Balsultan'la Paşa Oğlan'ın annesi beni mimlemiş. 2 Çocuk annesi olmama ramak kala 2 çocuk annesinden mimi, herşeyin muhteşem olacağına yorarak başlıyorum cevaplara.
1. Gün içinde, eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey?
Bir tüm günü kendi başıma geçirebilmek, 2.5 senedir olmadı, 2 sene daha olamayacak gibi:))
2.Gördüğün zaman, eğer almazsam uyuyamam dediğin şey?
Eşyalarım üzerine çok düşünür oldum son zamanlarda. Sadun Aren'in anılarını okuyorum orda toprak verilen köylülerin topraklarını istemeyişlerinden bahsediyor. Prag'a tiyatroya operaya ailecek gidemiyorsunuz diyorlar açıklama olarak, mülkleri onları tutsaklaştırıyor. Ben de evde üstüme üstüme gelmeleri, bir heves aldıktan sonra aslında gereksinimim olmadığını farketmem, dolapları nasıl ayıklasam diye planlar yapmam üzerine, alacağım şeyi bir kaç kez düşünme alışkanlığı geliştirmek istiyorum. Gerçi hantal hamiel kıyafetleri ve aylarca giydiğim düz spor ayakkabılarından sonra, kilolarımı verir vermez yeni bir kaç kıyafet ve topuklu ayakkabı almazsam uyuyamayacaklarımdan olabilir. Ama kuralına uygun, değil bir kaç kez düşünmek, birkaç aydır düşünüyorum:))
3.Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey? Lisede bir iki heves diyet girişimim dışında (ki ailemce gelişme çağında diyet olmazla durduruldum, bana da uydu) diyetim yoktur. Her sabah tartılır biraz oynamada yediklerime bir iki gün dikkat ederim. Aldığım 15 kiloyu düşünerek bu soru açık kalsın belki dönüp cevaplarım diyorum:)
4.Uğurun var mı, uğurun? Uğurum çok yok. Ama TOEFL sınavlarında tesadüfen aynı kazağı giyip iyi puan alınca sınava gene kışın girsem o kazağı giyerim diye kazağı saklıyorum:))
5.Kendine en yakıştırdığın renk? Turuncu.
6.En sevdiğin takın? Telkari uygulanmış altın bir yüzük.
7.Takıntın? Evden çıkarken ocak, priz kontrol etmek. Evdeki nesnelerin çarpık durmaması. Mutfakta temizlikte kullandığım bezleri bir kez kullanınca illaki makinede yıkamak.
8.Bavulum çoktan hazır, gitmek istediğim şehir, ülke?
Nere olsa giderim, yeter ki gidebileyim:))
9.Ben bu şarkıyı duyunca şakırım? Ben duymadan bile şakırım:))
10.Solunda ne var? Konsol, üstünde sevgili Evren'in gönderdiği UE ve NE panosu, böbannemizin bana yılbaşı hediyesi, beyceyzin tezine ilişkin dokümanlar, NE için arar ara şarjı dolan kamera, sevgili arkadaşım M.'nin hediyesi şamdanlarım, İran'dan gelen bir mücevher kutusu (içi boş, doğum sonrası dolar heralde - koca için sanat yaptım:P gerçi olsa olsa mecazı mürsel olur ya;)), evlilik günü resmimiz (çerçeve kullanmayı sevmiyorum ama hediye geldikçe kullanıyorum).
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Şubat 2011 Pazartesi
18 Şubat 2011 Cuma
İtiraf Ediyorum:))
Itır beni mimlemiş, ben de annelik ve çocuk üzerine itiraflarımı sıralayayım.
Bebeğin ilk yıkanmasında annelerimizden aldığımız desteği, ben torunlarıma verebilir miyim kaygım var. Keza NE'yi verseniz ilk yıkamasını yapamazmışım gibime geliyor:)
Çocuğunla fink fink gezebilen annelere imreniyorum, çok istememe rağmen başaramadım. Ama şimdi taze elması, uykusu, karşıdan karşıya ikimiz bebek arabasıyla gezer miyiz ki, yabancıların yanında ağlıyor huysuzlanıyor gibi çok bahanem oldu. 2 çocukla hiç başarırmışım gibime gelmiyor.
UE ile tren ya da otobüsle yolculuk yapma fobim var, ya uyursam ya birşey olursa.
Çocuklarımı doktora bağımsız bir dönemde doğurmuş olmayı isterdim (ama geç doğurmak da istemem, doktora yapmamakta:)). Aklımda hiç sınavdı, dersti, hocaydı olmadan ayak uzatmak güzel olabilirdi. Şu gebelik kolay geçseydi, doktora sonrası bir üçüncü derdim ama o defteri de kapadım:))
Büyükanneleri büyükbabaları hafta içi iyi beslediği için haftasonu beslenme mızmızlıklarında hemen amaaaan diyebiliyorum.
UE ilk doğduğunda çok kitapçıydım, şimdi annelerin deneyimleri de muhteşem noktasını da barındırıyorum.
UE'yi böbannesine(en son telaffuzu bu) NE'yi ananesine satıp ne zaman bir yurtdışına gidip geliriz hesaplarım var:)) (Bunun için en az 2 sene gerek, ama hayalsiz de yaşanmaz ki).
UE aman ağlamasıni aman kucağına aldı iyi tutar mıki, aman şöyle aman böyle ile büyüdü. İlk çocuk buldumcuğu oldu. NE de daha rahat olacakmışım gibime geliyor. Arkadaşımın sevdiğim bir lafı var, ilkini korumaktan sevemedik diye. Galiba ilkler hep bu yoldan geçiyor.
Batıl inancım yoktu, ta ki UE bileğinde lekeyle doğana kadar (şimdi geçti). Ciğer yemiş, gül koklamış, birisinden bişi saklamış olma hallerinden olabilirmiş. Şimdi UE'nin tırnaklarını gece kesemiyorum (doktora yapan geleneksel türk annesi:)). Gündüz de ayak tırnaklarını kestirmiyor. Uyuyunca da ya uyanırsa kaygısı giriyor. Bazen kendi kendine kırılıyor ayak tırnakları.
Çok da ilginç itiraflarım yok sanki. Zaten içsel roka dürtmece sendromumda başladı:))
Bi demet roka yiyip geleyim.
Bebeğin ilk yıkanmasında annelerimizden aldığımız desteği, ben torunlarıma verebilir miyim kaygım var. Keza NE'yi verseniz ilk yıkamasını yapamazmışım gibime geliyor:)
Çocuğunla fink fink gezebilen annelere imreniyorum, çok istememe rağmen başaramadım. Ama şimdi taze elması, uykusu, karşıdan karşıya ikimiz bebek arabasıyla gezer miyiz ki, yabancıların yanında ağlıyor huysuzlanıyor gibi çok bahanem oldu. 2 çocukla hiç başarırmışım gibime gelmiyor.
UE ile tren ya da otobüsle yolculuk yapma fobim var, ya uyursam ya birşey olursa.
Çocuklarımı doktora bağımsız bir dönemde doğurmuş olmayı isterdim (ama geç doğurmak da istemem, doktora yapmamakta:)). Aklımda hiç sınavdı, dersti, hocaydı olmadan ayak uzatmak güzel olabilirdi. Şu gebelik kolay geçseydi, doktora sonrası bir üçüncü derdim ama o defteri de kapadım:))
Büyükanneleri büyükbabaları hafta içi iyi beslediği için haftasonu beslenme mızmızlıklarında hemen amaaaan diyebiliyorum.
UE ilk doğduğunda çok kitapçıydım, şimdi annelerin deneyimleri de muhteşem noktasını da barındırıyorum.
UE'yi böbannesine(en son telaffuzu bu) NE'yi ananesine satıp ne zaman bir yurtdışına gidip geliriz hesaplarım var:)) (Bunun için en az 2 sene gerek, ama hayalsiz de yaşanmaz ki).
UE aman ağlamasıni aman kucağına aldı iyi tutar mıki, aman şöyle aman böyle ile büyüdü. İlk çocuk buldumcuğu oldu. NE de daha rahat olacakmışım gibime geliyor. Arkadaşımın sevdiğim bir lafı var, ilkini korumaktan sevemedik diye. Galiba ilkler hep bu yoldan geçiyor.
Batıl inancım yoktu, ta ki UE bileğinde lekeyle doğana kadar (şimdi geçti). Ciğer yemiş, gül koklamış, birisinden bişi saklamış olma hallerinden olabilirmiş. Şimdi UE'nin tırnaklarını gece kesemiyorum (doktora yapan geleneksel türk annesi:)). Gündüz de ayak tırnaklarını kestirmiyor. Uyuyunca da ya uyanırsa kaygısı giriyor. Bazen kendi kendine kırılıyor ayak tırnakları.
Çok da ilginç itiraflarım yok sanki. Zaten içsel roka dürtmece sendromumda başladı:))
Bi demet roka yiyip geleyim.
29 Aralık 2010 Çarşamba
Emzirme Reformu Mimi
1) Türkiye'de 6 ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç?
%1.3 imiş. Bu değerin nasıl ölçüldüğünü gerçekten merak ettim. Çünkü inanamıyorum. Kırsal kesimin en azından bu değeri arttırmasını beklerdim. Sütün yok mafyası, meğer bilinçaltı nedeniyle varmış. Ben emzirmedim sen de emzirme. Rakam doğruysa pek fena.
2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütüyle beslediniz?
İlk altı ay sırf anne sütü. Sonrasında katı gıdaya geçtik ama 8. aya kadar anne sütü ağırlıklı. Toplamda 20 ay.
3) Kaç ay doğum izni kullandınız?
Erken doğum yaptığım için (35. hafta) izinlerimin bir kısmı yandı. Yasal izinlerim + 8 ay kadar ücretsiz izin.
4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?
UE 11 aya yaklaşırken çalışmaya başladım. Yaşına kadar süt izni kullandım.
5) Emzirdiğiniz ya da süt izni kullandığınız için isyerinde tepki ile karşılaştınız mı? Asla ne yöneticilerimden, ne takım arkadaşlarımdan birakın tepkiyi bir ima bakışla bile karşılaşmadım. Biliyorum nadir şanslılardanım.
6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarda emzirdiğinizde sıkıntı yaşadınız mı? Yaşamadım. Ama anne bebeğin odasında bebeği emzirirken, çağrılmadan gelen ziyaretçilerden hiç hoşlanmadım. Yanında emzirirken rahat edeceğiniz kişiler var, etmeyecekleriniz var.
7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Emzirme danışmanlığı ya da yeterince psikolojik destek bulabildiniz mi? İlk gün emmişti UE. İkinci gün emziremediğimde hemşirelerden destek aldım. Annem ve teyzem sülalemizde sütü gelmeyen kadın yok ferah ol diyerek beni çok rahatlattı. Beklenen böyle sözler, o süt gelecek ama ihtiyacı olan tek şey bebeğin çekmesi ve annenin inanması. UE'nin halası ve bir arkadaşı da pompa kullanımında yardımcı olmaya çalışmışlardı. Hiç unutmayacağım bir çaba tekrar teşekkürler. Sütü ilk etapta pompa ile de çekiyordum. Erken doğum nedeniyle, mama verelim demişti bir ekip. Bir yenidoğan prof. u da anneme sakın vermeyin sütü sağın verin demişti. UE, bir kaç biberon mama aldı, sonra hep sağmaca bir hafta sonra da emmece. Yeni doğan profunun dediğini ilettiğimiz ekip bari bir mama bir sağma süt verin demişti, dinlememiştik. Yenidoğan profuna canı gönülden sevgiler. Erken doğan bebeğin ihtiyacına göre oluyor anne sütü de. Emzirin pes etmeyin. O ilk sütün turuncu rengini hatırladıkça, süt mucizesine daha da inanıyorum.
8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan "sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük" şeklinde baskı gördünüz mü?
UE'nin çok kilo alamadığı dönem olmuştu. Bunda halasının verdiği hardallı sos tarifini UE'nin sevmemesi, benim yeterlik stresim de etkiliydi. Yalnızken her öğün düzenli ve yüksek besin değerli sofralar hazırlama şansı olmuyordu. Ben su iç sütün olsun ekolünden değilim. Bolca yedim. Ama asla baklava börek değil. Ama hergün mutlaka bir sütlü tatlı. Annemin yanına kampa gittim. Hem yeterlik çalıştım hem harika beslendim. UE 200 gram ben 2 kilo babam dört kilo almıştık o dönemde:)) Mama verelimi hiç duymadığım gibi, gelir sütün geliri duydum hep ailemden.
Ama arada gezmelerde iyi niyetli teyzelerden UE ağladığında çocuk açları duydum. Acemi anne olarak panikledim. 2. sinde paniklemem sanırım.
UE yi 20 ay boyunca emzirdim. Doktorları belli bir zamandan sonra emmeye güvenip yemediği için kes artık dediler. Beni bunaltmaya başlamıştı. Süt azaldığı için gece bir saat boyunca emmeye çalıştığını, haftasonlarını yapışık geçirdiğimizi anımsıyorum. Doğduğundan beri ilk hiç süt emmediği akşamı fırsat bilip kestim. Ama bugün gel desem koşar. Hala arada şansını deniyor.
9) Emzirme reformunu biliyor musunuz? Sizce neden gerekli?
Bilmem mi akrostişini bile yazdım.
10) Emzirme reformunu web sitesinde desteklediniz mi? Web sitesine girdim formu doldurdum .
