kısılan hiç ses çıkaramıyor. UE, sesi açtıkça ses yavaş yavaş artıyor.


Anne Cafe'nin sayfasındsa görüp hoşuma giden oyunu denedim. Sepet alıp her odadan bir nesne alıyorsunuz, sonra nerden almıştık diye hatırlamaya çalışıyorsunuz. Bizimkini henüz sarmadı.

29 Kasım 2010 Pazartesi

UE'den inciler...

Gece Uyku Öncesi...

Parktaki abiye vudum. Evime kaçtım. (Sanırım yeterince aksiyonlu bulmadı).
Parktaki abiye vuuudum, koşa koşa evime kaçtım. (Atraksiyon iy ide olay örgüsü zayıf geldi).
Parktaki abiye vuuudum, koşa koşa evime kaçtım, kaçarken çantamı attım, İzzet aldı.

İzzet babannesinin apartman görevlisi, UE'nin balkondan çaktırmadan attığı nesneleri oğlan bunları da atmış diye getiren. Atılanları alır İzzet, kaçarken de atılsa kaşla göz arasında da atılsa:))

Öylesine laflarken...

Kardeşinin ikinci ismi tamam, ilk isim arıyoruz. UE, kardeşinin adı ne E. olsun sorusuna, Kocaman E. olsun diye cevap verir ve ekler: Masaya otursun yemek yesin. Hızını alamaz, bana et napsın ham ham yiyeyim. Anne amanin der, yoksa kızlar yemek yapar algısı mı oluştu. Sorar dedeler de et yapar mı UE, napar cevabıyla anne derin oh çeker... Oğlu sadece uydurukçudur;)


Bayram ziyaretinde, yan komşumuzdayız, başka bir misafirleri de var tanımadığımız...
Komşu spor hocasının spor salonundan ayrıldığını söyleyince UE yanıma yanaşır, sen git demişler gitmiş yorumunda bulunur. Bayıldığı bir kalıp bu aralar sen git:))

Komşunun misafirleri kalkar, UE kaşla göz arasıdna pek sevmiş misafirleri. Sübata'ya gidelim senle der misafir beye. Ekler. Montunu giy, ayakkabını giy. Misafir bey sorar nasıl gidilir? UE yoldan camı gösterir başlar tarife ooodan git, arabana bin, garajdan çık, sola dön. Sübata'nın adresini de vermiş olduk gitmek isteyenlere:))

Banne ve dedeyle telefonda konuşurken....
İşiniz bitsin koşa koşa gelin. Bu durum yetmemiş olacak ki. Trene binin hemen gelin diye ekler. Ki banne ve dede trenle gitmedi.

- Banne-Dede gelince ne yapacaksın UE?
- Dikkat dikkat yapacağım (ne demekse?).



Akşam sohbetinden
Baba sorar: UE, sana bayamda para verdiler mi?
UE: Verdiler.
Baba: Kim verdi?
UE: Banka. (Dedesi, hoşuna gidiyor diye parayı bankamatikten çekip vermişti).


Çarpım tablosu çalışmalarından...

İki kere iki kaç eder UE? Döyt.
Peki üç kere üö kaç eder? Baba cevap verir sekiz. UE: Sen etme ben edecem!

Banne ve dede İstanbul'dan dönüp UE'ye aldıkları montu verince...

UE, dolaba koşar montunu gösterir, benim montum vaaaa:))

Öznur'larda laflarken...
Anne: Nigar Teyzesi aldığın gömlek yakışmış mı? Teşekkür ettim mi UE?
UE teşekkür eder ve ekler bi daa bana gömlek aaama.

Nigarlarda Kahvaltıda...

Anne: Nigar Teyzene eline sağlık dedin mi UE?
UE: Eline saaağık. Bi daa veeeme.

28 Kasım 2010 Pazar

25. hafta- Annenin kontrolleri.

Abiyle baba uyudu, ana kız kahve kek keyfi eşliğinde yazıyoruz.

Bu hafta doktor kontrolümüz vardı. Sıra annenin kontrollerindeydi. Gizli şeker var mı bakıldı, çok şükür yokmuş. Bu test uzun vadede bir şeker hastalığına yakalanma olasılığının olup olmadığını da gösterirmiş. Kan testleri yapıldı. Test sonuçlarını aldığımızda baba ile demir hapı kullanmam gerektiğine karar verdik:)) Lökositin hamilelik sırasında yüksek olması gibi bazı değerlerin de düşük olması normalmiş. Doktorun sonuçları bağlantılı olarak değerlendirmesini bekleyin:)

Pıtırcık'ın keyfi yerinde. Kalp çarpıntılarımı söyledim. Baş yukarı durmasından kaynaklanıyormuş. Sırtüstü uzanamama, bir şey düşecekmiş hissi, kalp çarpıntıları bu durumun sonuçlarıymış. Baş aşağı dönebilir (dönmeyedebilir, ama artık normal doğum söz konusu olmadığı için çok da önemli değil) bu durumda sıkıntılar geçebilir.

Kilo alımım biraz hızlı gitti, bildiğiniz bir diyetisyen var mı diye takıldım, henüz o boyurtta değil bolca yürü dedi. Bir de hamuriçi gibi tehlikeli sularda yüzmüyorsan çok sorun değil dedi. Yediklerimin çok dengesiz olduğunu düşünmüyorum. Kahvenin yanında gördüğünüz kek geçen tarifini verdiğim koca kekte 1/2 su bardağı şekerli, bana düşeni 1 dilim olan kek. Yersem kabak tatlısı ya da sütlaç yiyiyorum. Bir incir kurum var, bir de hurmam. Biraz tohumlardan da yağ geliyor. Ama pıtırcık için gerekli kaynaklar. Hemşiresi de ben kötü gitsen söylerim, bebeğe alıyorsun dedi. O an hoşuma gitti, ama sonra düşündüm 6 kilo doğmayacak ya canım bu çocuk:))

Dopler ile benim damarımı kontrol etti. Hamileliğe bağlı tansiyon riski görünmüyor. Ayak bileklerimdeki şişler normal. Yukarılarda olan şişler risk içerir dedi. Bacaklara bastır bırak kontrolü de buna yönelik sanırım.

Bu arada Pıtırcıkım ilk kez net biçimde yüzünü gösterdi. Abisinin kopyasıı... Habire hareket halinde hiç uyumuyor mu dedim, canım yatakta yatmıyor ya yer çekimi etkisiyle düştüğünde de hareket olarak algılarsın dedi.

Fırsat bulduğumda adım atmaya gayret göstererek, kalp çarpıntılarından nefes nefese kalarak, UE'nin E.'ye bakacam istekleriyle hem bunalıp hem çok mutlu olarak, Pıtırcıkın hareketleriyle...

Annecik kuzusu, ah ne de çabuk geliyor bu gebenin uyksuu, tezi bekler oysa yazılacak sayfalar dolusu, belki iyi gelir yiyeyim bir incir kurusu, mutlaka oluyor doktora sorusu, hamileiym diye bolca ötüyor borusu, yürüyecek olsa Ankara'da Emirgan korusu, işte böyle geçiyor günler....

Bu sefer bolca tecrübe birikimimiz Pıtırcık'ın avantajı. Ama bolca abiden kalan giysi ve oyuncak da dezavantajı. Ama Pıtırcık'a özelleri de unutmuyoruz. İşte ona aldığımız ilk oyuncak.



Kilo Alımı: 8.5
Haftanın Sıkıntısı : Kalp çarpıntıları
Pıtırcık : 712 gram (tam 25 haftalık)

25 Kasım 2010 Perşembe

Şadan Karadeniz ve Ünzileler ve Türkanlar...

Kan tahlili için sabah erkenden laboratuara gittim. Sıramı beklerken karşıdaki iki teyzenin zarafetleri ve konuşmaları dikkatimi çekti. Bu sırada bankodaki görevli seslendi, "Şadan Karadeniiiiz..". Tahliller ile ilgili Şadan Hanım'ı bilgilendirirken doktorla saatlerinizi ayarlayacaksınız dedi. Kulağı aşırı tırmalayan bu kullanıma Şadan Hanım'ın cevabı randevu alacaksınız demek istediniz sanırım oldu. Ayarlamak, birbiriyle bağlantılı olarak zaman belirlemektir dedi. Bankodaki görevli, bir bilgi edinmiş oldum teşekkür ederim derken, Şadan Hanım'ın arkadaşı bizleri bilgilendirdi: "Şadan Hanım dil konusuna çok hakimdir dedi". Dil meraklısı ben de not ettim kenara ismini. Gelince internetten baktım ki ünlü bir çevirmenimizmiş Şadan Hanım.

Türkçeye Gülün Adı'nı çevirecek kadar hakim kadınlarımız, ifadelerinde hata yapsa da konuşabilecek güvene sahip kadınlarımız, sesi çıktığında şiddeti hisseden kadınlarımız, öte diyarlarda ses veremeyen kadınlarımız...

Yalnız 25 Kasım'da değil her zaman ses çıkaramayan kadınların aksak ifadelerle ve sağlam ifadelerle kadınlardan bir nefes duymaya gereksinimleri var... Kadınlar daha çok işimiz var!

Sesi çıkmazken çıkar olan kardelenlerin Türkan'ın da mekanı cennet olsun.

21 Kasım 2010 Pazar

24 hafta - Pıt pıt atıyor kalbim...

Bu hamilelik kesinlikle diğerine göre zorlu geçiyor (zorluktan bitiyorum anlamında değil bir karşılaştırma olarak) diğer hamileliğimin başlarında nefes alamıyor gibi olurdum gecenin bir vakti. Bu sefer böyle bir şey olmadı ama kalp çarpıntılarıyla tanıştım. Durduğum yerde bile çarpıveriyor. Annelik sürekli yürek çarpıntısı sanatı mı yapıyor bedenim bana;)

9 günlük kocaman tatil iyi geldi. Bol bol dinlendim. UE bize doydu. Biz yemek yemeye;) Doktor kontrolünün tatilden hemen 3 gün sonraya oluşu ne fena!



