30 Nisan 2009 Perşembe

Hiç dönmeyecek sanmıştım:))

Katı gıdalar sonrası kabızlık problemi baş gösterdi. 3. günü doldurduk tık yok. Doktorumuz beş güne kadar bekleyelim, sıvıyı arttıralım, verilen listeyi uygulamaya devam dedi. Çocuğumun iç basıncı o kadar kuvvetli ki bu baskının kuvvetiyle sonunda, yüzüstünden sırtüstüne döndü:P Aylar önce de tamamen tesadüf eseri dönmüştü. Bu sefer tekrar tekrar denedik gördük ki rastlantı değil:))

Zamanın modası çocukların çeşitli kurslarda koşturulması ya biz de yüzme kursuna gönderdik, ev ödevlerine çalışırken:))



Kuzusuna masallar anlatırken:)



Ankara'da havalar parçalı bulutlu, arada biraz açarsa balkondan başımı uzatıp kahve keyfim var (sınava çok az kaldı, ha gayret uğraşıyorum), diğer keyfimizse babanın eve dönüş saati:))

)

27 Nisan 2009 Pazartesi

Ve huzurlarınızdaaaa ek gıdalar...

Pazar günü Balıkesir'den Ankara'ya döndük. Umut Ege artık ana kucağında oturmak istemiyor, böyle olunca bol bol mola vererek, oğlanı dinlendirerek geldik evcağzımıza.
Bugün de doktor kontrollerimizi gerçekleştirdik. İşte ek gıdalarımız:

Kurallar:
1. Mama sandalyesinde oturulacak
2. Elinde kaşık tutacak
3. Önünde yediğinden bir parça olacak
4. 1.5 saattir emmemiş olacak
5. Mama sandalyesinde sofraya katılıp anne babayı izleyecek.

1. Hafta: Meyve püresi (Elma, havuç ardından muz armut) 8. aya dek narenciye, 1 yaşa kadar kivi çilek yok.
Sabah 10-11 arası 2-3 kaşık ile başlıyoruz hergün öncekinin iki katına çıkarak 100-150 cc ye ulaşılır. Püre cam rende ile yapılacak. Bendenizin cam rendesini annem vermişti, aile geleneği cam rende yaptık:)

2. Hafta: Sebze püresi (Patates, havuç(hem meyveymiş hem sebze:)), kabak, maydanoz, brokoli, ıspanak, küçük soğan, pirinç, kırmızı mercimek, 1 kaşık zeytin yağı haşlanır rondo vb. kullanılmaz analarımızın devrindeki gibi çatalla ya da tel süzgeçle ezilir.) (Bu arada, doktor küçükken yaz kış sebzesi ayrımıyla büyüdüğümüzü, farkı bildiğimizi unuttu galiba. Yaz geliyor, kabak dışında yaz sebzesi vermedi bize. Çocuğu küçükten günümüzün abuk beslenme düzenine alıştırma amacında da olabilir tabi.)
Öğlen : 2-3 kaşık ile başlıyoruz hergün öncekinin iki katına çıkarak 100-150 cc ye ulaşılır

3. Hafta: yoğurt (kısa raf ömrü olan doğal hazır yoğurtlar da olabilir, ama biz evde kendimiz yapacağız.)
İkindi: 2-3 kaşık ile başlıyoruz hergün öncekinin iki katına çıkarak 100-150 cc ye ulaşılır

4. Hafta: Kahvaltı: (2-3 bebe bisküvisi asla daha fazlası değil ya da 1 dilim ekmek, evde yaptığım tam buğday ekmeği de olurmuş, ben bebe bisküvisinden kaçabildiğim kadar kaçacağım. Evde yenen peynir minicik parçalara ayrılıp gece suya konacak, 50 gram, 1-2 kaşık pekmez (Nigar Teyzemiz, var mı halen ev yapımı pekmez?), 1-2 çay kaşığı dövülmüş ceviz, sağılmış anne sütü, mama, yoğurt ya da taze meyve suyuyla çatalla ezilir)