%1.3 imiş. Bu değerin nasıl ölçüldüğünü gerçekten merak ettim. Çünkü inanamıyorum. Kırsal kesimin en azından bu değeri arttırmasını beklerdim. Sütün yok mafyası, meğer bilinçaltı nedeniyle varmış. Ben emzirmedim sen de emzirme. Rakam doğruysa pek fena.
2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütüyle beslediniz?
İlk altı ay sırf anne sütü. Sonrasında katı gıdaya geçtik ama 8. aya kadar anne sütü ağırlıklı. Toplamda 20 ay.
3) Kaç ay doğum izni kullandınız?
Erken doğum yaptığım için (35. hafta) izinlerimin bir kısmı yandı. Yasal izinlerim + 8 ay kadar ücretsiz izin.
4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?
UE 11 aya yaklaşırken çalışmaya başladım. Yaşına kadar süt izni kullandım.
5) Emzirdiğiniz ya da süt izni kullandığınız için isyerinde tepki ile karşılaştınız mı? Asla ne yöneticilerimden, ne takım arkadaşlarımdan birakın tepkiyi bir ima bakışla bile karşılaşmadım. Biliyorum nadir şanslılardanım.
6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarda emzirdiğinizde sıkıntı yaşadınız mı? Yaşamadım. Ama anne bebeğin odasında bebeği emzirirken, çağrılmadan gelen ziyaretçilerden hiç hoşlanmadım. Yanında emzirirken rahat edeceğiniz kişiler var, etmeyecekleriniz var.
7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Emzirme danışmanlığı ya da yeterince psikolojik destek bulabildiniz mi? İlk gün emmişti UE. İkinci gün emziremediğimde hemşirelerden destek aldım. Annem ve teyzem sülalemizde sütü gelmeyen kadın yok ferah ol diyerek beni çok rahatlattı. Beklenen böyle sözler, o süt gelecek ama ihtiyacı olan tek şey bebeğin çekmesi ve annenin inanması. UE'nin halası ve bir arkadaşı da pompa kullanımında yardımcı olmaya çalışmışlardı. Hiç unutmayacağım bir çaba tekrar teşekkürler. Sütü ilk etapta pompa ile de çekiyordum. Erken doğum nedeniyle, mama verelim demişti bir ekip. Bir yenidoğan prof. u da anneme sakın vermeyin sütü sağın verin demişti. UE, bir kaç biberon mama aldı, sonra hep sağmaca bir hafta sonra da emmece. Yeni doğan profunun dediğini ilettiğimiz ekip bari bir mama bir sağma süt verin demişti, dinlememiştik. Yenidoğan profuna canı gönülden sevgiler. Erken doğan bebeğin ihtiyacına göre oluyor anne sütü de. Emzirin pes etmeyin. O ilk sütün turuncu rengini hatırladıkça, süt mucizesine daha da inanıyorum.
8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan "sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük" şeklinde baskı gördünüz mü?
UE'nin çok kilo alamadığı dönem olmuştu. Bunda halasının verdiği hardallı sos tarifini UE'nin sevmemesi, benim yeterlik stresim de etkiliydi. Yalnızken her öğün düzenli ve yüksek besin değerli sofralar hazırlama şansı olmuyordu. Ben su iç sütün olsun ekolünden değilim. Bolca yedim. Ama asla baklava börek değil. Ama hergün mutlaka bir sütlü tatlı. Annemin yanına kampa gittim. Hem yeterlik çalıştım hem harika beslendim. UE 200 gram ben 2 kilo babam dört kilo almıştık o dönemde:)) Mama verelimi hiç duymadığım gibi, gelir sütün geliri duydum hep ailemden.
Ama arada gezmelerde iyi niyetli teyzelerden UE ağladığında çocuk açları duydum. Acemi anne olarak panikledim. 2. sinde paniklemem sanırım.
UE yi 20 ay boyunca emzirdim. Doktorları belli bir zamandan sonra emmeye güvenip yemediği için kes artık dediler. Beni bunaltmaya başlamıştı. Süt azaldığı için gece bir saat boyunca emmeye çalıştığını, haftasonlarını yapışık geçirdiğimizi anımsıyorum. Doğduğundan beri ilk hiç süt emmediği akşamı fırsat bilip kestim. Ama bugün gel desem koşar. Hala arada şansını deniyor.
9) Emzirme reformunu biliyor musunuz? Sizce neden gerekli?
Bilmem mi akrostişini bile yazdım.
10) Emzirme reformunu web sitesinde desteklediniz mi? Web sitesine girdim formu doldurdum .
8 Aralık 2010 Çarşamba
Mim - Fadiş
Fadiş beni mimlemiş. Konu şu:
"Kitaplığınızın karşısına geçin.Gözlerinizi kapatın.Derin bir nefes alın.Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın.Bir kitap seçmiş durumdasınız.O kitabı satın aldığınız, ya da hediye gelmiş de olabilir, anı hatırlamaya çalışın.İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin.Evet, ne güzel bir koku bu!55.sayfayı bulun.Sayfayı tekrar okuyun.Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.Daha sonra siz de 3 arkadaşınıza cevaplaması için gönderin..."
Bizim evde iki odada kitaplığımız var. Daha çok sevdiğim kitaplığı seçtim. Duvar boyunca dört parçadan oluşuyor kitaplık. Gene hile yaptım, romanlarımızın olduğu bölmenin önüne geldim. Ve denilenleri yaptım.
Sabahattin Ali - Bütün Öyküleri I. Öykü sevmeyen saricizmeli'nin öykülerini sevdiği yazar. 20 Nisan 2001 Ankara'da alınmış kitap. 55. sayfayı açıyorum. Birdenbire Sönen Kandilin Hikayesi...
"Binanın niçin bu şekilde yapıldığını ve sonra hangi cehennem nefesinin buralarda estiğini kestirmek imkansızdı. Keskin bir bıçakla açılmış hissini veren ince uzun pencereler korkutucu bir karanlıktan başka hiçbir şeyi açığa vurmuyordu."
Kitaptaki öyküleri 1930larda yazmış yazar. 80 sene sonra bile ne kadar güncel.
Teşekkürler Fadiş, gezindirdin beni eskilerde. Aysema öğretmeninki kadar okuma zamanı hşkayesi etkileyici bir kitap denk gelmese de;)
Ben deeeee, Bambino'nun annesini, Birinci Suskun Şahsı veee Hayat Güzeldir'i mimliyorum.
"Kitaplığınızın karşısına geçin.Gözlerinizi kapatın.Derin bir nefes alın.Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın.Bir kitap seçmiş durumdasınız.O kitabı satın aldığınız, ya da hediye gelmiş de olabilir, anı hatırlamaya çalışın.İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin.Evet, ne güzel bir koku bu!55.sayfayı bulun.Sayfayı tekrar okuyun.Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.Daha sonra siz de 3 arkadaşınıza cevaplaması için gönderin..."
Bizim evde iki odada kitaplığımız var. Daha çok sevdiğim kitaplığı seçtim. Duvar boyunca dört parçadan oluşuyor kitaplık. Gene hile yaptım, romanlarımızın olduğu bölmenin önüne geldim. Ve denilenleri yaptım.
Sabahattin Ali - Bütün Öyküleri I. Öykü sevmeyen saricizmeli'nin öykülerini sevdiği yazar. 20 Nisan 2001 Ankara'da alınmış kitap. 55. sayfayı açıyorum. Birdenbire Sönen Kandilin Hikayesi...
"Binanın niçin bu şekilde yapıldığını ve sonra hangi cehennem nefesinin buralarda estiğini kestirmek imkansızdı. Keskin bir bıçakla açılmış hissini veren ince uzun pencereler korkutucu bir karanlıktan başka hiçbir şeyi açığa vurmuyordu."
Kitaptaki öyküleri 1930larda yazmış yazar. 80 sene sonra bile ne kadar güncel.
Teşekkürler Fadiş, gezindirdin beni eskilerde. Aysema öğretmeninki kadar okuma zamanı hşkayesi etkileyici bir kitap denk gelmese de;)
Ben deeeee, Bambino'nun annesini, Birinci Suskun Şahsı veee Hayat Güzeldir'i mimliyorum.
1 Kasım 2010 Pazartesi
Çocuğuma Kitap Seçerken Kriterlerim
Günün çorbası Yeliz sormuş. Ben cevaplayasıya dünün çorbası oldu soru. İşte cevaplar...
Boncuğunuza kitap seçerken en çok önem verdiğiniz kriterler neler?
Kitap alışverişlerimde eksen kayması yaşadığımdan, inceleyerek kitap alımlarım azalmış durumda, tercihim internetten alım yönünde.
Sevdiğim bir yazarın, fikrini önemsediğim bir dostun tavsiyesi, bir övgü yazısı beni kitap tercihinde etkiliyebiliyor. Tabi tavsiye üzerine alımlarda beklentilerin karşılaşamadığı durumlar oldu.
Tostoraman'ı Perihan Mağden'in çok eski bir yazısında okumuştum. Not almıştım. Sonra edindim. Ben Tostoraman'ı karanlık buldum örneğin, UE de çok pas vermedi. Ama aynı yazarın Kasaba'nın En Şık Devi favorisi oldu. Gene aynı yazarın Süpürge'de Yer Var Mı?'sı oldukça hoş çizimli, başta ilgisini çekmedi ama yeni denememde onun da ilgi alanına gireceğini düşünüyorum.
Mumuk da öneriyle aldığım ayrı bir fiyasko olan kitap. Bir heves aldım. Mumuk Oyuncakçı'da, bu yaş için gene fazla kasvetli.
Zaman içinde kaydettiğim yazarlar oluyor. Behiç Ak ve Sevim Ak gibi. İlerleyen kitap alımlarında listeye eklenecek.
Ben klasiklerden vazgeçmem, bu da geçen zaman içinde belirleyicim olacaktır. Demiryolu Çocukları'nı bir önceki alımda edinmiştim.
Çok değerli bir başka seçme kriterimse hayatımla kesişen kitaplara denk gelmem:)) Pıtırcık edinme sebebim, hamileliklerimde bıcırıkları pıtırcık olarak isimlendirmem oldu örneğin (çok geçerli bir kitap seçme bahanesi).
UE, de kendi hayatıyla kesişen kitaplardan hoşlanıyor. Hediye gelen Calliou (böyle mi yazılıyordu) kitabındaki abi kardeş UE ve pıtırcık örneğin. UE ve E.'yi bulalım diye tutturuyor. Gene bu kitapta UE'nin eşyalarını da kapan kuştan var, Calliou'nun sandvicini kapıyor, bayılıyor o kısmına. Tübitak yayınlarından Doktor'da diye bir kitap almıştım. Doktor korkusunu aşmamızda yardımcı oldu. Aşı öncesi kitabın aşı sahnesini okuyup gittik. Ben faydasını gördüğümüzü düşünüyorum. Diş Hekimi'ndeyi de almıştım ama hayatımızın içinde olmadığı için çok ilgisini çekmedi. Hayatın içinden olsun diyelim özetle.
Bunların dışında keşke tüm kitaplar Tübitak Yayınları'nınki kadar uygun fiyatlı olsa. Seçme kriterim değil ama seçince mutlu olurdum.
Bir Dolap Kitap'a da göz atıyorum. Radikal Kitap'ta gördüğüm yayınlardan da etkilendiğim oluyor.
Ve kitabın mesajı da seçmem için çok önemli bir kriter.
Ve de öğretmen anneanne dedenin tavsiyeleri bir başka kriterimiz.
Ve de daha önceki deneyimler seçim kriterlerim.
Bir kitabın kapak tasarımı sizi cezbeder mi?
Öncelikli belirleyicim olmasa da etkilediği zamanlar olur.
Çocuk kitaplarının didaktik yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz?
Gözüne gözüne sokulmadığı sürece, didaktik yanı, mesaj kaygısını seviyorum. Tabi ki mesaj yaşına uygun olmalı, diş fırçalayan ya da süt içen, kedileri seven, oyuncaklarını toplayan çocuk gibi.
Çocuk kitaplarındaki resimler nasıl olmalı sizce? Hikayesini beğendiğiniz bir kitabı ilüstrasyonlarından dolayı almamazlık ediyor musunuz veya tam tersi oluyor mu? Hikayesi uyduruk olan bir kitabı grafiklerine aşık olarak aldığınız oldu mu? Grafiklerde aradığınız temel özellikler var mı? Varsa nedir?
Kardeşim okuma öğrenmeden önce (ki okula gitmeden okuma öğrendiğine göre 5 yaşlarında filan olmalı) resme bakar, aşağıdaki metnin üç aşağı beş yukarısını uydururdu. Birgün 10 Kasım temalı metne rastladı. Atatürk resmine bakıp bu çok zor okuyamam dedi. Çocuk kitaplarında resmin en az metin kadar önemli olduğunun benim 0için o zamanlar göstergesi olmuştu. Hikaye ve metin koşutluk göstermeli (kendi kendine okuyabileceği zaman).
Hikayesi uyduruk olsa da şimdilerde çok farketmiyor, çünkü UE'nin sevecedği vurgularla ben kitabı uyduruyorum zaten:)) Ama ilerde kaliteli bir Türkçe belirleyicim olacaktır.
Ve Mumuk Tostoraman örneklerinde olduğu üzre kasvetli olmamalı. Tudem yayınlarının Sayılar ve Renkler'i çok canlı renklerle olmamasına rağmen UE'nin uzun süre elinden düşmedi, ben olsam bu kitapları almayabilirdim. Bu deneyimden sonra kuşe kağıda olmasa da olur, canlı renkler olsun diye de tutunmayabilirim.