Pıtırcık bayram hediyelerini aldı. Hala İzmir'den Tanecik granül sabunu getirmiş. Granül günlerine geri dönüyoruz. Kullanınca yorumlarımı iletirim. Ama görüntü 10 üzerinden 10.


UE'ye hamileyken Nigar Hırvatistana gitmiş, UE'ye lavanta kesecikleri getirmişti. Bu kez Yaso Hırvatistan'ı gezdi geldi. İşte Pıtırcık'ın hediyesi. UE'ye de kaval gelmiş, tam da bizimki yalancı çobana tutulmuşken cuk oturdu.

Böyle arı gibi çalışkan ve de böyle şirin bir kız ol e mi pıtırcık! UE sen de bu sarkaçtan uzak dur, git kavalını çal.








Kilo Artışı : 8! Yazıyla sekiz:O Roma Rakamıyla VIII. Geçen bayram babanne, bu bayram anneanne birer kilo hediye ettiler bana bayram hediyesi. Anaye babaya üff bile demeyiniz kültüründen geldiğim için istemeye istemeye yedim, kikir:))
Haftanın Sıkıntısı: Kalp çarpıntıları.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Kan uyuşmazlığı...

Annenin kan grubunun negatif, babanın kan grubunun pozitif olması halinde kan uyuşmazlığından söz edilebilir, diğer hallerde değil.

Anne zaten kıymetli bir varlıktır, ama kan grubu da negatifse çoook çoook nadir bulunan bir anneye sahipsiniz dimektir, ananıza ekstra özen göstertin:P

Annenin kan grubunun negatif, bebeğin kan grubunun da pozitif olması halinde anne vücudu bunu tehtit olarak algılar ve bu yabancı maddeye karşı antikor oluşturmaya başlar. İlk hamilelik sırasında bu oluşum başladığı için çoğunlukla bebek bu durumdan etkilenmez, ama sonraki gebeliklerde artık vücutta bu antikorlar olduğu için risk oluşturur.

İndirekt Coombs testi ile negatif bir annenin vücudunda antikor varlığı test edilir.

Eğer bu test negatifse (sağlıklı olan bu) ve doğum sonrası bebeğin kan grubu pozitif tespit edildiyse RHOGAM (muadilleri de olabilir, bizim kullandığımız buydu) isimli iğne anneye uygulanarak daha sonraki gebeliklerde antikor etkisi yok edilmeye ya da azaltılmaya çalışılır. İlk 72 saatte bu iğne yapılmış olmalıi ama ne kadar erken o kadar iyi diye biliyorum. Bu durum kanamalarda,amniyosentezlerde, düşüklerde de söz konusu. RHOGAM'ı özel koşullarda saklamak ve taşımak gerekir. Biz ilk kullandığımızda hastane temin etmişti. Fakat daha sonra hastanenin verdiği bir belge ile Eczacılar Birli'ğinden temin etmiştik. Doğum öncesi araştırmakta fayda var çünkü vakit kıymetli.

Eğer bu test pozitifse farklı bir tedavi uygulanır. Nedir detaylarını bilmiyorum.

Benim doktorumun yaptığı çalışma bebeğin kan grubunu anne karnındayken bulma üzerine kurulu. Bebek negatifse bir risk zaten söz konusu değil.

Bunlar tamamen sıradan kan uyuşmazlığı annesi bilgileri. Anne - baba + ise mutlaka bir doktora danışın.


Olasılıklar, Mendel'e saygıyla...

Kan grupları ikilidir.

+ : +- ya da ++ olabilir.

- : eksi çekinik olduğundan mutlaka -- dir . Bu ikililerin çarprazlamasıyla bebeğin kan grubu oluşur.


Ebeveynlerin ikisi de pozitifken, pozitiflik içeriklerinden biri ++ ise çocuk mutlaka pozitif olurken,
Ebeveynlerden ikisi de pozitifken pozitiflik içeriklerinden ikisi de +- ise çocuk pozitif de olabilir negatif de... Ama anne pozitif olduğu için hiç sorun olmaz.

Ebeveynlerden ikisi de negatifse çocuk da mutlaka negatif olur, gene kan uyuşmazlığı söz konusu olmaz.

Ebevenlerden biri negatif diğeri ++ pozitifse çocuk pozitif olur, anne negatif olansa kan uyuşmazlığı olur.

Ebeveynlerden biri negatifken diğeri +- pozitifse bebek negatif de olabilir pozitif de. Anne negatif bebek pozitifse kan uyuşmazlığı olur.


Herkese uyuşmalı günler dileklerimle...

19 Kasım 2010 Cuma

Hamarat Bayram Saricizmelisi...


Tamam biliyorum, bayramda yapılması gereken tatlı baklavadır, ayva reçeli ya da kek değil. Yanına da su böreği yapılır poğaça değil. Ama bir uşak göbeğimde öteki eteğimde bayram saricizmelisi olarak yaptığım ayva reçelini, keki ve poğaçayı gururla takdim ederim. Zaten poğaçayla ilişkimiz bir selam gönder bari bayraaamdan bayrama ile sınırlı.

1 kilo soyulmuş ayıklanmış rendelenmiş ayvayı 4.5 su bardağı suda yumuaşttım. Sonra 1 kilodan biraz fazla şekerle kaynattım. Kıvama getirdim de getirdim. İlk yaptığımda şekerli gibiydi sabaha kendine gelmişti. Annem şekeri az olmuş 1 kilo soyulmamış çekirdekleri çıkmamış ayvaya bir kilo şeker olacaktı, çok dayanmayabilir reçelin dedi. Ama tadını fevki bulup boynuz kulağı geçmiş eferim de dedi. Reçel dayanır mı dayanmaz mı bildiremeyeceğim, çünkü maile bayıldık,dibine darı ekilmek üzre... Beyceyzim bir yandan ekmeğine bolca reçeli sürerken bir yandan biraz katı mı olmuş ne dedi.

Kekin tarifini Sofra dergisinde gördüm. Bazı damaklar için farklı gelebilecek bir lezzet, bakınız kardeşim. Ama bazı damakların bayılacağı lezzet, bakınız ben:))

3 yumurta 1/2 su bardağı şekerle çırpılır. 1/2 su bardağı sıvı yağ eklenir tekrar çırpılır diyor ben yağ eklemedim. 1 su bardağı irmik, 1 su bardağı süt, 1.5 su bardağı un, 1 paket kabartma tozu eklenir karıştırılır. Bunlar yapılırken bolca kuru üzüm (1/2 kase kadar koydum ama şeker az olduğu için biraz daha koyabilirmişim) 10 dakika kadar sıcak suda bekletilir. Una bulanır diyordu ben yapmadım hepsi yerçekimi kanununa karşı koydu, tepedeler:)). 175 derece fırında 45 dakika pişirilir. UE de pek beğendi. Tam uykudan uyandığında kek yenebilecek hale gelmişti. Tanrım tam Türk annesi oldum bayram bayram;)




Poağaça çocuklara çok uygun değil margarinli. Ama pek bi lezzetli:)

Bayramda kilo ölçümünü kenara koydum iyi etmişim değil mi?

Yemeğe, içmeye, sohbete, yan gelip yatmaya ve uykuya doydum. Ama yapmam gereken ve yapamadığım da çok şey var:((

Daha nice bayramlara hele de böyle 9 gün tatillilerine...

14 Kasım 2010 Pazar

23 hafta - Göbek büyüyor, anne yürüyor, giysiler türüyor...

23. hafta da geride kaldı.

Bu hafta spor ayakkabılarımı çektim bolca hareket ettim. Bir boş öğlenimde LCW'de soluğu aldım. 3 parça üst aldım. 1 tane de 3xl eşortman altı. Fiyatları oldukça makul LCW'nin.

Premaman'dan 100 liraya aldığım bir pantalonun yanında gayet makul. Hem de ilerleyen zamanda da giyim olasılığı söz konusu, 3XL'nin değil tabi - çok şükür- .


Bu arada özel hastanelerde yeni moda bebeğin doğar doğmaz yıkanması. A.Ü. Tıp Fakültesi'nde doğum sonrası böyle bir uygulama yapılmamıştı. Geleneksel yöntemlerde de yok. Bebek anne karnında Verniks adı verilen koruyucu bir tabakayla kaplı. Doğum sonrası da bu tabakanın koruyuculuğu devam ediyor bir müddet. Doğar doğmaz bu tabakayı yıkayarak koruyuculuğu da yok etmiş oluyoruz. O nedenle Pıtırcık'ın babasına sıkı tembih ettim. Asla ve kata bebeğin yıkanmasına izin verme.

Bir de önceki doğum sonrası bana bir iğne yapmışlardı. Sorduğumda rahim kasıcı iğne demişlerdi. Normal doğum numarası çekiyorlar bünyeye. Ben sonuçlarından memnun kaldım (tabi iğne yapmasalardı ne olacaktı bilmiyorum ama bu haliyle sonuç başarılı). Bu kez de iğnenin yapılması için öncesinde doktorumla konuşacağım.

