10 Mayıs 2010 Pazartesi

Reklamdaki gibi, aaa ne gerek vardı, pırlantaya...

Cuma öğleden sonra yola çıktık. Son bir aydır çok yoruldun, hem de anneler günü geliyor diye bana süpriz hazırlamışlar baba oğul. Güzel bir yolculuk sonrası Güral Sapanca'ya vardık. Cumartesi çok eğlenceli geçti, spa, masaj, ruhumun derinliklerine kadar arındım. Akşam aldığım 36 beden giysimi giydim. Doğum öncesinden bir beden daha zayıfım. UE'yi otelin harika hizmeti kapsamında oyun odasında Hayal ablaya bıraktık. Sonra ver elini özlediğimiz bir akşam. Şehnaz Sam sahne aldı. Gece 12'ye kadar şarkılarla kendimizden geçtik. Hayal abla, UE'ye akşam yemeğini yedirmiş. Hem de ne yedirmek, kaç haftalardır yemediği ne varsa, hepsini yedirmeyi başarmış. Sonra odamıza çıkarıp, park yatakta masal okuyarak emmek istemeden uyumasını da sağlamış. Sanırım emerek uyumadığı için gece boyu hiç uyanmadı UE. Sabah 6'da uyandı ama olur o kadar. UE'yi gene Hayal ablasına bırakıp kahvaltıya gidebilirdik ama anneler gününde oğlumsuz kahvaltıyı aklımdan bile geçirmedim. Kahvaltıda UE bana bahçeden topladığı çiçekleri, babasıysa Çetin Özder'in Firdevs Hanım'a aldığından bile daha büyük bir pırlantayı ve de 20-25 haziran tarihleri arası Prag gezisi organizasyon belgelerini hediye etti. Pırlantanın ve belgelerin resimlerini en kısa zamanda ekleyeceğim. İyi ki varsınız...

Yukarıda okuduğunuz satırlar, "montaj" elbette...

Bir iş toplantısı için katılım sağlamam gerekti. Bu toplantılardan 2 senedir uzak kalmış olmam, aaa tamam artık dedirtti bana. Ben gidiyorum dedim. Ama UE emmeyi bırakmadığı için onu ve babasını da götürmem gerekiyordu. Ama babası gezi için asgari gereksinimleri sağlamakta bir iki hafta geride bulunmaktaydı. Çalışma ortamından pek çok arkadaş da katılımcıydı, onların eşleri de destek olur dedik. Bir alt kirletme gibi durumda da, ben toplantıya 10 dakika ara verir, babanın imdadına koşarım diye planladık. Düştük yola. Cuma akşam Sapanca'ya ulaştık. Yol yorgunuyduk. Yolda İsmail'in Yerini şenlendirmiştik, çok da aç değildik. Ama UE birşeyler yer diye soluğu otelin restoranında aldık. Aman tanrım, her masada bir mum. Ve bizim elimizde bir mum canavarı. Söndür söndür bitmez. Yemek UE'nin gelen uykusu ve mumlar sayesinde işkenceye dönüştü. Az buçuk birşeyler yediğinden emin olunca soluğu odada aldım. Babaya, bu gece senin gecen, iyi dinlen yarın yoğun gün seni bekliyor dedim. Biz UE'yle gidip erkenden uyuduk.
Sabah ben toplantıya baba oğul otelin harika bahçesine. Arkaşımın eşi ve kızı, UE ve babası çocuk bahçesinde, kozalak avında, havuz kenarında, hamaklarda güzelce vakit geçirmişler. Ben de yarım saatlik kahve aralarında babaya bir nefes aldırdım. Öğleden sonra, babanın İstanbul'daki arkadaşı eşi kızı ve anane ile Sapanca'ya geldiler. Ben sonraki oturumlara onlar göl kenarına. Oturumlar biter bitmez ben de soluğu göl kenarında aldım. Hemen Sapanca tren istasyonunun önü (O kadar güzel anlatıyorum ki, nerde nerde diye soran olursa diye ek not düştüm:) Tren içinde giderken ne ağır gider gibi gelir, yakınından geçerkense ne ürkütücüymüş.) Özlemişiz arkadaşlarımızı, sohbet muhabbet. Onları uğurladık. Otele döndük. UE benim B planımı babası ve Murat amcasına uygulamış. Allahtan Mavi ile bez numaraları uyuyormuş da sorun hallolmuş. Babaya not, UE ile dışarıya çıkarken aldığım kocaman çanta var ya, UE'yi unut onu unutma dışarı çıkarken;) UE'ye anne için çiçek toplamayı öğretti baba. UE'nin çiçekleri Çetin Özder'in pırlantasından kıymetli.