Çocuğunuzun şu anda en çok sevdiği 3 kitap hangileri? Bu kitapların bir ortak yönü var mı?
Hala Kasabanın En Şık Devi 1 numarada
Doktorda 2
Calliou 3
Sanırım ortak yanları yok.
Bir çocuk kitabı yazsanız hangi temayı işlemeyi düşünürdünüz, ya da temasız öylesine bir masal mı uydururdunuz?
Mesaj kaygım olurdu:)) Bu aralar uydurduğum masalda, en sevdiği Egemen UE'ye kamyonunu alır gelir. UE de oyuna katılmak isteyip kepçesine yeltendiğinde (kelime haznesi de geniş olsun kitabın:)), kepçesini yere attığı içni annesinden aldığı oynamama cezası aklına gelir. Annesine cezasının ne zaman biteceğini sorduğunda annesi saatine bakıp bir saat sonra cezanın biteceğini söyler. Egemen ve UE vakit geçirmek için markete giderler. UE Egemen'e en sevdiğin şey ne diye sorar, Egemenin süt cevabına UE'nin karşılığı bense hiç sevmem olur. Egemen bu cevaba çok şaşırır. Böyle faydalı bir şeyi nasıl sevmezsin der ve ekler, süt içmezsen kemiklerin (ileri düzey bilgi de verelim:)) ve boyun uzamaz. Bunları duyunca UE hatasını anlar (büyük hata:)) ve süt içmeye karar verirler. İki kutu süt alıp kasaya geldiklerinde paralarının yetmediğini görürler (ilerde bu kısma bir kutu süt 50 kuruşsa UE'nin 75 kurşu varsa ne kadar para eksik kısmını da ekleyeceğiz) bankamatik'e giderler (bu aralar bayılıyor) dıt dıt dıt şifrelerini girip beş para çekerler. Markete geri dönüp sütlerini alıp UE'lere giderler. Kamyon ve kepçeyi de alıp oynayarak günü bitirirler. Masal da burda biter.
Diyorsunuz ki bu kitap satmaz ki, siz öyle sanın on kere dinlemeden bırakmıyor UE:))
Çok kuvvetli kafiye yeteneğim vardır. Kitap yazsam kafiye becerisinde Yıldırım Türker'i aratmam.
Boncuğunuza kitap seçerken en çok önem verdiğiniz kriterler neler?
Kitap alışverişlerimde eksen kayması yaşadığımdan, inceleyerek kitap alımlarım azalmış durumda, tercihim internetten alım yönünde.
Sevdiğim bir yazarın, fikrini önemsediğim bir dostun tavsiyesi, bir övgü yazısı beni kitap tercihinde etkiliyebiliyor. Tabi tavsiye üzerine alımlarda beklentilerin karşılaşamadığı durumlar oldu.
Tostoraman'ı Perihan Mağden'in çok eski bir yazısında okumuştum. Not almıştım. Sonra edindim. Ben Tostoraman'ı karanlık buldum örneğin, UE de çok pas vermedi. Ama aynı yazarın Kasaba'nın En Şık Devi favorisi oldu. Gene aynı yazarın Süpürge'de Yer Var Mı?'sı oldukça hoş çizimli, başta ilgisini çekmedi ama yeni denememde onun da ilgi alanına gireceğini düşünüyorum.
Mumuk da öneriyle aldığım ayrı bir fiyasko olan kitap. Bir heves aldım. Mumuk Oyuncakçı'da, bu yaş için gene fazla kasvetli.
Zaman içinde kaydettiğim yazarlar oluyor. Behiç Ak ve Sevim Ak gibi. İlerleyen kitap alımlarında listeye eklenecek.
Ben klasiklerden vazgeçmem, bu da geçen zaman içinde belirleyicim olacaktır. Demiryolu Çocukları'nı bir önceki alımda edinmiştim.
Çok değerli bir başka seçme kriterimse hayatımla kesişen kitaplara denk gelmem:)) Pıtırcık edinme sebebim, hamileliklerimde bıcırıkları pıtırcık olarak isimlendirmem oldu örneğin (çok geçerli bir kitap seçme bahanesi).
UE, de kendi hayatıyla kesişen kitaplardan hoşlanıyor. Hediye gelen Calliou (böyle mi yazılıyordu) kitabındaki abi kardeş UE ve pıtırcık örneğin. UE ve E.'yi bulalım diye tutturuyor. Gene bu kitapta UE'nin eşyalarını da kapan kuştan var, Calliou'nun sandvicini kapıyor, bayılıyor o kısmına. Tübitak yayınlarından Doktor'da diye bir kitap almıştım. Doktor korkusunu aşmamızda yardımcı oldu. Aşı öncesi kitabın aşı sahnesini okuyup gittik. Ben faydasını gördüğümüzü düşünüyorum. Diş Hekimi'ndeyi de almıştım ama hayatımızın içinde olmadığı için çok ilgisini çekmedi. Hayatın içinden olsun diyelim özetle.
Bunların dışında keşke tüm kitaplar Tübitak Yayınları'nınki kadar uygun fiyatlı olsa. Seçme kriterim değil ama seçince mutlu olurdum.
Bir Dolap Kitap'a da göz atıyorum. Radikal Kitap'ta gördüğüm yayınlardan da etkilendiğim oluyor.
Ve kitabın mesajı da seçmem için çok önemli bir kriter.
Ve de öğretmen anneanne dedenin tavsiyeleri bir başka kriterimiz.
Ve de daha önceki deneyimler seçim kriterlerim.
Bir kitabın kapak tasarımı sizi cezbeder mi?
Öncelikli belirleyicim olmasa da etkilediği zamanlar olur.
Çocuk kitaplarının didaktik yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz?
Gözüne gözüne sokulmadığı sürece, didaktik yanı, mesaj kaygısını seviyorum. Tabi ki mesaj yaşına uygun olmalı, diş fırçalayan ya da süt içen, kedileri seven, oyuncaklarını toplayan çocuk gibi.
Çocuk kitaplarındaki resimler nasıl olmalı sizce? Hikayesini beğendiğiniz bir kitabı ilüstrasyonlarından dolayı almamazlık ediyor musunuz veya tam tersi oluyor mu? Hikayesi uyduruk olan bir kitabı grafiklerine aşık olarak aldığınız oldu mu? Grafiklerde aradığınız temel özellikler var mı? Varsa nedir?
Kardeşim okuma öğrenmeden önce (ki okula gitmeden okuma öğrendiğine göre 5 yaşlarında filan olmalı) resme bakar, aşağıdaki metnin üç aşağı beş yukarısını uydururdu. Birgün 10 Kasım temalı metne rastladı. Atatürk resmine bakıp bu çok zor okuyamam dedi. Çocuk kitaplarında resmin en az metin kadar önemli olduğunun benim 0için o zamanlar göstergesi olmuştu. Hikaye ve metin koşutluk göstermeli (kendi kendine okuyabileceği zaman).
Hikayesi uyduruk olsa da şimdilerde çok farketmiyor, çünkü UE'nin sevecedği vurgularla ben kitabı uyduruyorum zaten:)) Ama ilerde kaliteli bir Türkçe belirleyicim olacaktır.
Ve Mumuk Tostoraman örneklerinde olduğu üzre kasvetli olmamalı. Tudem yayınlarının Sayılar ve Renkler'i çok canlı renklerle olmamasına rağmen UE'nin uzun süre elinden düşmedi, ben olsam bu kitapları almayabilirdim. Bu deneyimden sonra kuşe kağıda olmasa da olur, canlı renkler olsun diye de tutunmayabilirim.
Çocuğunuzun şu anda en çok sevdiği 3 kitap hangileri? Bu kitapların bir ortak yönü var mı?
Hala Kasabanın En Şık Devi 1 numarada
Doktorda 2
Calliou 3
Sanırım ortak yanları yok.
Bir çocuk kitabı yazsanız hangi temayı işlemeyi düşünürdünüz, ya da temasız öylesine bir masal mı uydururdunuz?
Mesaj kaygım olurdu:)) Bu aralar uydurduğum masalda, en sevdiği Egemen UE'ye kamyonunu alır gelir. UE de oyuna katılmak isteyip kepçesine yeltendiğinde (kelime haznesi de geniş olsun kitabın:)), kepçesini yere attığı içni annesinden aldığı oynamama cezası aklına gelir. Annesine cezasının ne zaman biteceğini sorduğunda annesi saatine bakıp bir saat sonra cezanın biteceğini söyler. Egemen ve UE vakit geçirmek için markete giderler. UE Egemen'e en sevdiğin şey ne diye sorar, Egemenin süt cevabına UE'nin karşılığı bense hiç sevmem olur. Egemen bu cevaba çok şaşırır. Böyle faydalı bir şeyi nasıl sevmezsin der ve ekler, süt içmezsen kemiklerin (ileri düzey bilgi de verelim:)) ve boyun uzamaz. Bunları duyunca UE hatasını anlar (büyük hata:)) ve süt içmeye karar verirler. İki kutu süt alıp kasaya geldiklerinde paralarının yetmediğini görürler (ilerde bu kısma bir kutu süt 50 kuruşsa UE'nin 75 kurşu varsa ne kadar para eksik kısmını da ekleyeceğiz) bankamatik'e giderler (bu aralar bayılıyor) dıt dıt dıt şifrelerini girip beş para çekerler. Markete geri dönüp sütlerini alıp UE'lere giderler. Kamyon ve kepçeyi de alıp oynayarak günü bitirirler. Masal da burda biter.
Diyorsunuz ki bu kitap satmaz ki, siz öyle sanın on kere dinlemeden bırakmıyor UE:))
Çok kuvvetli kafiye yeteneğim vardır. Kitap yazsam kafiye becerisinde Yıldırım Türker'i aratmam.
10 Haziran 2010 Perşembe
Burdayııım:)
Hey millet, nasılsınız;) Yazarımız yıllık izninin bir bölümünü kullanmadığı halde, hayatındaki kakara kikiri (hakara makara mı deseydim:)) ortamından fırsat bulup iki satır yazamadı. Bu arada Yeliz'in mimi geldi. Buyrun cevaplara...
1.Nasıl giydiriyorsunuz?
Nasıl giydireceğiz, o önden koşarak ben arkadan koşturarak! Bizim oğlan doğalı beri sıkıntılı. Yaz gelince olay çığrından çıkıyor. Geçen sene bu çocuğun giyinik resmi yok mu yorumları gelmişti bloga. Mevsim dönünce bu çocuğun çoraplı resmi olmayacak mı dediler. Giydirmemek üzerine kurulu bir sistemim var olduğunu anlıyoruz değerlendirmelerden.
Yaz için bütün hafta onu idare edebilecek alt üst şortlu takımlar aldım. Ev için ayrı, dışarısı için ayrı. Çünkü bir şekilde lekeleniyor kıyafetler ve kimyasalllara hemen davranmak istemiyorum. Akşamlar için de chicconun pijama altlarını görmüştüm ince , onlardan edindim. Elimin altında bolca kıyafet olması önemli, çünkü habire yıkayıp ütüleyebilecek vaktim olmuyor.
Hamilelikte bolca alışveriş edip üstüne bolca hediye alınca, bir kere giyilip kaldırılanları görünce 2. yaşta akıllandım. Çok elzemleri alıyorum. Biliyorum ki, iki ailenin de ilk torunu, arkadaşlarım içinde ilk yeğen (ve arkadaşlarım çok çok nazikler) oğlumun bolca giysi hediyesi olup bolca giysisi olacak. Çok da gezenti bir arkadaş çevrem var, uluslararası gardrobu (Amerika, Fransa, İngiltere, İsrail, Bali ..., Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştığımı açıklasam mı;)) var oğlumun. Ben de Ankara'dan burnumu çıkaramadığım için önce dünya maketine sonra gardroba bakıp kendimi gezmişlerden sayıyorum. (Yakın arkadaş blog takipçisine ufak not: Gezip gezip, aslında hiç gezesim yok diyen kadın, cinlendiriyorsun beni, İstanbul gezin sonrası da bu kelamları edersen 2 kahve bir dilim pasta ancak sakinleştirir beni haberin ola).
2.Marka mı? Pazar mı? Semt butiği mi? Nerelerden alışveriş yapıyorsunuz bebelere?
Ben genelde Mothercare, LCW, Marks & Spencer, Premaman takılıyorum. Chicco yu çok pahalı buluyorum. Ve bu pahalılığa rağmen, ürünlerinde çoğunlukla sıkıntı yaşadım (akma, çıtçıtta sorun, ay bilgilerinin bizim oğlana göre geri kalışı, ki bizimkisi iri çocuk değil). Ama bazen iyi ürünlerini yakaladığımda alıyorum. Çok sevimli gelen çizimleri var bana. İndirimler iyi takip edilirse, markaların bazılarının pazarla aynı paraya geldiğine çok şahit oldum. M&S bodylerin tanesini 3 liraya almıştım. Ama indirimleri takip, zaman bulup gidip almak da ayrı bir maliyet. Hele benim gibi zamanı dar insanlara. Zaten az öz aldığım için, Mothercare indirimleri ile yetindim bu sene.