Kan uyuşmazlığı olan aileler. Amaniiin dikkat. Biz A.Ü. Tıp Fakültesi'nin bu konudaki çalışmasına denek olarak katılmamıza, doğum öncesi hastanede 5 gün yatmamıza rağmen doğum gecesi benim elimdeki kan grubu tanıtım kartını beğenmeyip kendi Üniversite'lerinin kartı olması gerektiğini bildirdiler belgeyi verecek bankodaki çalışanlar (beş gündür aklınız nerdeydi yapaydınız kartı vereydiniz!) gerekli belgeyi vermekte sorun çıkardılar, neyseki sorunda diretmediler. Hastanenin verdiği bir belge ile Eczacılar Birliği'nden temin ediyorsunuz kan uyuşmazlığı iğnesini (Devlet hastanesi uygulaması da olabilir, şu an değişmiş de olabilir). Ve iğnenin çok kısa sürede yapılmış olması gerekiyor. Böyle bir durum varsa doğum öncesi hastaneyle görüşün. Bizimde denek olarak katıldığımız çalışmada anne karnında bebeğin kan grubunu belirlemeyi çok yüksek bir oranla başardı Prof. Dr. Acar Koç ve Doktor Mustafa Erkan Sarı (canı gönülden sevgilerimi yolladığım doktor).

Hamileliklerim ve doğum sonrası arkadaşlarımca çok şımartıldım. Şımartılmaya devam. Sırf bunalımama girmemek için 3. yü yapacağım, kesilmesin bu şımartılmalar:P (1. sonrası 3. için acaba derdim, ama bir çocukla hamilelik hiç kolay iş değil. Ve çocuklardan biri tekmeleri dışında ilgi beklemiyor). Yaso, maviş ve bana (aramızda bir hafta olan yakın arkadaşım) İlkim Öz'ün Anneler ve Kızları kitabını hediye etti. Kitaba başladım sanırım yarın biter. Yorumlar burada. Şımartılmayı, şımarmayı ve arkadaşlarım seviyorum:))

Kilo Artışı: 7
Haftanın Sıkıntısı: Şişen ayaklar

12 Kasım 2010 Cuma

Ordan Burdan Şurdan UE. İlerde okuyup gülmek için.

UE, Arşimet ve Newton'u öğrenir. Omletini yemediği zaman Demirel ne demiş Omlet vaa dı da ben mi yuttum demiş repliğini duyar (benzin vaadı da ben mi içtim türevi). Bardaktan su içerken elini soktukça Arşimetin bardağa elini sokup suyun kaldırma kuvvetini bulduğu öyküsünü dinler. Newton da sıkışmış araya. Öğrenmiş bizimki hikayeyi, elma kafasına düşmüş, çok acımış ağğamış Newton.

Egemen masalını replikler halinde söylüyoruz UE ile. Teyze masalların klasik bitişini hatırlattı bana. Ben tamamen unutmuştum. Ben pası alınca gökten 3 elma düşer biri UE'nin biri Newton'un biri de UE'nin annesinin başına diyip gol yaptım. UE de hemen yanıma geldi elma düştü başım acıdı öp diye:))

Oyunlara fena halde kendini kaptırıyor. Sabun atma oyunu var, hayali şekilde sabun atıp göz yakıyor. Ona sabun atıldığında ise gözü acıdığı için içli içli ağlıyor. Ancak banyoya gidip yüzünü yıkayınca susuyor. O nedenle gözünün önüne hayali bir cam takmışlar UE'nin asla sabun geçirmiyor. Camı çıakrdıysa da mutlaka elleriyle gözünü kapatıp sabun saldırısından kaçıyoor.

Playdoolarla oynarken elma yaptım, başına attım Newton oldun dedim. Koptu mu bir kızılca kıyamet başım çok acıdı diye. Bu fasılda hiç oyun oynamıyor, kaptırıyor kendini fena halde rolüne içli içli yaşlar gidiyor:))

Ben UE ile oynarken çeşitli şaklabnanlıklar yapar abuk subuk danslar ederim, sesimi inceltir kalınlaştırır yüzümü şekilden şekile sokarım. 3 kızın İbrahim Tatlıses'in Arap Kızı şarkısına kendi komik klipleri dolanmıştı geçen sene facebookta. Ben bayılmıştım. Bu sabah babama söyledim onu bulsana diye. İzleyince dedesine anne nerde diye sormuş. Bu delilerin arasında bir annem eksik diye düşündü sanırım;)

Geçenlerde mama sandalyesinde otuyordu, indir uzanıp dinlenecem dedi. Sordum ne yaptın da yoruldum diye cevap verdi oturdum:)



Bu resmini gördü, 10-15 dakika sonra öyle yatacam yataya dedi. Anlamadık sonra yatağına gidip bu pozzisyonu alıp gözleri kapayınca anladık, son noktaya ulaşmış başkalarını değil kendini taklit ediyor:)

Göbeğimi açop kardeşini öpüyor. Abi desin diyor. Kardeşi abi diyor. Sonra oyuncak istiyor abisinden. Abisi playdoo istesin diyor. Kardeşi playdoo isteyince bizimki bin pişman ama iş işten geçmiş. Ne yapsa da vermese playdooyu, hemen annesinin tişörtünü örtüp ekliyor E.'yi kapadım.

Bebek Alışverişi 2

Koş gebe vatandaaaş koş. Yazı dizisinin 2. bölümüne koş. Bu bilgileri böyle kolay kolay bir arada bulamaazsın. Ben vakti zamanında aramış bulamamıştım...


BRAUN IRT 4520 ATEŞ ÖLÇER
Bebeklerde cıvalı ateşölçer kullanımı çok kolay olmaz diye arkadaşlarımın tavsiyesiyle edinmiştim. Gene başa dönsek edinmek isteyeceğim bir ürün. Ateş düşükken göreli artış azalışı ölçmek için ideal. Göreli diyorum çünkü iki kulak arasındaki fark yarım dereceye varabiliyor. Peşpeşe iki ölçüm de farklı sonuçlar verebiliyor. Bir yüksek ateş sırasında civalı ateşölçer kullanımını da öğrenmiiştim. Hiç de zor değilmiş. Bu üründen edinseniz bile mutlaka bir de civalı ateşölçeriniz olsun. Ama unutmayın civa zehirli bir maddedir. Olura ateşölçer kırılırsa aman çocuğunuzu uzak tutun!




Philips Avent IVIA Kaplı ISIS Manuel Göğüs Pompası / Beslenme Sistemi

Yakın arkadaşım, aman biberona alışmasın dediği için, doğum sonrası 2 ay gittiğim doktora dersleri sırasında (emzirip çıkıyor 2-3 saate dönüyordum) anneme idare edebilirsen verme diyip evden çıkıyordum. Ama dolapta yedek süt oldupğunu bilmek beni rahatlatıyordu. Annenin sıcaklığını hissederek emmesi benim her zaman tercihim oldu. Fakat derse giderken, ücretsiz izin almadan önce bir gün çalışmak gerektiğinde, anne çok bunalıp dışarı çıktığında, hastanede bebek emmeyi öğrenmediği sırada sütü sağıp verirken, acaba süt mü yok diye düşünüp pompa testi uygulandığında çok önemli bir araç. Mutlaka edinin 2 kez kullanacak olsanız bile. Ben az kullandığım için manuel bir model işimi gördü. UE 11 ay civarındayken işe başladığım için iş yerinde sağmama da gerek kalmadı. Benim şartlarım için gayet uygun bir model. Ama daha çok kullanımlar için nasıldır bir fikrim yok.

Bu arada çok az sağdığım için süt saklama poşedi hiç kullanmadım. Kendi kaplarının varlığı benim için avantaj oldu.

Chicconun göğüs pedlerinden gayet memnun kaldığım için başka marka denemedim. Lansinoh krem çatlaklara birebir etkisi nedeniyle arkadaşlarımca övüldüğünden edindim ama kullanmadım. İlk bir iki gün olan çatlama problemi temizliği suyla yapmamdan kaynaklandı. Ninem zamanın anne sütüyle sil önerisiyle sorun kalmamıştı.

Emzirme koltuğu ya da yastığı benim hiç gereksinim duymadığım ürünler oldu. Geçen sefer salonda misafir varken UE'nin odasında emziriyordum. Şimdi o olanak ortadan kalktığı için İkea'dan bir sallanan sandalye edindim, emzirme koltuğu işlevi görecek bana. İlk zamnlarda bir yastık emzirme için çok destekçi olurken ilerleyen zamanlarda amuda kalkarak bile emzirilebileceğini bildirir, endişeye mahal yok derim.

Emzirme atleti diye muhteşem üründen gene arkasaşım aracılığıyla haberdar olmuştum. Ve kış doğumu olduğu için çok işime yaramıştı. Anne sütü çok çabuk bulaştığı ve hemen berbat koktuğu için en az 3-4 üst beden iç giysisinin tane edinilmesinde fayda var.

Rezene çayı benim süt için içtiğim çaylardan olmuştu.

Alacağınız pijama ve geceliklerinizde önden düğmeli oluşu emzirme için her zaman kolaylık sağlayacak. Seçerken dikkat. Gene süt lekeleri nedeniyle, normalden daha fazla pijama/gecelik bulunması gerekli.


Banyo Ürünleri:
Çocuk doktorumuz önce bir markanın ürününü deneyin. Alerji görmezseniz devam edin dedi. Ve şampuanını da sabunu olarak kullanabileceğimizi söyledi. Bizim tercihimiz sebamed oldu doğduğu günden bu yana. Mermerşahi denen kumaşlardan ağız silme bezleri ve banyo lifi türevi yaptık. Pişik problemi çok fazlaca olmadığı için olduğunda da zeytinyağı ile hallolduğundan başka bakım ürünü kullanmadık.

Giysilerini ilk altı ayda Hacışakir makine için granül sabun ile yıkadık ve hep ütüledik. Ama bu ürünün leke çıkarma kapasitesi sınırlı olduğu için sonrasında omomatik baby kullandık. Yumuşatıcı yok, narin programda.


Buhar Makinesi :
Arkadaşım kullanmadığı soğuk buhar makinesini vermişi. Ama doktorumuz hijyeni kolay sağlanmaz kendi çamaşırlarını odasındaki kalorifere sererek kurutun dedi. Bu yöntem bizim için yeterli oldu.