1. Hafta : Meyve
2. Hafta : Meyve + Sebze
3. Hafta : Meyve + Sebze + Yoğurt
4. Hafta : Meyve + Sebze + Yoğurt + Kahvaltı

6. aya kadar emzirmeyi kafaya koymuştum, doktorumuz 6. aya kadar anne sütü devam dedi pek sevdim. Çatalla ya da tel süzgeçle ezme kısmı da benim kafama pek yattı. Ama en sevindiğim kısım bebe bisküvisi, muadilini evde yapsam diyordum o da tamam. Erken doğan bebek olduğu için yeme işinde isteksiz olursa paniklemiyormuşuz, bakalım nasıl davranacak bizimki. Doktorumuzun tavsiyesiyle, 2 silikon kaşık bir de meyve filesi aldık. Meyve, filenin içine konuyor, yutma riski olmadan bebek eme eme oyalanıyor.

Bir sonraki ay farklı bir liste verecekmiş. Demir damlasına başlamamızı da önerdi, meyve püresinin sonunda, ağzının arka tarafına gelecek şekilde (ki ön tarafla metalimsi tadı alırmış arka kısmından verip tadı almasını engelleyeceğiz)1-2...8 damla adım adım. Sonrasında hep 8 damla ve ardından su veriyoruz. Su 1.5 litrelik hazır pet şişe, damacanadan kullanmamızı önermedi, pompa nedeniyle. Suyu kaynatmaya gerek yok. Su içmek istemezse dert edilmiyor, zaten tercih anne sütüyle almasıymış.

Anne sütünün çok azalacağını düşünmüştüm, yanılmışım. Dikkatli beslenmeye devam ediyoruz bu durumda.

23 Nisan 2009 Perşembe

Sanki her tarafta var bir düğün, çünkü en şerefli en mutlu gün.

Hava ısınır ısınır da neden birden soğur bu 23 Nisanlarda? Benim en güzel 23 Nisan anım, annemle babamın öğretmen olduğu okulda (ama sınıfta yapılan sınavda 1. olarak bileğimin hakkıyla) okul müdürü koltuğuna oturmam, annemle babamın plan defterlerini imzalamamdır. Mete öğretmen gösteri için koskoca müdürü provaya çağırmıştı, müdür yardımcısı sınıf arkadaşım Tuğba da fırsattan istifade makamıma zıplayıverip beni sinir etmişti! İkinci güzel anımsa orduevine yirmi üç nisan partisine gitmem. Lakin parti içeriğine ilişkin birşey yok aklımda, sadece parti için elbise dikilmesi ve elbise aklımda.

Küçüklüğümde babam Milliyet yayınlarının Musti'sini alıp uyurken elime tutuştururdu uyanınca Musti'yi elimde bulur, sevindirik olurdum. Dede torununu da kitaplar almış 23 nisan balonları, jelibonun minyatürü ve bayrakla beraber. Dün ilk kitabı okuduk, ben yazarın mesajlarını ve dilini çok beğendim (Umut Ege'nin içeriği anlamasına çok var ama, uyku öncesi rutinlerinde hep aynı kitabın okunması öneriliyor ya, uyku öncesi kitaplarımız olacak bunlar). Kitaplar Çilek Yayınları'nın çevreciler iş başında serisinden Tuncel Altınköprü'nün yazdığı Altın Kumsal ve Yasak Orman. Bayrak sallamayı balonlara vurmayı (hafif oluşları nedeniyle) pek sevdi bizimki. Türk Bayrağını Yalamayıp Isırmama yasasına muhalefet edince elinden aldım bayrağı. Atam İzindeyiz balonu da benim için ehi ehi.



İlk 23 Nisan kutlamaları kapsamında gezi bile yaptı paşa, fakat hemen mışıl uykulara daldı.