3.Haftada 3-5 defa makine döndüren çamaşır canavarlarının cicilerini ütülüyor musunuz? İlk bir sene her kıyafeti ütülendi (benim tarafımdan değil). Dışarıda giyecekleri halen ütüleniyor. Gözüme daha hoş göründükleri için. Ama evde giydiklerini ütülenmiyor artık. Mikroplara bağışık çocuk yaklaşımımda. Hatta giysileri bir yaştan bu yana bizim deterjanımızla yıkıyorum. Ütü işi bende olsa ilk bir sene çıtası belki biraz daha düşerdi.
4.Terlik mi sandalet mi? Ankara bir soğudu bir soğudu sormayın. Bot mu alsak diyoruz:)) Ayakkabı bizim kabus konumuz. Kolay ayakkabı bulamıyoruz. Zaten adım atana kadar ayakkabı almamıştık. Sonrasında zor zor bir ayakkabı bulunca (kraft) 20 21 numarasını birden aldık. Sonra 21 numara olmayınca nike spor ayakkabısı aldık ve dünya varmış dedik. Tabi spor ayakkabısı bulmak da bizim için ayrı dert. Halasının deyimiyle poğaça ayak. Ayakkabıyı giyip çıkartmak spor ayakkabısıyla kolaylaştı. Ev için de iki tane ev ayakkabısı eskitti. Yaz için sandalet bakmayı düşünüyorum. Havalar serin ve yağmurlu gittiğinden ağırdan alıyorum.
5.Şapka sorun mu? Nasıl çözüyorsunuz?
Dedim ya sıkıntılı diye. İlk doğduğunda da şapka giydiremedik. Geçen sene vecihi şapkası vardı, bağlıyorduk, çözmeyi bilmediği için mecbur takıyordu. Bu sene al gülüm ver gülümle şapka taktırabiliyoruz. Şapkanı takmazsan parka gidemezsin anahtarını kullanıyoruz:))
6.Malum deniz mevsimi açıldı. Mayo kullanıyor musunuz? Öneriler?
Öneriler, huggies little swimmer:))
1.Nasıl giydiriyorsunuz?
Nasıl giydireceğiz, o önden koşarak ben arkadan koşturarak! Bizim oğlan doğalı beri sıkıntılı. Yaz gelince olay çığrından çıkıyor. Geçen sene bu çocuğun giyinik resmi yok mu yorumları gelmişti bloga. Mevsim dönünce bu çocuğun çoraplı resmi olmayacak mı dediler. Giydirmemek üzerine kurulu bir sistemim var olduğunu anlıyoruz değerlendirmelerden.
Yaz için bütün hafta onu idare edebilecek alt üst şortlu takımlar aldım. Ev için ayrı, dışarısı için ayrı. Çünkü bir şekilde lekeleniyor kıyafetler ve kimyasalllara hemen davranmak istemiyorum. Akşamlar için de chicconun pijama altlarını görmüştüm ince , onlardan edindim. Elimin altında bolca kıyafet olması önemli, çünkü habire yıkayıp ütüleyebilecek vaktim olmuyor.
Hamilelikte bolca alışveriş edip üstüne bolca hediye alınca, bir kere giyilip kaldırılanları görünce 2. yaşta akıllandım. Çok elzemleri alıyorum. Biliyorum ki, iki ailenin de ilk torunu, arkadaşlarım içinde ilk yeğen (ve arkadaşlarım çok çok nazikler) oğlumun bolca giysi hediyesi olup bolca giysisi olacak. Çok da gezenti bir arkadaş çevrem var, uluslararası gardrobu (Amerika, Fransa, İngiltere, İsrail, Bali ..., Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştığımı açıklasam mı;)) var oğlumun. Ben de Ankara'dan burnumu çıkaramadığım için önce dünya maketine sonra gardroba bakıp kendimi gezmişlerden sayıyorum. (Yakın arkadaş blog takipçisine ufak not: Gezip gezip, aslında hiç gezesim yok diyen kadın, cinlendiriyorsun beni, İstanbul gezin sonrası da bu kelamları edersen 2 kahve bir dilim pasta ancak sakinleştirir beni haberin ola).
2.Marka mı? Pazar mı? Semt butiği mi? Nerelerden alışveriş yapıyorsunuz bebelere?
Ben genelde Mothercare, LCW, Marks & Spencer, Premaman takılıyorum. Chicco yu çok pahalı buluyorum. Ve bu pahalılığa rağmen, ürünlerinde çoğunlukla sıkıntı yaşadım (akma, çıtçıtta sorun, ay bilgilerinin bizim oğlana göre geri kalışı, ki bizimkisi iri çocuk değil). Ama bazen iyi ürünlerini yakaladığımda alıyorum. Çok sevimli gelen çizimleri var bana. İndirimler iyi takip edilirse, markaların bazılarının pazarla aynı paraya geldiğine çok şahit oldum. M&S bodylerin tanesini 3 liraya almıştım. Ama indirimleri takip, zaman bulup gidip almak da ayrı bir maliyet. Hele benim gibi zamanı dar insanlara. Zaten az öz aldığım için, Mothercare indirimleri ile yetindim bu sene.
3.Haftada 3-5 defa makine döndüren çamaşır canavarlarının cicilerini ütülüyor musunuz? İlk bir sene her kıyafeti ütülendi (benim tarafımdan değil). Dışarıda giyecekleri halen ütüleniyor. Gözüme daha hoş göründükleri için. Ama evde giydiklerini ütülenmiyor artık. Mikroplara bağışık çocuk yaklaşımımda. Hatta giysileri bir yaştan bu yana bizim deterjanımızla yıkıyorum. Ütü işi bende olsa ilk bir sene çıtası belki biraz daha düşerdi.
4.Terlik mi sandalet mi? Ankara bir soğudu bir soğudu sormayın. Bot mu alsak diyoruz:)) Ayakkabı bizim kabus konumuz. Kolay ayakkabı bulamıyoruz. Zaten adım atana kadar ayakkabı almamıştık. Sonrasında zor zor bir ayakkabı bulunca (kraft) 20 21 numarasını birden aldık. Sonra 21 numara olmayınca nike spor ayakkabısı aldık ve dünya varmış dedik. Tabi spor ayakkabısı bulmak da bizim için ayrı dert. Halasının deyimiyle poğaça ayak. Ayakkabıyı giyip çıkartmak spor ayakkabısıyla kolaylaştı. Ev için de iki tane ev ayakkabısı eskitti. Yaz için sandalet bakmayı düşünüyorum. Havalar serin ve yağmurlu gittiğinden ağırdan alıyorum.
5.Şapka sorun mu? Nasıl çözüyorsunuz?
Dedim ya sıkıntılı diye. İlk doğduğunda da şapka giydiremedik. Geçen sene vecihi şapkası vardı, bağlıyorduk, çözmeyi bilmediği için mecbur takıyordu. Bu sene al gülüm ver gülümle şapka taktırabiliyoruz. Şapkanı takmazsan parka gidemezsin anahtarını kullanıyoruz:))
6.Malum deniz mevsimi açıldı. Mayo kullanıyor musunuz? Öneriler?
Öneriler, huggies little swimmer:))
13 Mayıs 2010 Perşembe
Teşbihte de Tespitte de Hata Olmaz...
Erkek çocuklarının top,araba hevesi, atlama zıplama sevdası, bağırtı çağırtı halleri doğuştan geliyormuş. Bazı şeylerin iç güdüsel olduğuna inandım. Doktorların dediği gibi, içgüdüsel, ama pekiştirmeyin.
Blogcu kız annelerinin çocuklarına vermeyi yoğunlukla seçtiği isim Ela. Erkekler annelerinkinde de Tuna'da ve Arda'da bir açık ara fark görmüyor değilim. (iki tane de UE var, Uluç ve Umut Ege:))
Eğer hamilelikte dikkatli besleniyorsanız, çok kilo alsanız bile dert etmeyin, sudur suuu.
Hamilelikte kilo alımının çevre etkeniyle ilişkili olduğunu düşünüyorum. Benim etrafımda herkes, eskisinden de zayıf. Yiyeceğin varsa da tutuyorsun boğazını. Bundan etkilenmemek mümkün değil. Hamileliğimde teyzeme uğramıştım, sen iki canlısın ye diye bana kısa sürede neler yedirmişti. O çevrede olsaydım bundan kaçabileceğimi düşünmüyorum. Zaten kaçmak da istenmeyen bir dönem;)
Erken doğum giderek sıradanlaşıyor. Sağlık Bakanlığınca araştırılması gerektiğini düşünüyorum. (Bir üst maddede düşünmedim ayıp ettim hemen eksiğimi giderip düşündüm.)
Altı aylık evrelerle, çok farklılaştıklarını adam olduklarını gözlemledim 6,12,18 ay deneyimlerimle.
Kitaptır kitap diyen benim bile 1.5 yıl geleneğe olan inancımı arttırdı. Bir kere dur dinle en azından noktasındayım. Gelenekten bağlayacak olursak, lohusa şerbeti kaynamasa da, kırk uçurma rituellerini bilmesek de, diş buğdayını görmesek de illa ki doğumgününü (mutlaka şık) bir pastayla kutluyoruz.
Yılın en iyi senaryo yazarı ödülünü alabilecek nitelikte senaryolar ve çözümlerimiz mevcut. Artık evin dış kapısını hırsızlar için değil, ya uyanır da açıp çıkarsa diyerek UE için 2 kere kontrol ediyorum. Hatta arabanın anahtarını saklamaya başladım, çıkıp arabayı kaçırmasın diye.
İlk zamanlarda, gündüz bebek uyurken azıcık kestireyim dediğinde o uyku asla gelmez. Geldiği nadir anlarda da ya bir misafir ya da sucu mutlaka kapıyı iki kere çalar.
Çocuğumuza özel, biricik sandığımız şeyi, başka çocuklarda da görmek artık beni şaşırtmıyor. Bakınız Tuna eliyle mis işareti yapıyormuş. Al onu vur UE'ye:))
Blogcu kız annelerinin çocuklarına vermeyi yoğunlukla seçtiği isim Ela. Erkekler annelerinkinde de Tuna'da ve Arda'da bir açık ara fark görmüyor değilim. (iki tane de UE var, Uluç ve Umut Ege:))
Eğer hamilelikte dikkatli besleniyorsanız, çok kilo alsanız bile dert etmeyin, sudur suuu.
Hamilelikte kilo alımının çevre etkeniyle ilişkili olduğunu düşünüyorum. Benim etrafımda herkes, eskisinden de zayıf. Yiyeceğin varsa da tutuyorsun boğazını. Bundan etkilenmemek mümkün değil. Hamileliğimde teyzeme uğramıştım, sen iki canlısın ye diye bana kısa sürede neler yedirmişti. O çevrede olsaydım bundan kaçabileceğimi düşünmüyorum. Zaten kaçmak da istenmeyen bir dönem;)
Erken doğum giderek sıradanlaşıyor. Sağlık Bakanlığınca araştırılması gerektiğini düşünüyorum. (Bir üst maddede düşünmedim ayıp ettim hemen eksiğimi giderip düşündüm.)
Altı aylık evrelerle, çok farklılaştıklarını adam olduklarını gözlemledim 6,12,18 ay deneyimlerimle.
Kitaptır kitap diyen benim bile 1.5 yıl geleneğe olan inancımı arttırdı. Bir kere dur dinle en azından noktasındayım. Gelenekten bağlayacak olursak, lohusa şerbeti kaynamasa da, kırk uçurma rituellerini bilmesek de, diş buğdayını görmesek de illa ki doğumgününü (mutlaka şık) bir pastayla kutluyoruz.
Yılın en iyi senaryo yazarı ödülünü alabilecek nitelikte senaryolar ve çözümlerimiz mevcut. Artık evin dış kapısını hırsızlar için değil, ya uyanır da açıp çıkarsa diyerek UE için 2 kere kontrol ediyorum. Hatta arabanın anahtarını saklamaya başladım, çıkıp arabayı kaçırmasın diye.
İlk zamanlarda, gündüz bebek uyurken azıcık kestireyim dediğinde o uyku asla gelmez. Geldiği nadir anlarda da ya bir misafir ya da sucu mutlaka kapıyı iki kere çalar.
Çocuğumuza özel, biricik sandığımız şeyi, başka çocuklarda da görmek artık beni şaşırtmıyor. Bakınız Tuna eliyle mis işareti yapıyormuş. Al onu vur UE'ye:))
6 Mart 2010 Cumartesi
Benim Kitaplarım
Senem mimlemiş. İşte UE'nin kitapları.


UE'ye 2009 yeni yıl hediyesi. Koca kulaklı fil, minik at, itfaiyeciler, tren ve yavru ayı saklanmış. Sırayla buluyoruz. Favori kitabı, o kadar ki sabah hazırlanırken gözden kaybolan UE'yi yanımıza çekmek için "Koca kulaklı fil nerde? Oyun bloklarının arkasında mı?" dememiz yetiyordu. Fili bulmak için hemen yanımızda biterdi. Bu arad her bir sayfada farklı bir doku var. O kadar çok okundu ki farkettiyseniz kitap yıprandı.

Bu serinin Altın kumsalı vardı, kara kayıp:( O kadar çok okuduk ki, ezberimizde neyse ki:)) Durun koşmayın çocuklar durun:)) Abiler, ablalar ve ayakkabılar vardı. Tek tek gösteridi. Serinin diğerleri altın kumsal kadar sarmadı UE'yi. Bulacağımıza inancımı tam, yoksa gidip aynısından bir tane daha alacağız.

UE doğmadan Hürriyet'in verdiklerinden biriktirdiğim Ayşegüller.