Nevresim takımı:
Taç linens ürünlerini kullandık. Gayet memnun kaldık. Bilhassa ilk başlarda kolay kirlenen ürünler olduğundan, yıka kurut ütüle zaman döngüsünü düşünerek en az 3 adet diyorum. Bize babanne, hala, büyük teyze, anneanne birer takım hediye etmişti. Babası da biz hastanedeyken 2 takım almıştı. 6 takım (şimdi iki çocuğa 3, 3 gayet ideal:)) mevcut elimizde.

Alt değiştirme:

3 kilonun altında bebekler için molfix'in ürünü çok başarılı. Ama sonrasında bizim tercihimiz hep Prima'dan yana oldu.

Can bebenin alt açma örtülerini kullanıyoruz, kullan atlardan. Bezlerini koyabileciğimiz ürün hediye gelmişti ve halen çok severek işimize yarayarak kullanıyoruz.




Havlu :

Şirin bornozlardan hediye geldi bize. Ama ilk dönem için en anlamlısı mermerşahi edinmek (çok hızla suyu emiyor ve kuruyor) ve da havlu. Bolca banyoları ve banyo sonrası kazaları düşünerek en az iki havlu diyorum. Özdilek kullandık geçen sefer. Bu sefer Chicco da aldık, ya naaaasip diyerek.

Sterilizatör:
Olmazsa olmaz bir ürün. Kısa sürede dezenfekte edebilmek için. İlk 6 ay doktorumuz UE'nin biberonlarını makineye koymayın demişti. Pompa ve biberonları bolca steril ettim. Sonrasında katı gıdaya geçince de kaşıklarını. Emzik kullandığı dönemde emziklerini.

Bebek bakım:
Saç fırçasını, tarağını ve tırnak makasını chicco tercih etmiştim. Memnun kaldığımı söyleyebilirim. Kullandığımız ürünler şunlar:

Chicco Kıl Tarak Fırça Seti



Chicco Yenidoğan Tırnak Makası 6526031 - 6526032




Burun aspiratörünü doktorumuz önermediği için edinmedik.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Aklımdaki Yılan

Yeliz'in mimi harekete geçirdi, bir kitap siparişi verdim. Bu sırada listemde olan Hatice Meryem'in Aklımdaki Yılan'ını da edindim. Daha önce Sinek Kadar Kocam Olsun Başında Bulunsun'u okumuştum. Devlet Tiyatroları'nda (Ankara) oyunlaştırıldı kitap. Geçen sene arkadaşıma doğumgünü hediyesi biletini almak istediğimde kapalı gişe oynadığını görmüştüm (bu sene durum nasıl bilmiyorum).

Aklımdaki Yılan İletişim Yayınları'ndan. Bir günde okuyup bitirdim. O zamanlar blog tutmadığımdan dönüp bakamıyorum ama önceki kitabı bende bu kadar iyi etki bırakmamıştı. Dili kullanımını çok sevdim kitabın. Ben kolay kolay hikaye okumayı sevmem, ama konu şu aralar çok benden olduğu için sanırım fena sardı. 8 anneyi anlatmış, Meryem. Keşke 16 olsaymış dedim.

Annelik meslektir toplumsal baskısını, kaliteli zaman, muhteşem anne dayatmasını, kızların annelerini çoğu zaman anlamamasını, anlamak için uğraşmamasını, annelerden kızlara geçen mirasları, doğuran mı annedir emek veren mi anlatmış.

Ben en çok doğurmak anne olmaya yeter mi, yoksa insanı emek mi anne yapar irdelemesini yaptığı Kadın Kadına Bir Hesaplaşma'yı beğendim. En çok da bu öyküde baktığı çocuğun annesine çocuğu arayıp sormuyor diye kızan kadının, baktığı kuşların annesi gelince onlara ben baktım büyüttüm şimdi neden geliyorsun gözlemi hoşuma gitti. Başımıza gelmeyen durumlar hakkında ne kadar da kolay konuşabiliyor, yargılayabiliyor, acımasızlaşabiliyoruz. Hem de yargıladığımız yönde tavır gördüğümüzde altüst olabiliyoruz.

Meryem bir söyleşisinde, "Anneliğin yüceltilmesini, hem bilinçli, hem de bilinçsiz olarak kadını köşeye sıkıştırmanın bir yöntemi olarak görüyorum." diyor. Ben de, ben de. Yücelt değer kat, sonra az ya da hiç sorumluluk al, değerler yücesi kadın atfedilen kutsallığına bakıp gıkını çıkaramasın. Akıllıca.

Gene aynı söyleşide ekliyor "Ben çocuklarımla ilgili bir anneyim ama ne onları boğacak kadar ne de onları kasacak kadar bir ilgi değil bu. Sürekli olarak dengeyi tutturmaya çalışıyorum. Mükemmel mi? Değil. Sıkıntılar yok mu? Bir sürü. Küçük oğlumu çok küçük yaşta kreşe verdim, çünkü kendimi geliştirmem için zamana ihtiyacım vardı. Evim pis olsun, dolapların arkası toz içinde kalsın, umurumda değil ama çocuğum böyle bir annenin çocuğu olduğunun farkında olarak büyüsün. Dolayısıyla mümkünse 13-14 yaşlarına geldiği zaman yemeğini kendisi dolaptan alsın. Aslında zaten birçok çalışan annenin çocuğu böyle yaşıyor. Bizde annelik, ev kadınlığı, çocuğun yüzde yüz hizmet ile mesul olduğu bir kuruma dönüşüyor. Bu kadın açısından da, çocuk açısından da tehlikeli." Köyden kente göçle tarladan kopup eve kapanan kadınlar için cillop evler, kolalı gömlekler, dört başı mamur sofralar ben çocuğuma kıymet verdimin göstergesiydi belki, lakin artık kadınların çocuklarının büyüdüğü dünyada (bilhassa kendi ülkem için) kadınların özgür olduğu, çalıştığı, kendini geliştirdiği, ürettiği bir ülkeyi çocuklarına sunmak için çaba (Hatice Meryem'inki gibi) benim için daha kıymetli. Dolabın arkasının değil sokağın ucunun temiz olmasını önemsiyorum. Haa, hem dolap arkası, hep sokak ötesi pırıl pırılsa ne ala. Ama bunu sağlayacak ve tükenmeyecek kadın azdır sanırım, en azından erkeğin ciddi omuz desteğine gereksinimi vardır. Gerçi bu kitapta erkekler hiç yok desem yeri. Kitap boyunca babalar ya yok, ya fena, ya flu. Aslında anneler ve babalarla öyküleri yazsa böylesi iyi gözlemci ve söz ustası bir yazar, tadından yenmez değil mi?


Kitabın öznesi genç annelerin hep oğulları var, anne kız ilişkisindeki annelerse hep çocuklarını büyütmüş olanlar. Yazarın da oğulları var herhalde diye düşündüm. Biri 22, diğeri 15 yaşında iki oğlu varmış.

"Hatice Meryem Aklımdaki Yılan’da yepyeni hikâyelerini edebiyatın ve mizahın kuvvetli tonuyla anlatıyor." diyor tanıtımda, mizah kısmı biraz iddialı ama edebiyat kısmına imzamı atıyorum.

Biraz okumak isteyenler için minik parça .

Eskiye bağlanmayan yeniyi tatsız, tuzsuz, kuru ve anlamsız bulduğum için (s.18).

Ne de olsa seyircisi tek, bileti bedave, gösterimi ömür boyu sürecek vasat bir oyunun yegane yıldızı olmaktı annelik (s.16).

Onu güldürmeye bayılıyordum (ben de UE'yi güldürmeye bayılıyorum:)) (s.23).

Şu annelik meselesini tutup mesleğe dönüştürüyordu pek çok kadın (s.27).

UE manzaraları...


UE öğrendiği deyimleri cümle içinde kullanır...
Anne sorar, UE sana yumurta yapayım mı?, UE cevaplar nap (yap)
Anne devam eder, ayıya da yapayım mı (Ayısı bo bo ve balığı tekir, bu aralar her zaman her yerde yanında), UE cevap verir napma.
Sonra ayısına dönüp hüzünlü ses tonuyla kusura bakma der.

UE, oyuncak paylaşmaya başlamıştır...
Anneanne kepçeni ver de oynayalım der. UE cevap verir: "Annane sen küçük kepçeyle oyna, büyük kepçeyle ben oynıcam." (Artık cümle ve kelime saymaya gerek kalmadı sanırım. 07.11.2010).

UE, çok teknolocik olmuştur...
Boyama masasının, bilgisayar olduğunu hayal etmektedir. Oturur, bazen yanına ayısını da alır. Fişi takar. Windows açılıyor der. Yalancıyı dinlemek ister. Bazen ses gelir, bazen gelmez bozuldu der. En sonunda da fişi çıkarıp bilgisayardan çıkar.

UE ve annesi bilgisayarda, dedeyle kameralı görüşme yapmaya çalışırlar. Anne başarılı olamaz. Ertesi sabah UE annesinin kahvaltı hazırlamasını fırsat bilip bilgisayarın başına geçer ve sessizleşir. Anne soluğu yanında alır ve sorar, ne yapıyorsun. Üsiin yazıyom (babasıyla, bannesi ve dedesiyle kameralı görüntü yapmayı başardığı için, dedesine ulaşmaya çalışmaktadır). Anne sorar sübata (diğer dede) da yazacak mısın?. UE cevap verir nazmıcam, bozuk o.

Anneannesi ve UE sanal bilgisayarın yanına oturmuşlardır. Anneanne hadi aç bakalım hürriyet.com.tr yi de okuyalım der. UE, ben onu sevmiyom, yalancıyı açalım diye cevap verir (Yalancı Çoban şarkısının 2 genç tarafından sevimli halde söylendiği video).

6 Kasım 2010 Cumartesi

Ve heyecanla beklenen deyimler faslı..