Canım nasıl kemalpaşa tatlısı istiyordu, insanın tatlıcı teyze eniştesi kuzisi olması ne hoş, ıslattırmış datluları, getirmiş. Süt yapımında ekstra ekstra katkısı olduğunu düşünüyorum. Kuzicim çok teşekkür ederim, muah. Bu aralar yediklerimle kış uykusuna yatsam yatılır. Zaten artık büyüüp süt yetmediğinden midir nedir gece iki saatte bir emme seanslarımız var. Şöyle 4 saat bi uyusam enfes olacak.



Paşa'nın çeşit çeşt oyunlarından atlı karıncası. Hep böyle mutlu ol, hep böyle bayram tadında günler yaşa Umudumuz Egemiz...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Hayatta ne lezzetler varmış...

Önce ne olduğunu anlayamama...




Sonra, daha yok mu?


18 Nisan 2009 Cumartesi

Bir reklam...




Solo reklamı da yayınlanmıyor ki ne zamandır, nerden öğrendi bu çocuk hem yumuşak hem hesaplıyı:))

Teyzem benim dişimi ilk gören kişi olup sevinç içinde söylemiş, kendisine hediye alınacağını sanarak:)) Ben büyürken blog sahibi olmadığım için açıp bakamıyoruzne hediye almış diye;) Diş filan yok daha piyasada, baştan söyleyelim dişini ilk gören hediyeyi alır.




Buralara bahar hatta yaz geldi, Umut Ege paşa da şortlandı. Biz bir ay sonrasını hesaplayıp almıştık bunu ama erkenden doğunca hesaplar şaştı, bari bir resmi olsun bu takımıyla, kardeşi eskitsin ne diyelim;)





Dün teyzemiz geldi, Umut Ege'ye ilk 23 Nisan hediyesini getirdi, Umut Ege Vecihi oldu:)) Ayıcıkla vedalaşma vaktimiz gelip de geçiyordu, şapkanın zamanı artık. Bu frenk icadı çok işimize yarayacak gibi bir his var içimde.





Umut Ege Ankara'da bir iki muz yalamıştı, burada 1-2 damla çilek suyu, 1 dilim elma (sadece yalaması için), bir dilim salatalık (gene yalaması için) verdim.
Bugün ilk ciddi deneyimini yaşadı, 2 çay aşığı yoğurt, başta ne olduğunu anlaştıramadı sonra daha verin diye ağlamaya başladı, umarım bu iştahı daim olur. İlk 6 ay anne sütü uygulamasını tercih ettim ben. Haftaya doktorumuzun listesiyle başlayacağız ek gıdalara.

16 Nisan 2009 Perşembe

Umut (Ege) her zaman bizimle olsun...

Hamileliğimin ilk dönemlerinde bakladan tiksinmiştim çok sevmeme rağmen. Sonrasında da balık görmek istemiyordum, ama zorlayarak da olsa yedim. Doğum sonrası balıkları lüpletmiştim, baklayla ilişkimizi merak ediyordum, seviyeli bir birliktelik mi olacaktı bizimki, görünce selam vermeden mi geçicektik, yoksa canciğer kuzu sarması mı olacaktık. İlk denemeyi yaptık, bulana bulana yemek bu olsa gerek:)) Hamileliğimde canım 3 şey istemişti, zeytinyağlı enginar (öncesinde hiç aram yoktu), bu sene deli gibi yiyiyorum, ekşi yeşil elma, kadayıf. Al buradan yak şeklinde bir potbori:)) Şimdiki merakımız ise Umut Ege'nin balık,bakla,enginar,elma,kadayıf yaklaşımı ne olacak?

Umut Ege eliyle emziğini ağzından çekmeyi çok enfes başarıyor, ama geri yerleştirmeye gelince beceremiyorum diye mızlamaya başlıyor;)
Tüm gün pencereden baksa hayır demez sanırım. Artık gezmeye çıkacağını anlayıp heyecanla bekliyor.
Habire salyalar akıyor, giysilerini ıslayacak kadar. Bakalım ne zaman gelecekle dişler.
Şıngırdaklı avize görünce tekmeler sallamaya başlıyor.
Çıngırağını kuvvetle sallamaya başladı, bu sallamalardan burnu nasibini alınca biraz ağladı, şimdi sanki yüzüne uzak tutuyor gibi çıngırağını ama tamamen tesadüf de olabilir.