Ve aldığımız Behrengi kitapları. Küçük kara balık okurdum ilk doğduğunda. O kadar çok ölmek kelimesi geçiyordu ki, vazgeçtim. Mesajının da bir çocuk için ne kadar berrak olduğundan emin değilim. Bir Şeftali Bin Şeftali'yi okuduğumda yılan sokma sahnesinin beni ne kadar etkilediğini bugün gibi hatırlıyorum. Dolayısıyla BEhrengiler biraz bekleyecekler UE'nin okuması için.

Annesinin heves edip aldığı, UE'nin dönüp bakmadığı Mumuk. Benim hevesle aldığım Tostoroman da yolda.

Küçüklük günlerimizin kitabı, bizim çiftlik...
Bunlar da diğer kitaplarından bazıları...




Ben de Özgür Anne'yi, Tekir'i ve Anne Cafe'yi mimliyorum:))

Yeni numarası, ıslak mendili alıyor, koşa koşa mutfağa gidip çöpe atıyor. Çok titiz bir şahsiyet kendisi;)
Gelelim bir ilke, 2 mart 2010 günü, UE'nin saçlarının arkalarını kestim. Ön kısımlara cesaret edemedim. Berber koltuğunda oturması pek olası görünmüyordu. Saçları da cansızlaşmıştı. Banyo sonrası babası ilk makası attı, geri kalanını da ben. Hiç huzursuzlanmadı gerçi bizimki. İşte kısaltılmış saçlar ve UE.. Elinde de hediye gelen köpeğinin pakedine iliştirilmiş şeker. İlk şeker tadımı. Önce ısrımaya çalıştı, sonra konuyu kavradı ama bu arada annesi de elini kavradı:) Küçücük bir denemeydi, ilerde nasılsa bolca yiyecek. Anlamazken yemesin...

Eski bay bonus hali, tam da anlaşılmıyor gerçi arkaların uzunluğu. Miki miki dik kulaklı mikiyi, işaret parmaklarıyla gösteriler yaparak söylüyorum. ŞArkıyı duyar duymaz o da başlıyor işaret parmaklarını oynatmaya. Şarkıyı söylerken çekilmiş bir resim.
UE'ye 2009 yeni yıl hediyesi. Koca kulaklı fil, minik at, itfaiyeciler, tren ve yavru ayı saklanmış. Sırayla buluyoruz. Favori kitabı, o kadar ki sabah hazırlanırken gözden kaybolan UE'yi yanımıza çekmek için "Koca kulaklı fil nerde? Oyun bloklarının arkasında mı?" dememiz yetiyordu. Fili bulmak için hemen yanımızda biterdi. Bu arad her bir sayfada farklı bir doku var. O kadar çok okundu ki farkettiyseniz kitap yıprandı.
Bu serinin Altın kumsalı vardı, kara kayıp:( O kadar çok okuduk ki, ezberimizde neyse ki:)) Durun koşmayın çocuklar durun:)) Abiler, ablalar ve ayakkabılar vardı. Tek tek gösteridi. Serinin diğerleri altın kumsal kadar sarmadı UE'yi. Bulacağımıza inancımı tam, yoksa gidip aynısından bir tane daha alacağız.
UE doğmadan Hürriyet'in verdiklerinden biriktirdiğim Ayşegüller.
Ve aldığımız Behrengi kitapları. Küçük kara balık okurdum ilk doğduğunda. O kadar çok ölmek kelimesi geçiyordu ki, vazgeçtim. Mesajının da bir çocuk için ne kadar berrak olduğundan emin değilim. Bir Şeftali Bin Şeftali'yi okuduğumda yılan sokma sahnesinin beni ne kadar etkilediğini bugün gibi hatırlıyorum. Dolayısıyla BEhrengiler biraz bekleyecekler UE'nin okuması için.
Annesinin heves edip aldığı, UE'nin dönüp bakmadığı Mumuk. Benim hevesle aldığım Tostoroman da yolda.
Küçüklük günlerimizin kitabı, bizim çiftlik...
Bunlar da diğer kitaplarından bazıları...
Ben de Özgür Anne'yi, Tekir'i ve Anne Cafe'yi mimliyorum:))
Yeni numarası, ıslak mendili alıyor, koşa koşa mutfağa gidip çöpe atıyor. Çok titiz bir şahsiyet kendisi;)
Gelelim bir ilke, 2 mart 2010 günü, UE'nin saçlarının arkalarını kestim. Ön kısımlara cesaret edemedim. Berber koltuğunda oturması pek olası görünmüyordu. Saçları da cansızlaşmıştı. Banyo sonrası babası ilk makası attı, geri kalanını da ben. Hiç huzursuzlanmadı gerçi bizimki. İşte kısaltılmış saçlar ve UE.. Elinde de hediye gelen köpeğinin pakedine iliştirilmiş şeker. İlk şeker tadımı. Önce ısrımaya çalıştı, sonra konuyu kavradı ama bu arada annesi de elini kavradı:) Küçücük bir denemeydi, ilerde nasılsa bolca yiyecek. Anlamazken yemesin...
Eski bay bonus hali, tam da anlaşılmıyor gerçi arkaların uzunluğu. Miki miki dik kulaklı mikiyi, işaret parmaklarıyla gösteriler yaparak söylüyorum. ŞArkıyı duyar duymaz o da başlıyor işaret parmaklarını oynatmaya. Şarkıyı söylerken çekilmiş bir resim.
22 Şubat 2010 Pazartesi
Anne Cafe - Mim
Anne Cafe, bir arkadaşım bahsetmişti bu blogtan. Bir baktım ki benim izleyenlerim arasında ama ben farkında değilim. Hemen yana iliştirdim linkini. Haberiniz yokse göz atın derim.
Beni mimlemiş. Evimizden bir köşe.
Evcimen bir insanımdır, severim köşe bucak evimi. Ama şu döneme ilişkin seçtiğim köşe bu. Ömrüm çok geçiyor bu köşede. Bazen bu köşeden baharların gelip geçişini izliyorum baharı yaşamadan diye üzülsem de, iyi ki böyle bir köşe var evimde. Umarım tezim de basılır ve bu raflarda yerini alır.
Müziğimse Volkan Konak yorumuyla doktora durumuma pek uyan ve çok sevdiğim türkü
Hasretinle ile düştüm yaban ellere, dalıp çıktıp ateşlere küllere
Giyin demir çarık gel ardım sıra,dağlara, yollara, çöllere
Diyardan diyara bir yol sor beni ...
Sen kalem ol ben de kağıt yaz beni yarim yarim, çiz beni yarim yarim...
Hüzünlü palyaço bir arkadaşımdan, yanindaki Kırgız sanatçı Manas (ismi ben verdim:)) ise Kırgız stajyerlerimden bir anı.
Ben de Hülya'nın Tunasını, Özgür Anne'yi, Tekir'i, Senem'i ve cevaplamasa da sevdiğimiz OIP'yi mimliyorum. Mimi yazmazsa durmadan mimleyen blog insanını çizer:))
25 Ocak 2010 Pazartesi
Bizden Haberler...
13 Ocak Çarşamba sabahı boğaz ağrısıyla başladı bütün hikayem ne başı ne de sonu belli değil. Umut Ege'ye bulaşmasın diye doktora gittim. Boğaz kültürü istedi. Perşembe günü beta olduğum ortaya çıktı. Antibiyotik kullanmaya başladım. Haftasonu halsizlikle geçti. Pazartesi günü boğazda kaşıntı burun akıntısı hapşurma baş ağrısı gibi belirtiler ortaya çıkınca doktora gittim. Benim betanın üstüne grip olduğum ortaya çıkmasın mı! Bu çok çıkıntı durumlarla fena telef oldum. Pazartesi akşam burnum, gözlerim ve galiba beynim aktı. İki gün süreyle dinlenme, iç güveysinden hallice sarı çizmeli! Hamileliğimden beri hastalanmıyorum, çok güçlendi sistemim diye havalardaydım. Sistem çok fena çöktü. Neyse ki UE'ye bulaştırmadım. Bu süreçte, antibiyotik tedavisi başladıktan bir gün sonra betanın bulaşıcı etkisini kaybettiğini iki doktordan öğrendim. Ben böyle grip görmedim, ben sebepsiz yataklara düşmedim, acaba domuz gribi beni teğet mi geçti??? Hayır, OIP'nin pastasından bir dilim bile yiyemedim iştahsızlıktan;)
Bu arada bloglara göz attığımda mimlendiğimi gördüm. Özgür Annenin mimini cevaplıyorum:
1. "Aaa hiç böyle düşünmemiştim" dedirtenlere
2. Okuduğumda gülümsetenlere
3. Çocuklarına oyun ve oyuncak uyduran, "çocuklar gibi eğlen"meyi bilenlere
4. Dünyayı çocukların gözünden anlamaya çalışanlara
5. Yeni şeyler denemeye açık olanlara
6. Şaşırmayı bilenlere
Kitubi, Mira'nın Bahçesi 1,4 için.
OIP 2,5 için.
Hülya'nın Tunası, Özgür Anne, Birinci Tekir Şahıs 2 için.
K.I.D.S. ve Bizden Haberler (İlknur)5 için.
Ve herkesi 3,4 için ödüllendiriyorum:))
Hülya'nın mimini cevaplıyorum:
Çantamı açtım, çıka çıka bir çift eldiven, cüzdan, birkaç kalem bir not defteri ve flash bellek, şemsiye, toka, kitap, cep telefonu, krem, ayna, iş yeri giriş kartı ve anahtarlar çıktı. Biraz kuru meyve biraz ceviz, sabahsa bir sandviç, gün içinde kulağımı acıtmış küpelerde çeşitli zamanlarda listeye eklenebilir. Önceleri küçük çantalar da kullanabilen ben, artık çanta mümkünse valizi andırsın istiyorum. Daha kullanışlı geliyor.
Umut Ege'ye internette okuyup çok gereksiz dedikleri için almadığımız, doğumdan bir süre sonra aldığımız ve çok faydalı bulduğumuz portbebe (böyle mi yazılır?) ile birlikte gelen çantayı kullanıyorum. Alt açma zımbırtısı (can bebe), ıslak mendil, bez, poşet, bir çift kıyafet ve de bir kaç oyuncak, gittiğimiz yerde uyursa diye altına ve üstüne sermek için iki battaniye, hırka ve bazen yemek (genelde ev ziyaretleri yapıyoruz ve artık evde ne pişmişse, biraz da gitmeden önce tüyo vererek
afiyetle yiyiyoruz).
Umut Ege bu süreçte, kedi ve balık görüp "hiiii" sevinç ifadesiyle şaşırdı, arkadaşlarıyla oyunlar oynadı, bolca gezmece aktivitelerinde bulundu. Kelime dağarcığına su (Dû), Ört ve Elmayı ekledi. Kitaplarda ayakkabılı çocuk varsa kendinden geçiyor. Önceleri lamba göstermek suretiyle başlattığı iletişimini şimdi ayakkabı üzerinden kurar oldu. Evde fink atmak suretiyle geziyor. Tadım Pizza'nın Kalbim Ege'desine bayıldı. Tadım Pizza yanında da bir Türk Gerçeği gönderin bu reklama. Sandalyesine ve ardından koltuklara çıkıp iner oldu. Kaşla göz arasında bir çay bardağı, bir kupa bir mumluk tuzla buz edildi. Çamaşır makinesinin çalışması onu çok şaşırtıp mest ediyor. Bense "çok enterasan bir şey buldum siz de görmelisiniz" edasıyla bizi makineye götürmesine mest oluyorum.
Ankara'da kar diye bolca tv haberi izledik nedense göremedik biz o karı. Çıkıp kar topu da oynayamadık.
Bu arada bloglara göz attığımda mimlendiğimi gördüm. Özgür Annenin mimini cevaplıyorum:
1. "Aaa hiç böyle düşünmemiştim" dedirtenlere
2. Okuduğumda gülümsetenlere
3. Çocuklarına oyun ve oyuncak uyduran, "çocuklar gibi eğlen"meyi bilenlere
4. Dünyayı çocukların gözünden anlamaya çalışanlara
5. Yeni şeyler denemeye açık olanlara
6. Şaşırmayı bilenlere
Kitubi, Mira'nın Bahçesi 1,4 için.
OIP 2,5 için.
Hülya'nın Tunası, Özgür Anne, Birinci Tekir Şahıs 2 için.
K.I.D.S. ve Bizden Haberler (İlknur)5 için.
Ve herkesi 3,4 için ödüllendiriyorum:))
Hülya'nın mimini cevaplıyorum:
Çantamı açtım, çıka çıka bir çift eldiven, cüzdan, birkaç kalem bir not defteri ve flash bellek, şemsiye, toka, kitap, cep telefonu, krem, ayna, iş yeri giriş kartı ve anahtarlar çıktı. Biraz kuru meyve biraz ceviz, sabahsa bir sandviç, gün içinde kulağımı acıtmış küpelerde çeşitli zamanlarda listeye eklenebilir. Önceleri küçük çantalar da kullanabilen ben, artık çanta mümkünse valizi andırsın istiyorum. Daha kullanışlı geliyor.