Kahvaltı sonrası halası UE'ye mandalina soymaktadır.
Anne UE'ye sorar "En sevdiğn meyve hangisi mandalina mı, muz mu, nar mı, elma mı?"
UE cevap verir "Elma, muz".
Halası der ki " Kusura bakma sadece mandalina var."
UE karşılık verir "Kusura bakacam."
Anne sorar "Nasıl bakıyorsun kusura? Nerde kusur?"
UE'ni n cevabı "Yukarda, bakıyom".


UE'nin altını değiştiren anne body'i giydirmeye fırsat bulamadan telefonu çalar. Arkadaşıyla (Yaso hanım sensiniz bu) minicik sohbet yapasıya UE bezini açar, odasının kapısının önüne çıkar çişini yapar. Anne telefonu kapatıp sorar "neden lazımlığa yapmadın", UE'de cevap hazırdır "pipimin içinden geldi çiş":)) İçinden gelmek deyimini kullanmadı ama ben gene de yazdım deyimler faslında. Bişi diyemedik tabi, madem o kadar içinden gelmiş. Anne temizlik işlemlerini bitiince beyazadem buyurdular "evimiz temiz oldu". Madem öyle ne kirletirsin be çocuğum, ay pardon unutmuşum içinden gelmişti değil mi?

22. Hafta - Tekmeler dışarıdan görülüyor.

Bu hafta hızlı kilo alımı devam etti Havalar soğuyunca üşütmekten korkup bilekte bitenn bot giymeye başladım. Bilek kısmı fena sıktığı için davul gibi bileklerim oldu. Hele bir de çoraplar bilekleri kesince şeker gibi bir görüntü çıktı orataya. Aşırı yemediğim halde aşırı artan kilonun nedeni, sanırım ödemler. Kendime kalınca tabanlı bir spor ayakkabısı edindim, en siyahından işyerinde çok kötü kaçmayacağından. Öğlenleri yürüyüşlere de başladı, ayakkabıların bu sırada da işe yarayacağını düşünmekteyim.

Pırıtcık hanımlar çok kıpır kıpırlar. UE, bu kadar çok uyanık olmazdı. Tekmeleri artık dışarıdan çıplak gözle (heh he havalı laf) görülebilir oldu. Sanki UE'ninkiler daha sonra görülmüştü diye hatırlıyorum. UE 19. haftada Pıtırcık 15. haftada başladı hareketlerini hissettirmeye. Daha doğrusu benim algılamam öyle oldu. 2. hamilelikte erken farkına varma durumlarını göz önünde bulundurursak. Ama iş dışarıdan gözleme gelince algı farklılığı tezi de çürüyor. Halası kızlar herşeyi erken yapıyor, demek ki anne karnında başlıyor bu yorumunda bulundu.

Haftalar çok hızla geçiyor. SGK işlemleri yakınlaşıyor. Bir yerlerde aldığım notlar vardı onları bulmam lazım 10 hafta içinde;)

Bu hafta seste çatallaşma, burun akıntısı problemlerim oldu. Neyse ki beni yatağa düşürmedi ve neyseki UE'ye bulaştırmadım.

Boza mevsimini açtım. Hep sevdiğim bir içecekti (çocukluğumda soğukta geçen bozacılar hep içimi cız ettirirdi, artık marketten alıyoruz bozaları, o boza satanlar ne iş yaparlar şimdi diye gene kocaman bir cız). Süt arttırma çalışmalarında iyice bozaya dadandım. Her sene geleneksel içeceğim olmaya başladı. leblebi tarçın aramıyorum yanında olsa da olur, olmasa da.

Haftaya görüşelim haftaya...


Kilo Artışı:
6.5
Haftanın Sıkıntısı: Gribalimsi durum.
Haftanın Heyecanı:
Dışarıdan görülebilen tekmeler.
Pıtırcık: Tekmeleri dışarıdan görülebilecek kadar kocaman.

5 Kasım 2010 Cuma

Uyku öncesi sohbetleri...

İki yaşında başka insanlar nasıl üzülür öğrenmeye başlamıştır...

A: Anneanneyi seviyor musun?
UE: Seeemiyom
A: Dedeyi?
UE: Seeemiyom
A: Babanneyi?
UE: Seemiyom
A: Dedeyi?
UE: Seeeemiyom
A: Teyzeyi?
UE: Seemiyom
A: Halayı?
UE: Seeemiyom
A: Peki bakalım...

30 saniye sonra

Enişteyi (o ismini söylüyor) de seeemiyom (pardon ben sormayı unutmuşum UE, eksik kalmasın).

Anne tepki vermeyince ekler: "ağğasın o (ağlasın o), üzülsün."

Bizi sevmezsen üzüleceğimizi keşfedip parmağında oynatmaya başlama tarihin kayıt altına alındı bay UE.

3 Kasım 2010 Çarşamba

2. yaş doktor kontrolü

Çok şükür hastalık olmadan doktorumuza kontrole gittik. Doktorumuz da sizi böyle görmek ne güzel dedi.

Evde Doktorda kitabının üzerinden geçtiğimiz ve gün boyu evde doktor kontrolü oyunu oynadığı için ilk defa sakin ve doktorla muhabbet ederek girdi UE içeri.

Aşı meselesine değindi. Ama ben grip aşısı yerine kendi bağışıklığını geliştirmesini istediğim için konu kapandı. Hamilelerinde doğanın en iyisini yaratma çalışmaları kapsamında bağışıklık sistemlerinin düştüğünü (bebeği yabancı madde olarak görüp atmaya çalıştığını biliyordum, sonrasında bağışıklık sistemini düşürdüğünü bilmiyordum bünyenin) dolayısıyla hastalıklara çok açık olduklarını söyledi. Neden durmadan kolayca öksürdüğüm, burnumun aktığı anlaşıldı. Kadın doğumcum ve UE'nin doktoru arkadaş. Kadın doğumcum hiç bişi önermedi diyince gülüşerek aşı konusunu kapadık. Son gülen grip olmaz umarım.

UE'ni rutin kontolünde yazdaki hastalıktan eser kalmadığı görüldü. Kiloda dilim atladığı boyda aynı dilimde sağlıkla gittiğini söyledi. (Kilo 13.100 boy 91 cm.)

Göz ve diş kontrolleri zamanı dedi. Martta göz kontrolümüz tamamlanmıştı. En arka azıların gelmesini bekleyip sonrasında diş doktoruna gideceğiz. Bu doktorumuza başından beri gitmediğimiz için flor tavsiyesini atladığımızı söyledi (kurum doktoru vermişti ama ben hep dış madde korkanı olduğum için kullanmamıştım) artık florlu diş macunuyla fırçalama ile devam edebileceğimizi söyledi.

Alerjen etkilerinden dem vurdunuz ama biz de kendimizi fındık fıstığa vurduk dedim. 3 yaşına kadar önermiyorum. Şimdiye kadar etkisini göstememiş olması göstermeyeceği anlamına gelmez diyerek kararı bize bıraktı. Karar: fındık fıstığa mola.

Konuşma becerisini oldukça iyi düzeyde buldu. Kendi kendine yapabildiklerini de. Renkler faslını sordu, tamam dedik. Sayılara 3'ü sayabiliyoruz. 4'ü biliyoruz. Ama onun dışındakileri ilişkisisz uydurarak sayabiliyor. Ona kadar say diyince (illa ki sobe pozisyonu alıyor bir duvara kolunu dayayıp) başlıyor bir üç dokuz beş onyedi oniki saymaya. Parmaklarını öğrendi. Sağ sol başladı ama hangisi hangisi bilmeden. Annesi 32 yaşında hala bilmiyor. Doktor bezi sağdaki çöpe atın dediğinde solda baya çöp arandım. Sağa sarımsak sola soğan dedi, uzun zaman tazelerini de ayırt edemedim ki doktorcum ben onların:)) Annem hala şaşar bu yaşta bu eğitimle insan şaşırır mı diye. Beyinde sağ sol merkezi var demek ki, çalışmıyor bendeki:))

Ben artık damacanadan su içebilir mi diye sordum, cevabı evet oldu. Pompa kaynaklı kaygılarımız nedeniyle pet şişeleri kullanıyorduk. Bu arada Hürriyet Ankara'da okudum Kızılırmak suyu verilmeye başlanmış tekrar Ankara'da.

Biz konuşurken UE doktorun gözüne sabun atmaya başladı. Bu aralar favori oyunu. Hayali sabun atıp gözümüzü yakıyor. Sonra da hayali su atıp arındırıyor. Hayali oyunları çok arttı dedim. 2-4 yaş arası şizofren gibi olurlar, uydurma kurgu önde gider dedi.

Genel kan sayımı istedi. Aç karınla. Tiroid, kolestrol de dahil.

Tuvalet eğitimini sordu. Önce çömelerek bezine yapmayı, sonra bezle lazımlığa yapmayı, sonra da bezsiz lazımlığa yapmayı aşamalar olarak belirledi. Güzel d iyorsun da doktor:)) Ödül ve ceza asla yok, doğal bir olay diye ekledi.


Bütün kış görüşmemeyi diliyorum diyerek bitirdi. UE'nin fotograflarını çekti. Aynı makineden parçaları itinayla parçalanmışı var bizde de dedik.

UE tutturdu ben kalıcam diye. Baya bir ayın oyun çıkmaya ikna ettik. Yolda doktora gene gidelim diyordu.

2.5 yaişında UE'yi götüreceğiz. Pıtırcık'ı da her şey yolunda giderse 10 günlükken götüreceğiz.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Çocuğuma Kitap Seçerken Kriterlerim

Günün çorbası Yeliz sormuş. Ben cevaplayasıya dünün çorbası oldu soru. İşte cevaplar...


Boncuğunuza kitap seçerken en çok önem verdiğiniz kriterler neler?