Akşam, açıkhavada uzun uyku çekmiş UE'nin keyfi yerindeydi. Etleri görünce mumlar da çok umrunda olmadı. Güzel bir yemek yedi. Eliyle mis yapa yapa. Sonra Şehnaz Sam çıktı meydaneeee. Bizimki iki eliyle mis işareti yapa yapa dinlemeye başladı. Baş sallamalar, ışık oyunlarını takipler.SOnra sıkıldı kulaklarını tıkadı ya, neyse ki sanatçı görmedi. Baba bir ara, istediğin zaman çıkabiliriz dedi (meal: hadi gitsek ya artık:)). 10 civarı UE'nin uyku gözlerinden akmaya başlayınca kalktık. Çıkışta baba aaa, GS maçı dedi (Ankara'da maç sonuçlarına göz atar en fazla, açık hava herkesi çarpıyor:))....

Pazar yarım gün oturum, sonra göl kenarında keyif, yağmurlu yolculuk (bayılırım). Ki Ankara'ya gelince yorgunluktan bayılmışım. Sabah UE altıya kadar uyanmadı beni uyuttu dedim, babası 4:30 da oun gürültüsüne uyandım, odada uyuyakalmışım diye cevap verdi. Bir önceki safha gece kendimi UE'nin yatağında bulmaktı. Artık o safhayı da geçmişim, gece uyanmalarını hatırlamıyorum bile.

Sapanca bana çok iyi geldi. İş toplantısına katılabilmek, gelişmeleri takip etmek, molalarında biraz keyif yapmak, oğlumun otele bayılması (Oteli sevdin mi UE sorusuna neşeyle Oteee, Oteee diye cevap veriyordu), Mavi ve ailesini görmek, çekirdek aile olarak tatil tarafından çitlenmek... Bana bir anneler günü hediyesiyse, insanın birbirine destek vermek için iki kolu olması gerekmediğini gösteren UE'nin babasıydı (Oğlanın çiçeklerini pırlanta saydık bunu da Prag gezisi sayalım, sanata mesaj kaygısı da karıştıralım:)). Babaya destek olan tüm arkadaşlara da teşekkürü borç biliyorum.

Sapanca'ya gittin de boyun mu uzadı diyenlere, benimki değil ama UE'ninki uzamış. Giderken evin ziline basamıyordu. Döndüğümüzde zili o çaldı. Hıncal Uluç misali bizimki, anahtarı ile kapıyı açmayı sevmiyor illa ki biri ona kapıyı açacak:)

Anne olduktan sonra, daha bir çocuk tarafından bakar oldum. Anneler gününün böylesine şaşaalar, reklamlarla kutlanmasını istemiyorum. Annesi olmayan çocuklar, çocuğu olmayan anneler, annesi olmayan kocamanlar geliyor aklıma. Yanaklara iki buse, varlıklarına değer verdiğini göstermek için yetip de artıyor annelere. Geri kalanı, olmayanların kocaman eksiklik duygusu...

9 yorum:

yeliz dedi ki...

ne güzel bir haftasonu olmuş. ben de bi ara istanbula arcayla ilkeri de götüreyim dedim ama benimki fuar olunca anlamsız oldu. siz çok iyi yapmışsınız.

ilknur malcı dedi ki...

montaj olayına çok güldüm hatta koca bir kahkaha attım iş yerinde
:))
özellikle hayal abla süper yaaa

saricizmeli dedi ki...

yeliz, fuarda zor olurdu gerçekten. bizimki biraz tatilimsi tadında oldu.

ilknur, oooh ne güzel güne güzel başlamışsın. kahkaların daim olsun. göndeririz istersen hayal ablayı sizin fıstığa da:)

Yelish dedi ki...

alemsin bu bir
son paragrafın altına imzamı atıyorum bu iki

olmadık işler peşinde dedi ki...

HahaaH inandım valla ilk başa ve koşalım Hayal Apla'ya gidelim biz de dedim:))

anneyazar dedi ki...

Çok güldüm okurken Hayal abla hayal oldu:))

saricizmeli dedi ki...

Yelishçiyim, beni tek geç bu alemde ekler yemeye gidelim;)

OİP, bu hayal ablanın kaynı kimmiş biliyor musun, bloger müdürü mayk! duy da inanma, dünya küçük.

Anne yazar, hayal gücüne inanmak lazım:))

Evren dedi ki...

Valla ben de tek geciyorum seni, boyu uzayan, kapilar acilasi UE'yi, kolu kirik ama kanadi sapasaglam babasini... Iyi ki varsiniz :)

İlknur dedi ki...

Ilk paragrafi ortalarinda az daha elim telefona gidiyordu :) Zavalli kocami azarlamak uzere. Azicik bloglari gez de bak ne kocalar var diyecektim ki.. montaj cikti :)