Umut Ege'ye internette okuyup çok gereksiz dedikleri için almadığımız, doğumdan bir süre sonra aldığımız ve çok faydalı bulduğumuz portbebe (böyle mi yazılır?) ile birlikte gelen çantayı kullanıyorum. Alt açma zımbırtısı (can bebe), ıslak mendil, bez, poşet, bir çift kıyafet ve de bir kaç oyuncak, gittiğimiz yerde uyursa diye altına ve üstüne sermek için iki battaniye, hırka ve bazen yemek (genelde ev ziyaretleri yapıyoruz ve artık evde ne pişmişse, biraz da gitmeden önce tüyo vererek
afiyetle yiyiyoruz).
Umut Ege bu süreçte, kedi ve balık görüp "hiiii" sevinç ifadesiyle şaşırdı, arkadaşlarıyla oyunlar oynadı, bolca gezmece aktivitelerinde bulundu. Kelime dağarcığına su (Dû), Ört ve Elmayı ekledi. Kitaplarda ayakkabılı çocuk varsa kendinden geçiyor. Önceleri lamba göstermek suretiyle başlattığı iletişimini şimdi ayakkabı üzerinden kurar oldu. Evde fink atmak suretiyle geziyor. Tadım Pizza'nın Kalbim Ege'desine bayıldı. Tadım Pizza yanında da bir Türk Gerçeği gönderin bu reklama. Sandalyesine ve ardından koltuklara çıkıp iner oldu. Kaşla göz arasında bir çay bardağı, bir kupa bir mumluk tuzla buz edildi. Çamaşır makinesinin çalışması onu çok şaşırtıp mest ediyor. Bense "çok enterasan bir şey buldum siz de görmelisiniz" edasıyla bizi makineye götürmesine mest oluyorum.
Ankara'da kar diye bolca tv haberi izledik nedense göremedik biz o karı. Çıkıp kar topu da oynayamadık.
10 Aralık 2009 Perşembe
Uzandım, çocukluğuma indim, geri çıkasım gelmedi:)
1. Sizi mimleyen kişiye link veriyorsunuz mutlaka, ki, akışı bozmayalım...
Özgür Anne
2. Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem... Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu... (Tekrarlanabilir olması tercih sebebi)
* Bolca toplanan dostlarla kurulan sofralarda çok şarkı söylemiş, tiyatrolar
yapmışımdır. Bu genelde ünlü bir şarkıcı ya da tiyatrocu olunca söylenen
repliktir, ama beni ben yapan tekrarlanır aktivite diyince aklıma geldi:)) Ayrıca
konservatuar sınavına gizlice girmediğim gibi kazanmadım da, repliğin devamı böyle gelir.
* Sonra kısıtlı bütçelerle yaptığımız Türkiye içi geziler.
* Ve de Annemle kurduğumuz hayaller.
* Düşünülüp düşünülüp yapılan şakalar.
Sabah yataktan neşesiz kalkan insanlara sinirlenirim, neşeli ve esprili olmak hayat prensibimdir. Şakalarımızdan ,sofralarımızdan aldım bunu.
Gezilerden, hayattan kısıtlarla da tad alabilmeyi, ülkesini tanıyan bir insan olmayı, istediğini yapmak için çok paran olması gerekmediğini.
Annemli hayallerdense, özgüveni, hayal etmeyi. Herşey hayal etmekle başlıyor aslında. Şimdi o hayallerimizi düşünüyorum, ne kadar da ötesindeyiz.
Neşe, özgüven ve hayal edebilme becerisi hiç fena değil değil mi?
Tabi o sofralardan öyle sofra kurabilmeyi, gezilerde böylesi araba kullanabilmeyi de öğrensem hiç fena olmazdı.
3. Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı?Çivi oyuncaklarım, kızılderililerim (bilhassa mangallarına bayılıyordum:)), klozeti küveti lavabosu olan banyo takımım, turuncu kapaklı fırınım. Bayılırdırm bunlarla oynamaya. İlkokul beşinci sınıfta iki korkum vardı, biri büyüyünce evcilik oynamayı bırakamamış olmak, diğeri ise sıcak çay içememek.:).
4. Sokakta oynar mıydınız?
Hayır, hiç sokakta oynayan, ip atlayan, ağaca tırmanan bir çocuk olmadım. Keşke olsa mıydım? Bu konuda hiç bir özlemim yok.
5. Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay...
Anneannemin eskiden konak olarak kullanılmış bir evi vardı. Bahçesinde girmemiz yasak olan koca dükkan (Balıkesirde eskiden gelinlikler satılırmış bu dükkanda), bir de dışarıya açıkan koca dükkan. Yüksek duvarlar içinde bir bahçe. BAhçede sarmaşık, ve çeşme, çocuklar için değerini biçme. 2 Katlı kocaman bir ev, üst katta teras, terasın bir ucunda konağın görevlileri için yapılmış bir oda. Nasıl kocaman, nasıl güzel bir evdi. Çarşının göbeğinde. Sonra ev istimlak edildi. Keşke edilmeseydi, keşke daha da günlerimiz geçseydi orada.
6. Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay...
Ben doğunca bir yazlık ev için kooperatife girmiş bizimkiler, yıllar geçmiş ses çıkmamış. Sonra da kışlık ev için kooperatife girmişler. Tam kışlık kooperatif başlayınca yazlık da başlamadın mı? Nasıl kaldırsın bunu iki memur? Karar vermişler yazlığı satmaya, demişler şu kadar lira. Bir alıcı gelmiş, bu fiyata almam demiş, bir ay sonra almam dediği fiyatın oldukça fazlasını vermesin mi. Bizimkiler demiş var bir iş. Koşulları zorlayalım satmayalım. İyi ki böyle olmuş. 11 yaşımdan bugüne ne güzel yuvalık yaptı bize yazlığımız. 3 ay denizde, bisikletin tepesinde olmayı, şeftalisini yediğim çekirdeği attığım toprakta yetişen koca ağaçtan oğluma şeftali yedirmeyi, bunların mutluluğunu başka nasıl elde ederdim?
7. Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı...
Herhalde Ayvalıkta kampta uyandığımda babamın yastığımın altına sıkıştırdığı Mustiler. Bugün okuma alışkanlığım varsa, o günlerdendir...
Ben de Sanal mağazaların en şahanesinin sahibesi Tuna'nın Hülyası'nı ve domuz gribinin baş düşmanı, doğal doğum prensesi, blogu tadından yenmeyen blogcu anneyi mimliyorum benim başım kumlardayken mimlenmedilerse...
Bu arada 8. dişimiz çıktı, 3-5 adım atıp düşmelerimiz başladı, ateşlendi enfeksiyon kapmış şimdi iyi. Çok şekerleme şebeleğiz, resimlerimiz yakında.
Özgür Anne
2. Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem... Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu... (Tekrarlanabilir olması tercih sebebi)
* Bolca toplanan dostlarla kurulan sofralarda çok şarkı söylemiş, tiyatrolar
yapmışımdır. Bu genelde ünlü bir şarkıcı ya da tiyatrocu olunca söylenen
repliktir, ama beni ben yapan tekrarlanır aktivite diyince aklıma geldi:)) Ayrıca
konservatuar sınavına gizlice girmediğim gibi kazanmadım da, repliğin devamı böyle gelir.
* Sonra kısıtlı bütçelerle yaptığımız Türkiye içi geziler.
* Ve de Annemle kurduğumuz hayaller.
* Düşünülüp düşünülüp yapılan şakalar.
Sabah yataktan neşesiz kalkan insanlara sinirlenirim, neşeli ve esprili olmak hayat prensibimdir. Şakalarımızdan ,sofralarımızdan aldım bunu.
Gezilerden, hayattan kısıtlarla da tad alabilmeyi, ülkesini tanıyan bir insan olmayı, istediğini yapmak için çok paran olması gerekmediğini.
Annemli hayallerdense, özgüveni, hayal etmeyi. Herşey hayal etmekle başlıyor aslında. Şimdi o hayallerimizi düşünüyorum, ne kadar da ötesindeyiz.
Neşe, özgüven ve hayal edebilme becerisi hiç fena değil değil mi?
Tabi o sofralardan öyle sofra kurabilmeyi, gezilerde böylesi araba kullanabilmeyi de öğrensem hiç fena olmazdı.
3. Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı?Çivi oyuncaklarım, kızılderililerim (bilhassa mangallarına bayılıyordum:)), klozeti küveti lavabosu olan banyo takımım, turuncu kapaklı fırınım. Bayılırdırm bunlarla oynamaya. İlkokul beşinci sınıfta iki korkum vardı, biri büyüyünce evcilik oynamayı bırakamamış olmak, diğeri ise sıcak çay içememek.:).
4. Sokakta oynar mıydınız?
Hayır, hiç sokakta oynayan, ip atlayan, ağaca tırmanan bir çocuk olmadım. Keşke olsa mıydım? Bu konuda hiç bir özlemim yok.
5. Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay...
Anneannemin eskiden konak olarak kullanılmış bir evi vardı. Bahçesinde girmemiz yasak olan koca dükkan (Balıkesirde eskiden gelinlikler satılırmış bu dükkanda), bir de dışarıya açıkan koca dükkan. Yüksek duvarlar içinde bir bahçe. BAhçede sarmaşık, ve çeşme, çocuklar için değerini biçme. 2 Katlı kocaman bir ev, üst katta teras, terasın bir ucunda konağın görevlileri için yapılmış bir oda. Nasıl kocaman, nasıl güzel bir evdi. Çarşının göbeğinde. Sonra ev istimlak edildi. Keşke edilmeseydi, keşke daha da günlerimiz geçseydi orada.
6. Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay...
Ben doğunca bir yazlık ev için kooperatife girmiş bizimkiler, yıllar geçmiş ses çıkmamış. Sonra da kışlık ev için kooperatife girmişler. Tam kışlık kooperatif başlayınca yazlık da başlamadın mı? Nasıl kaldırsın bunu iki memur? Karar vermişler yazlığı satmaya, demişler şu kadar lira. Bir alıcı gelmiş, bu fiyata almam demiş, bir ay sonra almam dediği fiyatın oldukça fazlasını vermesin mi. Bizimkiler demiş var bir iş. Koşulları zorlayalım satmayalım. İyi ki böyle olmuş. 11 yaşımdan bugüne ne güzel yuvalık yaptı bize yazlığımız. 3 ay denizde, bisikletin tepesinde olmayı, şeftalisini yediğim çekirdeği attığım toprakta yetişen koca ağaçtan oğluma şeftali yedirmeyi, bunların mutluluğunu başka nasıl elde ederdim?
7. Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı...
Herhalde Ayvalıkta kampta uyandığımda babamın yastığımın altına sıkıştırdığı Mustiler. Bugün okuma alışkanlığım varsa, o günlerdendir...
Ben de Sanal mağazaların en şahanesinin sahibesi Tuna'nın Hülyası'nı ve domuz gribinin baş düşmanı, doğal doğum prensesi, blogu tadından yenmeyen blogcu anneyi mimliyorum benim başım kumlardayken mimlenmedilerse...
Bu arada 8. dişimiz çıktı, 3-5 adım atıp düşmelerimiz başladı, ateşlendi enfeksiyon kapmış şimdi iyi. Çok şekerleme şebeleğiz, resimlerimiz yakında.
26 Kasım 2009 Perşembe
Sıradan şahsiyet:)
Hülya beni mimlemiş. Düşündüm düşündüm, çok ilginçlikler bulamadım.
Bana ilginç gelen pek çok şeyini diğer çocuklarda da görmüştüm (ağlama tonları, el hareketleri vb.) ilginç değillermiş.
İlginçliklerini sıralayacak olursak:
1. Doğumdan sonra bacağında gördüğümüz kızartıyı, doktorlara yormuş amma sıkmışlar demiştik:) Lakin bu bir doğum lekesiymiş, kıpkırmızı bir rujla öpmüşsün gibi büyüdü giderek. Sonra da giderek kayboldu. Şimdi belli belirsiz. İtiraf ediyorum hamileyken ciğer yedim:P

2. Doktora ile ilgili yoğunluğum olduğunda uykuları düzenli, daha rahat zamanlarımda meletiyor. Tezimde en çok sana teşekkür edeceğim oğlum.
3. İlk sözcüğü Lumba oldu:)) 3 aylıktan itibaren lambalara aşık, 4 ay civarında anahtardan lambanın yanıp kapantığını keşfetti. Hala da lamba hayranı. Ama artık abba kendileri.
4. Babannesinde kırdığı biblonun yanına gidince, tv karşısındayken , prizlerin yanında ya da yapmaması gereken bir durum için yasak manasında elini sallıyor. Tv'yi aç demekten geri kalmıyor ama:))
5. Müzik kulağı oldukça iyi (bizce:)), arka planda kalan bir ritmi yakalayıp, dillendirebiliyor.
Hülya, UE çok sıradan bir çocukmuş yafu, 7 ye yanından bile yanaşamadım:(
Bana ilginç gelen pek çok şeyini diğer çocuklarda da görmüştüm (ağlama tonları, el hareketleri vb.) ilginç değillermiş.
İlginçliklerini sıralayacak olursak:
1. Doğumdan sonra bacağında gördüğümüz kızartıyı, doktorlara yormuş amma sıkmışlar demiştik:) Lakin bu bir doğum lekesiymiş, kıpkırmızı bir rujla öpmüşsün gibi büyüdü giderek. Sonra da giderek kayboldu. Şimdi belli belirsiz. İtiraf ediyorum hamileyken ciğer yedim:P
2. Doktora ile ilgili yoğunluğum olduğunda uykuları düzenli, daha rahat zamanlarımda meletiyor. Tezimde en çok sana teşekkür edeceğim oğlum.