Kitap alışverişlerimde eksen kayması yaşadığımdan, inceleyerek kitap alımlarım azalmış durumda, tercihim internetten alım yönünde.

Sevdiğim bir yazarın, fikrini önemsediğim bir dostun tavsiyesi, bir övgü yazısı beni kitap tercihinde etkiliyebiliyor. Tabi tavsiye üzerine alımlarda beklentilerin karşılaşamadığı durumlar oldu.

Tostoraman'ı Perihan Mağden'in çok eski bir yazısında okumuştum. Not almıştım. Sonra edindim. Ben Tostoraman'ı karanlık buldum örneğin, UE de çok pas vermedi. Ama aynı yazarın Kasaba'nın En Şık Devi favorisi oldu. Gene aynı yazarın Süpürge'de Yer Var Mı?'sı oldukça hoş çizimli, başta ilgisini çekmedi ama yeni denememde onun da ilgi alanına gireceğini düşünüyorum.

Mumuk da öneriyle aldığım ayrı bir fiyasko olan kitap. Bir heves aldım. Mumuk Oyuncakçı'da, bu yaş için gene fazla kasvetli.

Zaman içinde kaydettiğim yazarlar oluyor. Behiç Ak ve Sevim Ak gibi. İlerleyen kitap alımlarında listeye eklenecek.

Ben klasiklerden vazgeçmem, bu da geçen zaman içinde belirleyicim olacaktır. Demiryolu Çocukları'nı bir önceki alımda edinmiştim.

Çok değerli bir başka seçme kriterimse hayatımla kesişen kitaplara denk gelmem:)) Pıtırcık edinme sebebim, hamileliklerimde bıcırıkları pıtırcık olarak isimlendirmem oldu örneğin (çok geçerli bir kitap seçme bahanesi).

UE, de kendi hayatıyla kesişen kitaplardan hoşlanıyor. Hediye gelen Calliou (böyle mi yazılıyordu) kitabındaki abi kardeş UE ve pıtırcık örneğin. UE ve E.'yi bulalım diye tutturuyor. Gene bu kitapta UE'nin eşyalarını da kapan kuştan var, Calliou'nun sandvicini kapıyor, bayılıyor o kısmına. Tübitak yayınlarından Doktor'da diye bir kitap almıştım. Doktor korkusunu aşmamızda yardımcı oldu. Aşı öncesi kitabın aşı sahnesini okuyup gittik. Ben faydasını gördüğümüzü düşünüyorum. Diş Hekimi'ndeyi de almıştım ama hayatımızın içinde olmadığı için çok ilgisini çekmedi. Hayatın içinden olsun diyelim özetle.

Bunların dışında keşke tüm kitaplar Tübitak Yayınları'nınki kadar uygun fiyatlı olsa. Seçme kriterim değil ama seçince mutlu olurdum.

Bir Dolap Kitap'a da göz atıyorum. Radikal Kitap'ta gördüğüm yayınlardan da etkilendiğim oluyor.

Ve kitabın mesajı da seçmem için çok önemli bir kriter.

Ve de öğretmen anneanne dedenin tavsiyeleri bir başka kriterimiz.

Ve de daha önceki deneyimler seçim kriterlerim.

Bir kitabın kapak tasarımı sizi cezbeder mi?

Öncelikli belirleyicim olmasa da etkilediği zamanlar olur.

Çocuk kitaplarının didaktik yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz?

Gözüne gözüne sokulmadığı sürece, didaktik yanı, mesaj kaygısını seviyorum. Tabi ki mesaj yaşına uygun olmalı, diş fırçalayan ya da süt içen, kedileri seven, oyuncaklarını toplayan çocuk gibi.

Çocuk kitaplarındaki resimler nasıl olmalı sizce? Hikayesini beğendiğiniz bir kitabı ilüstrasyonlarından dolayı almamazlık ediyor musunuz veya tam tersi oluyor mu? Hikayesi uyduruk olan bir kitabı grafiklerine aşık olarak aldığınız oldu mu? Grafiklerde aradığınız temel özellikler var mı? Varsa nedir?

Kardeşim okuma öğrenmeden önce (ki okula gitmeden okuma öğrendiğine göre 5 yaşlarında filan olmalı) resme bakar, aşağıdaki metnin üç aşağı beş yukarısını uydururdu. Birgün 10 Kasım temalı metne rastladı. Atatürk resmine bakıp bu çok zor okuyamam dedi. Çocuk kitaplarında resmin en az metin kadar önemli olduğunun benim 0için o zamanlar göstergesi olmuştu. Hikaye ve metin koşutluk göstermeli (kendi kendine okuyabileceği zaman).

Hikayesi uyduruk olsa da şimdilerde çok farketmiyor, çünkü UE'nin sevecedği vurgularla ben kitabı uyduruyorum zaten:)) Ama ilerde kaliteli bir Türkçe belirleyicim olacaktır.

Ve Mumuk Tostoraman örneklerinde olduğu üzre kasvetli olmamalı. Tudem yayınlarının Sayılar ve Renkler'i çok canlı renklerle olmamasına rağmen UE'nin uzun süre elinden düşmedi, ben olsam bu kitapları almayabilirdim. Bu deneyimden sonra kuşe kağıda olmasa da olur, canlı renkler olsun diye de tutunmayabilirim.


Çocuğunuzun şu anda en çok sevdiği 3 kitap hangileri? Bu kitapların bir ortak yönü var mı?

Hala Kasabanın En Şık Devi 1 numarada
Doktorda 2
Calliou 3

Sanırım ortak yanları yok.

Bir çocuk kitabı yazsanız hangi temayı işlemeyi düşünürdünüz, ya da temasız öylesine bir masal mı uydururdunuz?

Mesaj kaygım olurdu:)) Bu aralar uydurduğum masalda, en sevdiği Egemen UE'ye kamyonunu alır gelir. UE de oyuna katılmak isteyip kepçesine yeltendiğinde (kelime haznesi de geniş olsun kitabın:)), kepçesini yere attığı içni annesinden aldığı oynamama cezası aklına gelir. Annesine cezasının ne zaman biteceğini sorduğunda annesi saatine bakıp bir saat sonra cezanın biteceğini söyler. Egemen ve UE vakit geçirmek için markete giderler. UE Egemen'e en sevdiğin şey ne diye sorar, Egemenin süt cevabına UE'nin karşılığı bense hiç sevmem olur. Egemen bu cevaba çok şaşırır. Böyle faydalı bir şeyi nasıl sevmezsin der ve ekler, süt içmezsen kemiklerin (ileri düzey bilgi de verelim:)) ve boyun uzamaz. Bunları duyunca UE hatasını anlar (büyük hata:)) ve süt içmeye karar verirler. İki kutu süt alıp kasaya geldiklerinde paralarının yetmediğini görürler (ilerde bu kısma bir kutu süt 50 kuruşsa UE'nin 75 kurşu varsa ne kadar para eksik kısmını da ekleyeceğiz) bankamatik'e giderler (bu aralar bayılıyor) dıt dıt dıt şifrelerini girip beş para çekerler. Markete geri dönüp sütlerini alıp UE'lere giderler. Kamyon ve kepçeyi de alıp oynayarak günü bitirirler. Masal da burda biter.

Diyorsunuz ki bu kitap satmaz ki, siz öyle sanın on kere dinlemeden bırakmıyor UE:))

Çok kuvvetli kafiye yeteneğim vardır. Kitap yazsam kafiye becerisinde Yıldırım Türker'i aratmam.

30 Ekim 2010 Cumartesi

20-21. hafta

20. haftanın notlarını yazamadan 21. haftada sona erdi.
Detaylı ultrasonda tamamlandı. Hızlı kilolar alındı. 2 günde birer kilo aldığıma doktorumu ikna edemedim. Tartı bozuktur dedi, günde bir kilo alacak kadar yersen bu adam yandı dedi. Geçen hamileliğimde de olurdu, hop günde bir kilo artardı kilom. Neyse ki sonra bir müddet dururdu. Bilimsel bulunmasa da olurdu;)

Bizim kız iki ultrasondur elleriyle suratını kapıyor, inada bindiriyor yüzünü göstermiyor. Parça parça kulaklar burun hakkında biraz fikir sahibi olduk.

Kız, abisi öpünce abisine abi demeye de başladı tiz sesle:))

UE, 40 günlük fotografına bakıyor, çok küçüktün inga inga diye ağlar süt içerdin, dişlerin yoktu çünkü diye anlatıyorum o sırada. Kendisinin de küçük olduğu fikri hoşuna gidiyor. Kardeşinin süt içmesine itiraz etmemeye başladı.

Bu haftalarda ya üşütmekten ya da haftanın getirdiklerinden karnımda sancı hissettim. Kurum doktoru ağrı kasıklarına doğru değilse korkma dedi. Yapılan tahlillerde beyaz küre dışında her şey olağan çıktı. Doktorunu ara istersen dedi. Ama geçen hamilelikte beyaz kürenin hamilelikte yüksek olabileceğini doktorum söylemişti. Ve sıcak bişiyler içince sancı da geçince, 2. hamileliğin ferahlığıyla aramadım doktorumu. UE'nin 20. haftasında ciddi kabızlık eşliğinde giren sancıları hatırladım. Daha sıkı giyinmeye dikkat ediyorum. 2 kere oldu ikisi de sabah saatlerinde. Ve sonrasındaki doktor kontrolünde sancıların bebekle ilgisi olmadığı ortaya çıktı. Havalar bir ısınıp bir soğumasa daha da ferah sıkı sıkı giyinebileceğim.

Premaman'dan biraz hamile kıyafeti aldım. Bir elbisede aklım kaldı, gidip onu da alacağım sanırım.