Anane süt yapım çemberini genişletip limonata yapmış süpürüz. Ne zamandır içmiyordum. Kilo alıyorum diye günde 1 tatlı yiyerek dikkat etmeye başlamıştım, anane "ye sen emziklisin" diyor, ben de sözünü dinliyorum, yoksa hiç iştahım yok(!). Bak Umut Ege burdan iki ders çıkar biiiiir annen hiç istemeye istemeye sana süt olsun diye neler yemek zorunda kaldı:) ikiiii, anne sözü dinlenir:P Anneme habire sütlaç yaptırıp yiyiyorum, annem senin sütlacı bu kadar sevdiğini bilmezdim diyor, valla ben de bilmezdim:)) Bu oburluk baki kalmaz umarım. Tombul jelibonu limonatanın arkasına koyup resmetmem bu korkudan mı kaynaklanıyor, psikolog okuyucu varsa irdeleyiversin.



Dün Umut Ege'nin arabasıyla uzun yol yaptım. Türkiye'de çocuk arabası kullanmak ne zor iş! Arabadan genel anlamda çok memnunum, doğru bir tercih yapmışız kendi önceliklerimize göre. Türkiye'de sadece araba kullanmak zor olsun, ne diyelim...

12 Nisan 2009 Pazar

Kod incelerken moral olsun.


Teletabi miydi neydi o garip yaratıklar, evde teyzesinin bir tokasını bulup oynatmış dedesi. Bizimki mest, umarım rengi cezbetmiştir:) Şöyle güzel güzel şirinler, temel reisler var mı şimdi? Yoksa biz de bu ucube filmlere talim mi edeceğiz?

Umut Ege'nin hesap uzmanı olacağına hükmettim. Bu kadar el meraklısı mı diğer bebekler de? Ellerini izlemeye, elimle yaptığım pandomimlere bakmalara doyamıyor. Bir de oda müziğiyle emiyor asilzadem:)) Müzik kulağı da var galiba kuzgunun.


Bu haftasonu hava çok iyi gitmedi. Park gezisini iptal edip Balıkesir Orman'ına gittik. Balıkesir'de gerçekten bir değirmen boğazı varmış, şehir efsanesi değilmiş:))

Kim banyo ediyor diye düşünüyor sanki dereye bakarken:)) Banyo demişken konak işine kesin çözüm: zeytinyağı yakılır, başa sürülür beş dakika beklenir, o sırada karbonat sulandırılır. Başa sürülür yaklaşık bir dakika bekletilip hemen yıkanır. Konak önleyen şampuanmış, bebe yağıymış hikaye. Bu tarifi anneme benim doktorum vermiş. Eski doktorların çözümleri doğalmış. Yaz ve güneş yağlarını düşünmeye başladım şimdiden. Ne kadar güneşten korunuyor ne kadar kimyasal alıyoruz acaba? Zeytinyağı sürüp çıkmak mı akıllıca, 50 faktörleri kullanmak mı?



Gezi sonrası açık hava etkisini göstermeye başladı;)




Doğa'yla ilk buluşmasıydı oğlumun. Umarım o da doğada olmaktan çok mutlu olur.
Doğa demişken, Balıkesir pazarında gezinmek içimi açıyor. Oldukça büyük bir pazar (amma çok Balıkesir reklamı yaptım, belediye sayfasında bana link verecek hehe he) Tazecik toplanmış çeşit çeşit otlar. Köylü teyzeler yetiştiriyor, topluyor, gelip satıyor. Köyden göçle bu üretken kadınlarımızı döngüsel, evini temizleyen teyzelerimiz yapıyoruz. Kadın çalışmaları yüksek lisansı giderek daha da ilgimi çekiyor. Doktoradan sonra düşünsem mi:)) Ekşigüne bu hafta öğrendiğim yeni lezzet, herkese tavsiye ederim;)