3. İlk sözcüğü Lumba oldu:)) 3 aylıktan itibaren lambalara aşık, 4 ay civarında anahtardan lambanın yanıp kapantığını keşfetti. Hala da lamba hayranı. Ama artık abba kendileri.
4. Babannesinde kırdığı biblonun yanına gidince, tv karşısındayken , prizlerin yanında ya da yapmaması gereken bir durum için yasak manasında elini sallıyor. Tv'yi aç demekten geri kalmıyor ama:))
5. Müzik kulağı oldukça iyi (bizce:)), arka planda kalan bir ritmi yakalayıp, dillendirebiliyor.
Hülya, UE çok sıradan bir çocukmuş yafu, 7 ye yanından bile yanaşamadım:(
9 Kasım 2009 Pazartesi
Hülya'nın Mimi
Ahh ahh, saricizmeli saricizmeli bilinmezken, akıllarda imaj insanı, moda ikonu olabilme potansiyelim vardı. Yıktın Hülya miminle:))
1.Dolabını açtığında hangi renkler daha fazla?
Mavi ve turuncu daha fazla sanki. Ama oldukça renkli giyinmeyi seviyorum. Artık ağır abla olup daha pastel renklere geçmeye çalışsam da ruhum bir itfaiyeci canlılığında:)
2.Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Artık daha çok bebek mağazalarına uğrasam da, ipekyol, koton, inci, kitapevi, kahveci ekseninde geçiyor alışverişlerim. Lakin alışveriş benim için külfettir, aralıklı olarak çıkar topluca alıp dönerim ki uzun müddet gereksinim olmasın.
3.Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Pantolon, gömlek, topuğu çok olmayan ayakkabı, kocaman bir çanta (içinde fare yavrusunu kaybetsin, böyle miydi bu atasözü?)
4.Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?
Çuval giyse yakışan insanlar var, onlarda pek çok şey.
5.Asla giymem dediğin kıyafetler?
Kürk, şalvar, allı güllü kumaşlı giysiler, vatka diyeceğim ama yalayıp yutmam umarım:))
6.Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan en beğendiğin?
Fiyatları gereği mi hiç ulaşmamışım ben bu markaların bilgisine. Numunelik bir tane sayamayacağım. NE güzel, ben adlarını bilmediğim için ulaşamıyorum. Adlarını bilsem belki ulaşabilirim hayalim var:P Benim içim giysi delice paralar dökülecek bir konu değil. İçime sinmez.
7.Kitap, film, spor" hangisini diğerlerinden daha çok yapıyorsun?
Görüp gördüğüm hamileliğim boyunca günde 10000 adım atmak oldu (bazen 16000 i gördüm) çok faydasını gördüm. Yüzerim, bisiklete binerim, yazdan yaza, 10-15 gün epi topu. Fİlm izlemeyi tvde asla başaramıyorum. DVD daha iyice. Sinemada izlemeye bayılıyorum, lakin uzun vakittir izleyemiyorum. Kitap, işte beni tanımlayacak şeylerden biri, bilmem anlatabildim mi:))

8. Nerde bu sekiz:))
9.Dışarıdayken yemek yemeği en çok tercih ettiğin yerler?
Genelde evde yemeyi tercih ediyoruz. Fakat çıkarsak, Dostlar Mantı (fevkalade başarılı), balıkesir seyahatlerimizin vazgeçilmezi İnegöl Zeynel, bir takım kebapçılar.
Ben de Ela'dan fırsat bulursa dağlar kızını ve çikolatalı pastayı mimliyorum, bu mimi yazmadılarsa.
1.Dolabını açtığında hangi renkler daha fazla?
Mavi ve turuncu daha fazla sanki. Ama oldukça renkli giyinmeyi seviyorum. Artık ağır abla olup daha pastel renklere geçmeye çalışsam da ruhum bir itfaiyeci canlılığında:)
2.Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Artık daha çok bebek mağazalarına uğrasam da, ipekyol, koton, inci, kitapevi, kahveci ekseninde geçiyor alışverişlerim. Lakin alışveriş benim için külfettir, aralıklı olarak çıkar topluca alıp dönerim ki uzun müddet gereksinim olmasın.
3.Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Pantolon, gömlek, topuğu çok olmayan ayakkabı, kocaman bir çanta (içinde fare yavrusunu kaybetsin, böyle miydi bu atasözü?)
4.Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?
Çuval giyse yakışan insanlar var, onlarda pek çok şey.
5.Asla giymem dediğin kıyafetler?
Kürk, şalvar, allı güllü kumaşlı giysiler, vatka diyeceğim ama yalayıp yutmam umarım:))
6.Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan en beğendiğin?
Fiyatları gereği mi hiç ulaşmamışım ben bu markaların bilgisine. Numunelik bir tane sayamayacağım. NE güzel, ben adlarını bilmediğim için ulaşamıyorum. Adlarını bilsem belki ulaşabilirim hayalim var:P Benim içim giysi delice paralar dökülecek bir konu değil. İçime sinmez.
7.Kitap, film, spor" hangisini diğerlerinden daha çok yapıyorsun?
Görüp gördüğüm hamileliğim boyunca günde 10000 adım atmak oldu (bazen 16000 i gördüm) çok faydasını gördüm. Yüzerim, bisiklete binerim, yazdan yaza, 10-15 gün epi topu. Fİlm izlemeyi tvde asla başaramıyorum. DVD daha iyice. Sinemada izlemeye bayılıyorum, lakin uzun vakittir izleyemiyorum. Kitap, işte beni tanımlayacak şeylerden biri, bilmem anlatabildim mi:))
8. Nerde bu sekiz:))
9.Dışarıdayken yemek yemeği en çok tercih ettiğin yerler?
Genelde evde yemeyi tercih ediyoruz. Fakat çıkarsak, Dostlar Mantı (fevkalade başarılı), balıkesir seyahatlerimizin vazgeçilmezi İnegöl Zeynel, bir takım kebapçılar.
Ben de Ela'dan fırsat bulursa dağlar kızını ve çikolatalı pastayı mimliyorum, bu mimi yazmadılarsa.
22 Ekim 2009 Perşembe
Özgür Anne'nin Mim'i.
1-Bloguna neden bu ismi verdin?
Blog işinden önce facebook sayfası olarak başlamıştım. Resimler, notlar, yorumlar... Hem kayıt altına almak, hem de bizimkilerin benden an be an haberdar olmalarını sağlamaktı amacım. Kapalı kutu olacaktık, davet edecek bilinmeyecektik. Bilinmeme tarifimiz üzerine saricizmeli ismini buldu sevgili teyzemiz. Facebookta istediğimiz gibi notlar alamaz olunca, uzaktan uzaktan okuduğumuz, sevdiğimiz bloglarla da kardeş olmak için açtık kutuyu, seyreylendik internet aleminde. Blogun ismi ne olsun diye düşünürken Y. teyzemiz, tabi ki saricizmeli dedi. Duvarlarımızı yıkmıştık, lakin gene de saricizmeliydik işte. Böylelikle blogun ismini de saricizmeli olarak aldık. (Neden Burhan Ayeri'nin sinir olduğum 1. çoğul şahıs kipiyle çektiysem fiilleri, beraberce kotardığımız için herhalde.)
2-Blog yazarken star tribiyle istediğin,olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Evet var, sorunsuz ve çok hızlı internet, sakince bir ortam. Genelde gece Umut Ege uyuyunca yazıyorum, fakat olmazsa olmazım değil. Star ışığı yok mudur nedir bende. Ne kaprissizim;)
3-En son satın aldığın garip şey?
Tepesine palyaço konmuş doğumgünü pastası. Benim çocukluğumda pastaların üstüne gül konurdu. O gülü de doğumgünü çocuğunun en yakın arkadaşı yerdi. Bir itibar mevzusuydu velhasıl gül. Bizim palyaço'nun amacını bilmiyorum. Umut Ege'nin saldırılarını da bertaraf ettik. Öylece oturuyor palyaço bizim mutfakta şimdilik.
4 -Şeker gibi olduğun anlar?
Adaletsizlik (sevdiklerimle ilişkilerden, ülke meselelerine varacak yelpazede) beni çok geriyor. Şikayet edecek makam bulamamak çileden çıkarıyor. İkincisi de disiplinsizlik sanırım.
Bu durumlar dışında genelde şeker gibiyimdir:)) Olduğunu sanmanın yanılgılarını hep görmüşümdür. Karşındakinin gördüğü kadarısındır aslında. Anlatırlar şöyleyim böyleyim diye, sen mi derim içimden. Dillendiremem de. Eşe dosta sordum. Şeker olmadığım anlar da varmış:P, bilhassa paralel işletim yapıyorsam, aklım başka yerdeyse. Bilhassa şeker olduğum anlarsa kahve içerkenki, empati kurarkenki, hatamı kabullenirkenki anlarımmış;) Sevdiklerimden güzel haberler almışsam, hava kapalı hatta yağmurluysa, işler tıkırındaysa pek bi şeker olurum ayrıca.
5-Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?
Neden iki isim?
Ne çok kilo aldın verebilecek misin?
Okuya okuya bitiremedin, ne zaman bitecek?
6-Aynaya bakınca gördüğün?
Hele oğlundan sonra, güzel mi güzel bir kadın (öyle ahım şahım güzel de değilim).
7-Kendini okutan blog dediğin?
Blog listeme baktım. Bana kendini okutan blogun sahinin anlatım becerisi.
Şu ölçeklendirmeyle benim için tadından yenmiyor bloglar:
Umut Ege dolaylarında bir çocuk kahramanı olan,
Tarzı olan,
Araştırmacı,
Espri yeteneğine sahip,
Ekran görünümü başarılı,
Çizim yeteneği olan,
Akademik hayatla bağı olan,
Kendini didikleyen yazara sahip olan( kendini didiklemeden etrafını didikleyenler var ki, şşttt, n'oluyor diyesim geliyor:)),
İki çocuklu anne bloglarını da apayrı bir merakla okuyorum. Günebakan , nüçün nüçün yazmıyorsun, n'en var kuzum?
8-Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Yazsa, ODTÜ'nün kampüsünde mekanlar, Dikili sahilleri.
Kışsa, BigChefs Çukurambar, Armada, Cafe's (zavallı Ankara şehri), 100. yıl semt pazarı (pazar gezmek çocukluğumdan beri mest eder beni) Balıkesir, Siyasal Bilgiler Fakültesi (duvarlarındaki resimleri gördükçe, o günlerde gezindikçe, bu blog iyi ki var diyorum.Umut Ege de gezinsin böyle sayfalar arasında)
Olmadık işler peşindesin çocukken çok duyduğum bir söz öbeği. Bu nedenle Olmadık İşler Peşinde'yi mimliyorum. Bir de isim hikayesini pek merk ettiğim elfeyp'i.
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Mim

Tekir beni mimlemiş, hakkımda yedi ilginç şey yazacağım. Eşe dosta da sordum, şöyle bir liste çıktı ortaya.
1. Nerdeyse bütün tanıdıklarımın doğumgününü, çocuğu ne zaman doğduydu, ne zaman evlenmişti vb. tarihlerini hiç çaba sarfetmeden kaydeder ve hatırlarım. Bu hafızamın yanında görsel hafızam bir felakettir. Yeni tanıştığım insanları ikinci kez gördüğümde hatırlayamadığım olmuştur (gördüğünüz üzere hiç kasıt yok) bazen paniklerim tanıştığım kişi bu muydu değil miydi diye:)
2. Okuldan eve hayret içinde dönmüştüm, arkadaşım çiğ karnıbahar yiyor diye hayretimi anlemle paylaşmıştım. Çok güzel olur çocuğum dediği günden beri, çiğ yediğim havuç, lahana, pırasanın yanına karnıbahar da eklendi. Sonra orkestra kerevizle şenlendi, buna pancar eklendi. Patates dışında hepsini çiğ yiyiyorum:)) İşin ilginci çiğlerini pişmişlerine tercih ederim. Bir arkadaşım manava gittiğinde, lüks bir restorana gitmiş gibi hissediyor musun demişti:) Bu arada bir sağlıklı beslenme delisiyimdir, yağsız enfes çorbalar yaparım. Çorba, zeytinyağlı, salata (tamam bu bana ait bir çaba değil, bekarken asla yapmazdım) ve proteinli grup mutlaka olur sofrada. Asla afilli yemekler pişmez ama sağlık açısından Osman Müftüoğlu görse 10 verir.
3. Sevgili arkadaşım demiş ki benim için, hem gayet feminist hem de makarnaya hamur kesecek kadar evcimensin. Teveccühünüz:)
4. Bilmediğim şarkı (sanat müziği ağırlıklı, yeni şarkıları nerdeyse hiç bilmem), türkü yok gibi. Beycağzım bunu da mı biliyorsun diye şaşıyor, kardeşim de bunlar babamların devrinden yenile kendini diyor:))
5. Onca okul okudum, ki hala da okuyorum:)) akşam sekiz sonrası çalıştığım (bilgisayar kodu yazmak hariç, o bana dinlence gelir her zaman) çok çok enderdir. Sabah beşte kalkar çalışırdım. Hala da verim düşkünü bir insan olarak bunu savunurum. Sınavlardan önceki akşam ve sınav öncesi hiç çalışmam. Babam, sınavdan önce çalışılan kafanı karıştırır derdi. Öyle alıştım, öyle gittim. Bu nedenle bir sınavdan çakıyordum nerdeyse. Sevgili hocam Yalçın Karatepe türev piyasaları dersinin sınavı (ve de final) için siz sorular hazırlayacaksınız, ben onlardan soracağım demişti. Böyle çalıştım. Defteri kitabı evde bırakıp sınava gittim. Asistan geldi, bir iyi bir kötü haberim var dedi. Kötü haber sizin hazırladığınız sorulardan çıkmayacak, iyi haber defter kitap açık:))
Planlama alışkanlığımı da babam sayesinde kazandım. Küçükken ne kızardım plan plan dedikçe. Şimdi çok minnettarım. İşleri zamana bölerim, asla son ana bırakmam. Son anda çıkan gelişmelerden hiç hoşlanmam. Planlamayı alt kümesine alırsak, tam bir disiplin insanıyımdır. Bizim çocuk çok zeki, ama hiç çalışmıyor lafına deli olurum. Sana bahşedilenlerle övünmek kadar dandirik bir durum yok sanırım. Çalışma disiplinim her zaman övüncüm olmuştur, ayrıcana çok zekiyim:P (yalan).