Doktor geçen hamilelikte olduğu gibi gene tekrarlardı. Artık bilen bilmeyen sizin hamile olduğunuzu anlayacak. Çünkü her hafta yana öne 1 cm göbeğiniz büyüyecek. Gebelik.org'da da okumuştum, bu haftadan itibaren göbekten yapılacak ölçümle gebelik haftasının belirlenebileceğini.

Kilo Artışı: 5.5
Haftanın Sıkıntısı: Karın ağrısı.
Haftanın Heyecanı: Detaylı Ultrason.
Pıtırcık: 419 gram.

27 Ekim 2010 Çarşamba

23. ayda yazacaktım, anca...

23. ayda yaptıkları...

10.10.10 kıymetli tarihinde "üç tane fıstık bitti" cümlesi teyzesinin aaa 4 kelimeli cümle uyarısıyla benim ilk farkettiğim 4 kelimeli cümlesi oldu.

Kafiyeleri yakalamaya başladı. Kemer dediysem, hemen Tamey (Tamer) diye ekliyor.
Ama dendiyse mutlaka mama diyip kahkahayı basıyor. Nerden içsin kuzu su, o anasının kuzusu cinaslı kafiyesini yakalamasını bekliyoruz:P

Konuşmalar arasında sevdiği değişik bulduğu kelimeler varsa hemen tekrar ediyor, "acaba", "demek ki" favorileri.

Olumsuzluk ekini yapabilirlik olarak kullanıyor: gitme demek yerine gideme, öpme öpeme.

Palamutla sarmaş dolaşlar.

Giyinmem de giyinmem faslındayız. Bazen şirin dede (yılların şirin babasını dedesi şirin dede yapmış, üstelik teyzesinin evindeki gözlüklü şirini şirin dede eylemişler dede torun) istediği için, bazen sakın giyme dediğimiz için, bazen de sen giymezsen biz giyelim diyerek, bazen kapıdaki taksi UE çoraplarını giymediği için gitmiş giyersen gelir heveslendirmesiyle kış insanı yapıyoruz UE'yi.

Kendini fındık fıstığa vurmuş durumda, doktorunun alerjen olabilir üç yaşına kadar kaçının uyarısını rafa kaldırdım. Haladan Gaziantep dönüşü fıstık istedi, ama sonra burda var getirme dedi.

Playdoo oynamak bu aralar favorisi. Oyuncaklarını yatmadan önce toplama eğitimine başladık. Hain kuşumuz playdooları UE açıkta bıraktığı için kaptığı gibi götürmüş.Neyse ki kuşu yakalayabilenler var evde:)) UE, kuşun playdoolarını aldığını görünce sesleniyor kuşa emir edasıyla "kuş getir, kapıdan".

Yer yatağından kendi yatağına geçti. Çılgın inişlere karşı yer yatağı yatağının önünde. Uyurken o yatağına yatıyor ben yer yatağına, elini tutarak uyuyoruz. Babanne yatağı 2 numara büyüyene kadar geri bekleme:)

Bilimum araçlar dizili oyuncaklarda, otobüs, tren, arabalar, kamyonlar, tırlar, motor, bisiklet...

Üç bayıldığı sayı. Anneyi ne kadar seviyorsun, üç. Kaç tane fıstık yersin üç. Ve üç taneyi sayabiliyor, iki tane verdimse üç istiyor.

Zeytin delisi, babannesinde kırdığı kahvaltıda 25 zeytin rekorunu tekrar görmesek de 15 zeytin garanti.

Ayısını da indirmiş arabaya (dedesiyle (babasının) havalar güzelken her gün bir araba saatleri oluyordu), ayıyı arka koltuğa oturtmuş, çocuklar arkaya diyerek.

Babannesinde lazımlık kullanıyor, evde asla. Evde biberondan değil bardaktan su içiyor, babannesinde de tam tersi.

Sübata dedesiyle (annesinin) komşu komşu oğlun geldi mi oynuyorlar. UE kime kime faslında döngüye giriyor : - anneye, - başka kime :umegeye (artık umut ege de diyor 2-3 gündür), - başkaaaaa?, -karaya (kara kedi). Yeni modası da oyunu olumsuz oynamak. Komşu komşu oğlun geldi mi? - Gelemedi. Ne getirmedi? - İncik Boncuk. Kime kime getirmedi ....

26 Ekim 2010 Salı

Tahinli Kurabiye





Bu adreste rastladım tarife. Ne zamandır tahinli kurabiye arıyordum.

1 su bardağı sıvı yağ (1/2 bardak kullandım)
1 su bardağı tahin
1 su bardağı pudra şekeri
1 su bardağı irice dövülmüş ceviz
4 su bardağı un
1 paket vanilya (evde yoktu eklemedim)
1 paket kabartma tozu

Tüm malzemeleri karıştırıp yoğurun, 175 derece önceden ısıtılmış fırında üzeri pembeleşene dek pişirin.

Basit yapımlı olduğunuz kadar çok da lezzetlisiniz sayın kurabiye diyin.


Sonuçtan çok memnun kaldık. Sadece ufak bir tavsiye UE ile kurabiyeleri başbaşa bırakmayın:))

23 Ekim 2010 Cumartesi

Bebek Alışverişi 1

Aramızda 5 gün olan yakın arkadaşım, UE doğduğunda sanırım sadece UE'ye bakmış. Şimdi soruyor, ne alacağız, o nasıldı. Hazır ona anlatacakken kamu hizmeti de yerine getireyim dedim. İşte bebek alışveriş listesi. Bizim zamanımızda yoktu böyle detaylı listeler, kıymetini bilin:)) Yazı dizisini dikkatle takip edin.


Bebek Arabası:
Pierre Cardin PS 2010W Escort Alüminyum Travel System


Kesinlikle gereksinimlere göre tercihin değişeceği bir kalem. Biz daha oturaklı modellere bakarken, 2. bebeğini bekleyen anneye rastlamıştık. 3. arabamız, size önerim iki yöne kolayca çevrilebilsin, hafif olsun, Pierre Cardin'nin böyle modelleri var demişti.

Bu modelin özelliği çok hafif olması, katlandığında az yer kaplaması, iki yöne de kolaylıkla çevrilebilmesi (hem bebeğin yüzü size bakacak şekilde, hem de yola bakacak şekilde kullanılabiliyor). Ama her seçiş bir vazgeçiş, tekerlekleri yeterince büyük olmadığı için, ben sokaklarda fink fink gezeceğim derseniz Türkiye yolları için dertli olabilir. Biz tatil mekanlarında, düz yollarda kullandığımız için 10 numara verdik. Markete gidince iki poşetini de sapına iliştirivereyim şansınız da bu modelde yok. Resimdeki renk bizim tercihimiz oldu, güneşten biraz kırarma yaşadık.

Tanıtımında şöyle demekte :"Ergonomik katlanma özelliği ile,bu arada eşsiz bir tasarım harikasıdır.Tüm arabaların katlanış biçiminden farklı olarak bu arada ilk kapatma işleminden sonra içeriye doğru ikinci defa katlanarak,boyutları ve hafifliği (6,5kg)ile pratik baston bebek arabası boyutlarına ve ağırlığına eş değer ölçüde olmaktadır.Bu sebeple ileride ihtiyaç duyacağınızı düşünüğünüz daha hafif ve küçük bebek arabası ihtiyacınızda ortadan kalkmış olacaktır."

Ana kucağını ilk aylarda önermeyen bir ekol söz konusu. Bizim doktorumuz bebeklerin ilk dört ayda kasları gelişmediği için kullanımını tavsiye etmemişti. Bazı doktorlar çukur kısmını doldurup kullanın diyorlarmış. Ana kucağını ilk etapta devreye almasak da, arabayla evin içinde çok kilometre yaptık UE ile. Tamamen yatabilen bir araba. Tam yatırıp mutfakta yanımda konumlandırıyordum.

İlerleyen aylarda anakucağını hem evde hem de Balıkesir'i yol eyledik bu sene gezilerinde bolca kullandık.

Park Yatak:
Chicco Lullaby LX Park Yatak


Açık ebat: 70 cmx100 cm
Kapalı ebat: 30 cm x 80 cm

İlk yıl için, Başbakan^'a uyup 3 çocuk doğursam üçünde de şaşmam. Hele ki, bizim gibi bolca seyahatler edecekseniz. Katladık, Balıkesir'e gittik, katladık kampa gittik, katladık yazlığa gittik. Düşer mi şaşar mı, nerede yatırsak hiç problemimiz olmadı. Sonra büyüdü, yatağını alt kademeye getirdik, içinde oyunlar oynadı, sıraladı. 1 yaş civarında da kendi tasarımımız yatağına geçti. Ama babannesinde gündüz uykularını park yatakta sürdürdü.

Alt açma ünitesi de mevcut. Fakat ben daha farklı bir alt açma ünitesi kullandığım için bu kısmını kaldırmıştım.

Port Bebe:
Baby Mol 2 `li Set



İnternette araştırdığımda, çok gereksiz almayın dedikleri için almamıştık. Ama sonra keşke başta olsaymış diye yandığımız bir ürün. Çantası taşıma çantamız olarak hala iş görmekte. Bizde bu markanın gri rengi mevcut. Annem uyumamakta direnen kardeşimi, portbebeye koy evde gezdir yöntemini çalıştırırmış vaktinde. Allahtan bizimkisi uyku konusunda teyzesi kadar inatçı çıkmadı. Fermuarı tamamen açıldığı için bebeği rahatlıkla yerleştirebiliyorsunuz.

Muhteşem Battaniye:

Bebetto Fermuarlı Kadife Bebe Battaniye Seti (Uyku Tulumu 3 Parça)



Biz hastanedeyken babasının keşfettiği, tasarım harikası battaniye. Kış bebeklerine ısrarla tavsiye ederim. Şapkasıyla da pek karizmatik oluyorlar. Bizdeki renk mavi. Hala kullanımımızda.


Küvet :
Comfy Prestij Kuvet



Sakın ha dönemez diyip bebeği üzerinde bırakmayın. Alt açma ünitesi olarak kullanılırken banyo zamanı oluyor küvet.








Yazı Dizisinin:) diğer bölümleri için bir tık...
:

Bir yazı burada Alışveriş-2

Diğeri ise burada Giysi Alışverişi

21 Ekim 2010 Perşembe

2. Yaş...

İçi öylesine coşku dolu oluyor ki insanın, kocaman kocaman sözler de yazabilir evladının 2. yaşını kutlarken.

Oysa ki son günlerde "Annem benim" diye gelip karnıma uzanındıkça UE, kocaman kocaman sözler yerine bu yaşını ben de azıcık kelimeyle kutlamak istedim.

Bilmem ben azıcık kelimeyle, senin gibi sevgimi ifade etme yetisinde miyim!

Oğlum benim, nice mutlu yaşlara.

Büyüdüğün zaman, afilli sözlerin de beni ayrı mutlu edecek;) Hep içten ol, ama hep de uğraş ver, kolaya kaçma. Seni çok seviyorum...

Hadi gel şöyle kocaman bir büüü* yapalım...


(Büüü, UE'nin bu aralar pek sevdiği burnu burna değirmece ya da burnu öpmece oyunu. Ben öperken bu kadar sulu davranmıyorum ama UE.)

19 Ekim 2010 Salı

19. Hafta- Hatırlamaca yaptık...



19. hafta da geride kaldı. Normal doğum olmayacağı düşünülürse yolu yarıladık gibi.

Kilo artışı pıldır pıldır. Bebek de büyüyor, anne rahatı da yanımda. Şu yemeği mi yesek diye konuşmak yemeği önümde bulmam için kafi, etkilerini de görüyorum.

19. haftayı UE'nin ilk kuzeninin doğuşuyla sonlandırdık. Süt geldi gelmedi, kompostoya şekeri ne kadar koyalım, yeşillik salatası, aman bol boza iç, sancın var mı günlerini yaşadık bebeği görmeye gittiğimizde. Tracy'nin kitabı da konmuş komidine;)

UE'nin bebeğe tavrı benim beklediğimden çok daha ılımandı. Bakalım diye tutturdu bolca. Çok küçük dedi. Hep ağlıyor diye taklidini yapmaaya başladı. Bebeğin getirdiği çikolata, bağlarını daha da kuvvetlendirdi:)) (Kova da UE'nin şubat dolaylarında bayıldığı bir şeyi getirmek üzere bakınmaya başlasa iyi olacak).

Baaannesiyle dedesine ufak kıskanma kaynaklı postaları oldu, halasına sardırdı. Baannesi ikinizi de seviyorum diyince bizimkinin cevabı seveme oldu. Ama benim beklediğimden çok azdı tepkileri.

Geceleri uyumadan önce Kova ile iletişime geçmeye çalışıyor. Her geçen gün fikre daha ısınıyor.

B. Teyzemizle, M. Amcamız UE'nin doğumgününü kutlarken pıtırcığı unutmamış. Kızımızın ilk elbisesi de gardrobunda yerini aldı;)

Kilo Artışı : 4.3 (Senin ivmeni hesaplayacak formülü kimler yazsın! Yavaşla biraz).

13 Ekim 2010 Çarşamba

Esperanza (Umut)*

Teknoloji, ne müthiş şeysin sen!

Dünyanın öte ucunda Şili'de, 33 madenci yerin 622 metre altında 69 gün geçirdi. Teknoloji sağolsun kapsülü yaptı, önce boş yolladı, sonra insan ağırlığında kum torbaları koydu yolladı, sonra 13 Ekim günü sıra işçileri çıkarmaya geldi...

Teknoloji, fizikte çok ileri de kimyada çakılıyor biraz. Gebe kadınlar hemen yorulup, oğullarını uyutup kendileri bayılayazıyorlar hala... Hala oğullar geceleyin uyanınca, anne diye sesleniyor, ört diyor sonra elini tutup annesinin uyuyor. Bu huzuru sağlayacak teknolojik aygıt yok hala...

Oğlunu uyutan, karnı zil çalan gebe kadınlara bir tablet yapar belki teknoloji doysun diye. Ama ya gecenin beşinde, aç karınla bir bardak süt içip o sırada ekmeğin malzemelerini makineye koyup mayalanmaya başlayışını seyretmek, peşi sıra kaynayan yumurtanın tıkırtısını duymak ve de mis kokusunu kızarmakta olan ekmeğin, bu doyumları sağlayabilir mi?

Teknoloji sağ olsun sabahın beşinde, uyuyanları uyandırmak yerine, açarsın televizyonu arkadaş olur sana. Bir de bakarsın ki, 6 ayda bire denk gelen gecenin beşinde uyanman Şili'li madencilerin kurtarılışına denk gelmiştir. Sen teknolojiye katkı yapacağım derken rastlamamışsındır konu hakkındaki gelişmelere. Gene çok şükürler teknolojiye, dünyanın öte yanındaki muhteşem kurtarma gelişmelerini canlı canlı mutfağından izleyebilmektesindir.

Lakin daha teknoloji çözüm getirememiştir insanın ruhsal yanına. Önce en psikolojisi sağlamını çıkarırlar bu nedenle. Avalos'u. 15 dakika sürecektir yukarı tırmanış. Teknoloji Avalos'un oğlunun gözlerindeki endişeyi de silememiştir. Ama göstermiştir sana o endişenin coşkuya dönüşünü...

Teknolojinin muhteşemliğine tanıklık ederken, teknolojinin asla sağlayamacağı o huzura ihtiyaç duymaktadır Umut. Seslenir anne diye... Anne bir eli karnında, bir eli Umut'ta, uyutur çocukları... Esperanza'nın babasına kavuşma anını kaçırmıştır.
Ve Zonguldak'ta 2 aile, hala babalarının cesetlerinin göçük altından çıkarılmasını umutla beklemektedir.

Şafak söker, yeni gün doğar, umutla...


* Şili'de 5 Ağustostan beri yerin altında mahsur durumda bulunan 33 madenciden Ariel Ticona'nın yeni dünyaya gelen kızına "Esperanza" (Umut) adı verildi.

9 Ekim 2010 Cumartesi

18. hafta - Artık alışveriş zamanı, annesine de kızına da.



18 hafta geride kaldı. Zaman ne kadar hızla ilerliyor. İlk hamilelikte bu kadar hızlı geçmiyordu.

Babycenter, tansiyonunuzun en düşük olduğu dönem diyor. Katılıyorum. Belki iş yerindeki yorgunluğumdan belki bundan, bu hafta kolumu kaldıracak güç hissedemedim çarşamba öğleden sonra.

Hamilelik içinde aralıklarla kullanılması için 1 hafta yasal izin de olmalı bence. Bunun bulantısı var, halsizliği var, ruhsal çalkantısı var. Çarşamba öğleden sonra 10 dakika bir kanepeye uzansam herşey yoluna girecekmiş gibi hissettim.

Pıtırcığın hareketleri iyice kuvvetlendi.

UE, kapı çalınca bazen Kova geldi diye heyecanlanıyor:)) Giderek daha fazla Kova'yı seviyooom sözünü duyar oldum.

Cinsiyet belirlenince, isim aramaları hız kazandı. Gene iki isim düşünüyoruz. Biri net gibi. E.'yi sevelim UE diyorum. Şunu sor bunu sor diyorum E.'ye. Başlıyor. E., şunu yaptın mı, E., bunu ettin mi. 3. soruya varır varmaz E. gidiyor, sesleniyor bizimki: "Kova uyudun mu?":))

Geçen hafta kısa kolluları giyerken bu hafta montlara geçtik. Akşam üstleri sırtımdan vuran güneş beni dellendiriyordu. Kışın gelmesine çok seviniyorum. Lakin kışlık hamile alışverişi yapmak lazım. Gözümde büyüyen. Neyse ki karnım çok büyümedi, bir hamile pantalonunun üstüne kalınca mevcut kıyafetlerimden uydurabiliyorum. Ama artık büyüme hızı muhteşem olacağı için, gözümü karartıp alışverişe çıksam pek iyi olacak.

3'lü testin sonuçlarını aldık. Çok şükür herşey yolunda. Şimdi sırada detaylı ultrason taraması var. Ve de kız bebek için alışveriş (ona alışveriş daha heyecan verici geliyor). İlk kıyafetini babannesi almış, pembe pijama. N. Teyze, Fransa'dan bodylerimizi getirmiş. Geçen sefer ilk kıyafetler N. Teyze'den gelmişti. Çok beğendiği bir kız tişörtünü de almıştı, ya kız olursa diye. Onu bu sefer kullancağımız için ilk kıyafet benden aslında diyor. Haklı galiba:). İlk üç ay gene kışa denk geleceği için ve uE'nin ilk aylardaki tulumları yeşil beyaz ağırlıklı olduğu için, bir usulden tulum alımıyla ilk 3 ayı atlatırız. Sonraki dönem hem mevsim döneceğinden, hem de mavilerden arabalardan arada kaçsın diye bir liste çıkarmam gerekecek. UE, çok sevdiği şeyleri tekrar etmemiz için "bi daaa" diyor. Bi daaa oluyoruz biz de:)) Ey UE'nin kocaman hurcu, açıl hurç açıl, dökül hurç dökül yapacağım uygun vakitte. Bu kadar mı küçükmüş diye gene ağzım açık kalarak, eksikler listesi yapıp, indirim fırsatlarını bekleyeceğim sonrasında.

Kilo Artışı: 3.7
Haftanın Sıkıntısı: Düşük tansiyon.
Haftanın Heyecanı: 3'lü test sonucunu beklemek.
Pıtırcık: Pıtır olma yolunda:)