6. Sevgili kardeşim dedi ki, yaptığın her şey çok kolaydır. Sanırım öyle. Bu da annemden geçme bir özellik. Tavuk ve balık durumları var bende. Dandirikten birşey yapıp, nasıl da zor yaptıklarını anlatanları gördükçe bazen kendime kızıyorum, zorluklarını dile getirmeyince, insanların algısı "oluveriyor" şeklinde oluşuyor nedense.
7."A Stronger or Weaker Union? Public Reactions to Asymmetric Devolution in the United Kingdom" makalesini okur, sonra döner Gülben Ergen napmış bakarım:)) Beycağzım der ki, doktor olacaksın halen bunları izliyorsun. Bu da benim kafa boşaltma yöntemim. Profesör olursam, izleyip kimseye söylememe gelişmesi sağlayabilirim sadece:)) Perihan Mağden bile izliyor bildiğim kadarıyla bunları:P
Bir de sağımı solumu hala ayıramam:))
Annesinin babasının, dehası yüksek, ilginç yavrusu, ama gördüğünüz üzere ilginçlikleri bunlardan ibaret olan sıradan bir insanım, dehası yüksek çok ilginç bir çocuk yetiştirmekteyim:))
Hülya, Birben Umut Ege hastayken yayınlamadıysanız bir de sizi okuyalım.
11 Haziran 2009 Perşembe
Bebek alışverişi (giysi)
Çok bakınmıştım ben bebeğe ne alınmalı diye internette, detaylı bilgi yoktu. Bu mim harika oldu. Birinci Tekir Şahıs mimlemiş, ben de yazıyorum deneyimlerimi. Çocuğun giydiği haram yedidiği helal derler, lakin el altında ne kadar çok giysi o kadar çok rahatlık. Sabit maliyetlerin düşürülmesi açısından en az iki çocuk faydalıdır:))
Nigar Teyzemiz Amerika'dan getirmişti Carter's, bizimki fasulyeden hallice fakat cinsiyeti bile belli değilken.Ne olursa bahtımıza denip alınan kelebekli pembeli tişörtü İrem Ece'ye ya da kime kısmetse kaldırdık. Havlu tulumunu kullandım. Diğer marka tulumlara göre daha az yıprandı. Bodyleri yeni kullanıma aldık. Dolayısıyla yıpranmaları konusunda yorumumuz yok ama çok şıklar:)) Bakınız. Umut Ege'ye ileride vermek üzere saklayacaklarımın arasında olacak bu kurbağalı body. Mal varlığı 4 Carter'stan ibaretken bakıp bakıp nasıl biri olacak diye az düşünmemiştim kendilerini, heyecanla.

(Teeee Amerikalar'dan gelmiş mamulle gene Tırtıllar Köyü Ağası pozu verdi bizimki.)
Kardeşim İsveç'ten H&M'nin bir kazağını getirmişti. Çok sağlam.
Mehtap İsrail'den Fox Baby bir hırka, Güzin Fransa'dan Absorba body getirerek marka yelpazemizi genişlettiler. İlerleyen aylara denk geldiği ve daha kullanım sayımız az olduğu için bu kısımlarda yorumum yok, zaten bir veri ne kadar doğru saptamadır emin değilim. Bu kısma şu yorumu yapabilriiz, ne gezenti bir çevrede evde oturuyorum aylardır:))
Hamileliğin ilerleyen aylarında soluğu Armada'da aldım. Mothercare, Chicco ve Premaman mevcut mekanda. Gezdiğimde benim zevkime en uygun giysilerin Premaman'da olduğunu gördüm. Kadife tulumları çok kullanışlıydı. Fakat aldığım iki tulum (penye olanlardan) sorunlu çıktı. Birisinde bebeğin altını değiştirmek için tulumu çıkarmak gerekiyor, diğerinde tulum tam kapanmadığı için işte bu da bodyimiz sergisi yapıyorsunuz. Anane buna bir çözüm üretti neyse ki. Anne adayları tulum alırken bunlara dikkat, hadi ben acemiyim ama marka deneyimli, hangi akla hizmet bunları üretiyorlarsa (acemi tasarımcılar sizi gidiler.). Kollu bodyler de almıştım, yenidoğan için çok kullanışsız çıktı (hastanede doktorlar bu nedir diye şaşırmışlardı) yenidoğan bebeğe zarf yaka bodyden şaşmamak lazım. Pantalonlar, şortlar, penyeler bir heves aldık. Bir aydır kullanımda, sorun gözlenmedi:)
Ne kadar çok şey aldım alışveriş de bitti diyorsanız biliniz ki bitmiyor. Sonrasında Marks & Spencer'da indirim başladı, tam o sırada da bir arkadaşım doğum yaptı, en az 20 body olsun demişti. HAdi canım demiştim içimden. Ama indirime de denk gelince daha fazlasını edindim. Ders çalışacağım, çamaşır yıkandı kurudu ütülendi derdi olmaz diye, body home yaptım güzelce. İyi ki de yapmışım. Zarf yaka bodylerinden çok memnun kaldım. Ve yıpranmadılar. Fakat aldığım tulumlarda tülerme ve pamuklanma oluştu. Daha başka aldığım giysileri ve hediye gelenleri ilerleyen aylarda test edebileceğim.
Öylesine gezinirken Chicco'dan alt üst şortlu takımlar, penyeler aldım. Ve doğumda bir tulum takımı (şapkası ve önlüğüyle) hediye geldi, Gülay Teyzesi'nden. Bir iki kullanmada çıt çıtın yanı akıverdi. Çok şık tasarımları, diğer ürünlerde sorun olmaması nedeniyle bu da nazar boncuğu olsun diyelim, Chicco'ya. Premaman'dan aldığım 6-9 ay tulumunu yıkayacağım zaman minik bir leke gördüm. Yaklaşık 9 ay sonra gittim değiştirdim. Faturalarınızı ürünleri kullanımdan kaldırana kadar saklayın derim.
Katı gıdalar başlayınca ve lekelerle başa çıkamayınca gidip biraz daha alışveriş yaptım Chicco'dan. İlk defa body aldım, şirinliklerine kapılıp. Kalıpları M&S bodylerine göre oldukça dar.
Mothercare bodyleri ilerleyen aylarda kullanacağım, tulumları takımları pek göz alıcılardı. M&S kadar olmasa da tülerme ve pamuklanma onlarda da yaşadım. İnce battaniyelerinden çok memnun kaldım. Yasemin'in hediyesi ayıcık içinse bu kadar mı kış aylarında rahat kullanılan bir ürün olur diyeyim başkada bişi demeyeyim.
Nevresimlerinde bolca TAÇ kullandık. Başarılı ürünler.
Ufaklık, Albimini,İdil bebe, Abentiny,Tıy Tıy bebe gibi markaları da yoğunluklu olmamakla beraber kullanıp memnun kaldım. Rabitto ve Pancho baby'nin kadife tulumlarında dikişlerin sökülmesi gibi bir sorun yaşadım.
Babasının biz hastanedeyken aldığı Bebetto fermuarıyla kundağa dönüşen battaniyede kış bebeklerine ısrarlı tavsiyemdir.
Ben de Canım Mertim'i mimleyeyim:))
Nigar Teyzemiz Amerika'dan getirmişti Carter's, bizimki fasulyeden hallice fakat cinsiyeti bile belli değilken.Ne olursa bahtımıza denip alınan kelebekli pembeli tişörtü İrem Ece'ye ya da kime kısmetse kaldırdık. Havlu tulumunu kullandım. Diğer marka tulumlara göre daha az yıprandı. Bodyleri yeni kullanıma aldık. Dolayısıyla yıpranmaları konusunda yorumumuz yok ama çok şıklar:)) Bakınız. Umut Ege'ye ileride vermek üzere saklayacaklarımın arasında olacak bu kurbağalı body. Mal varlığı 4 Carter'stan ibaretken bakıp bakıp nasıl biri olacak diye az düşünmemiştim kendilerini, heyecanla.
(Teeee Amerikalar'dan gelmiş mamulle gene Tırtıllar Köyü Ağası pozu verdi bizimki.)
Kardeşim İsveç'ten H&M'nin bir kazağını getirmişti. Çok sağlam.
Mehtap İsrail'den Fox Baby bir hırka, Güzin Fransa'dan Absorba body getirerek marka yelpazemizi genişlettiler. İlerleyen aylara denk geldiği ve daha kullanım sayımız az olduğu için bu kısımlarda yorumum yok, zaten bir veri ne kadar doğru saptamadır emin değilim. Bu kısma şu yorumu yapabilriiz, ne gezenti bir çevrede evde oturuyorum aylardır:))
Hamileliğin ilerleyen aylarında soluğu Armada'da aldım. Mothercare, Chicco ve Premaman mevcut mekanda. Gezdiğimde benim zevkime en uygun giysilerin Premaman'da olduğunu gördüm. Kadife tulumları çok kullanışlıydı. Fakat aldığım iki tulum (penye olanlardan) sorunlu çıktı. Birisinde bebeğin altını değiştirmek için tulumu çıkarmak gerekiyor, diğerinde tulum tam kapanmadığı için işte bu da bodyimiz sergisi yapıyorsunuz. Anane buna bir çözüm üretti neyse ki. Anne adayları tulum alırken bunlara dikkat, hadi ben acemiyim ama marka deneyimli, hangi akla hizmet bunları üretiyorlarsa (acemi tasarımcılar sizi gidiler.). Kollu bodyler de almıştım, yenidoğan için çok kullanışsız çıktı (hastanede doktorlar bu nedir diye şaşırmışlardı) yenidoğan bebeğe zarf yaka bodyden şaşmamak lazım. Pantalonlar, şortlar, penyeler bir heves aldık. Bir aydır kullanımda, sorun gözlenmedi:)
Ne kadar çok şey aldım alışveriş de bitti diyorsanız biliniz ki bitmiyor. Sonrasında Marks & Spencer'da indirim başladı, tam o sırada da bir arkadaşım doğum yaptı, en az 20 body olsun demişti. HAdi canım demiştim içimden. Ama indirime de denk gelince daha fazlasını edindim. Ders çalışacağım, çamaşır yıkandı kurudu ütülendi derdi olmaz diye, body home yaptım güzelce. İyi ki de yapmışım. Zarf yaka bodylerinden çok memnun kaldım. Ve yıpranmadılar. Fakat aldığım tulumlarda tülerme ve pamuklanma oluştu. Daha başka aldığım giysileri ve hediye gelenleri ilerleyen aylarda test edebileceğim.
Öylesine gezinirken Chicco'dan alt üst şortlu takımlar, penyeler aldım. Ve doğumda bir tulum takımı (şapkası ve önlüğüyle) hediye geldi, Gülay Teyzesi'nden. Bir iki kullanmada çıt çıtın yanı akıverdi. Çok şık tasarımları, diğer ürünlerde sorun olmaması nedeniyle bu da nazar boncuğu olsun diyelim, Chicco'ya. Premaman'dan aldığım 6-9 ay tulumunu yıkayacağım zaman minik bir leke gördüm. Yaklaşık 9 ay sonra gittim değiştirdim. Faturalarınızı ürünleri kullanımdan kaldırana kadar saklayın derim.
Katı gıdalar başlayınca ve lekelerle başa çıkamayınca gidip biraz daha alışveriş yaptım Chicco'dan. İlk defa body aldım, şirinliklerine kapılıp. Kalıpları M&S bodylerine göre oldukça dar.
Mothercare bodyleri ilerleyen aylarda kullanacağım, tulumları takımları pek göz alıcılardı. M&S kadar olmasa da tülerme ve pamuklanma onlarda da yaşadım. İnce battaniyelerinden çok memnun kaldım. Yasemin'in hediyesi ayıcık içinse bu kadar mı kış aylarında rahat kullanılan bir ürün olur diyeyim başkada bişi demeyeyim.
Nevresimlerinde bolca TAÇ kullandık. Başarılı ürünler.
Ufaklık, Albimini,İdil bebe, Abentiny,Tıy Tıy bebe gibi markaları da yoğunluklu olmamakla beraber kullanıp memnun kaldım. Rabitto ve Pancho baby'nin kadife tulumlarında dikişlerin sökülmesi gibi bir sorun yaşadım.
Babasının biz hastanedeyken aldığı Bebetto fermuarıyla kundağa dönüşen battaniyede kış bebeklerine ısrarlı tavsiyemdir.
Ben de Canım Mertim'i mimleyeyim:))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)