Öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2010 Pazar

Yılbaşı, hediyeler, mutluluk...



Yılbaşı hediyelerim gelmeye başladı. Süt köpürtücü. Köpürtülmüş süt bence kahveye apayrı bir lezzet veriyor. Bir fincan kayfenin hatrı kırksa köpürtülmüş sütlüsünün en az 50 yıldır.

Yanında da Grand Kanyondan gelen kitap ayracı. Ayraç geldiğinde pıtırcık benleymiş de benim haberim yokmuş. Kitaba da o dönemlerde başlayıp sonuna ramak kala kocaman bir ara verdim. Yakında detayları burada.

25 Kasım 2010 Perşembe

Şadan Karadeniz ve Ünzileler ve Türkanlar...

Kan tahlili için sabah erkenden laboratuara gittim. Sıramı beklerken karşıdaki iki teyzenin zarafetleri ve konuşmaları dikkatimi çekti. Bu sırada bankodaki görevli seslendi, "Şadan Karadeniiiiz..". Tahliller ile ilgili Şadan Hanım'ı bilgilendirirken doktorla saatlerinizi ayarlayacaksınız dedi. Kulağı aşırı tırmalayan bu kullanıma Şadan Hanım'ın cevabı randevu alacaksınız demek istediniz sanırım oldu. Ayarlamak, birbiriyle bağlantılı olarak zaman belirlemektir dedi. Bankodaki görevli, bir bilgi edinmiş oldum teşekkür ederim derken, Şadan Hanım'ın arkadaşı bizleri bilgilendirdi: "Şadan Hanım dil konusuna çok hakimdir dedi". Dil meraklısı ben de not ettim kenara ismini. Gelince internetten baktım ki ünlü bir çevirmenimizmiş Şadan Hanım.

Türkçeye Gülün Adı'nı çevirecek kadar hakim kadınlarımız, ifadelerinde hata yapsa da konuşabilecek güvene sahip kadınlarımız, sesi çıktığında şiddeti hisseden kadınlarımız, öte diyarlarda ses veremeyen kadınlarımız...

Yalnız 25 Kasım'da değil her zaman ses çıkaramayan kadınların aksak ifadelerle ve sağlam ifadelerle kadınlardan bir nefes duymaya gereksinimleri var... Kadınlar daha çok işimiz var!

Sesi çıkmazken çıkar olan kardelenlerin Türkan'ın da mekanı cennet olsun.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Esperanza (Umut)*

Teknoloji, ne müthiş şeysin sen!

Dünyanın öte ucunda Şili'de, 33 madenci yerin 622 metre altında 69 gün geçirdi. Teknoloji sağolsun kapsülü yaptı, önce boş yolladı, sonra insan ağırlığında kum torbaları koydu yolladı, sonra 13 Ekim günü sıra işçileri çıkarmaya geldi...

Teknoloji, fizikte çok ileri de kimyada çakılıyor biraz. Gebe kadınlar hemen yorulup, oğullarını uyutup kendileri bayılayazıyorlar hala... Hala oğullar geceleyin uyanınca, anne diye sesleniyor, ört diyor sonra elini tutup annesinin uyuyor. Bu huzuru sağlayacak teknolojik aygıt yok hala...

Oğlunu uyutan, karnı zil çalan gebe kadınlara bir tablet yapar belki teknoloji doysun diye. Ama ya gecenin beşinde, aç karınla bir bardak süt içip o sırada ekmeğin malzemelerini makineye koyup mayalanmaya başlayışını seyretmek, peşi sıra kaynayan yumurtanın tıkırtısını duymak ve de mis kokusunu kızarmakta olan ekmeğin, bu doyumları sağlayabilir mi?

Teknoloji sağ olsun sabahın beşinde, uyuyanları uyandırmak yerine, açarsın televizyonu arkadaş olur sana. Bir de bakarsın ki, 6 ayda bire denk gelen gecenin beşinde uyanman Şili'li madencilerin kurtarılışına denk gelmiştir. Sen teknolojiye katkı yapacağım derken rastlamamışsındır konu hakkındaki gelişmelere. Gene çok şükürler teknolojiye, dünyanın öte yanındaki muhteşem kurtarma gelişmelerini canlı canlı mutfağından izleyebilmektesindir.

Lakin daha teknoloji çözüm getirememiştir insanın ruhsal yanına. Önce en psikolojisi sağlamını çıkarırlar bu nedenle. Avalos'u. 15 dakika sürecektir yukarı tırmanış. Teknoloji Avalos'un oğlunun gözlerindeki endişeyi de silememiştir. Ama göstermiştir sana o endişenin coşkuya dönüşünü...

Teknolojinin muhteşemliğine tanıklık ederken, teknolojinin asla sağlayamacağı o huzura ihtiyaç duymaktadır Umut. Seslenir anne diye... Anne bir eli karnında, bir eli Umut'ta, uyutur çocukları... Esperanza'nın babasına kavuşma anını kaçırmıştır.
Ve Zonguldak'ta 2 aile, hala babalarının cesetlerinin göçük altından çıkarılmasını umutla beklemektedir.

Şafak söker, yeni gün doğar, umutla...


* Şili'de 5 Ağustostan beri yerin altında mahsur durumda bulunan 33 madenciden Ariel Ticona'nın yeni dünyaya gelen kızına "Esperanza" (Umut) adı verildi.

9 Nisan 2010 Cuma

Mamoş

Mutfakta işlenirken televizyonun açık olmasını hep severim. Türküleri daha da bir severim. Türkçeye hayranlığının alt dalıdır türkülerimiz. Az önce de Hanım'ın Çiftliği eşliğinde bulaşıkları topluyordum. Muzaffer öldü. Ve fonda Mamoş çalmaya başladı. Bu benim ilk önce Erkan Oğur'un o meltem sesinde duyduğum bir türküydü. Sonra Ahmet Kaya'nın iç titreten versiyonunu dinledim.

Türkünün hikayesi şöyle:

"Elazığ'ın koca Mustafa Paşa mahallesinde oturan Bekir hoca'nın genç ve güzel bir karısı vardır. Bekir hoca Harput'ta namusuyla ve iyiliğiyle tanınan yumuşak başlı temiz bir insandır. Karısı ise gençliğin verdiği tecrübesizlikle evli olduğu halde komşularından, soylu bir aileden olan genç, yakışıklı Mamoş (Mehmet) ile ilişki kuracak kadar toydur daha. Mamoş'la Bekir hoca'nın karısı arasındaki sevgi gittikçe alevlenir. Etrafta bunu sezmeye başlamıştır. Fakat sevdalılar buna rağmen her şeyden habersizdirler. Fırsat buldukça buluşur, konuşur, sevişirler. Bekir hoca bunun neye varacağını hesaplamaktadır.

Bir gün karısına Harput'a gideceğini ve akşam dönmeyeceğini söyler. Bu fırsattan yararlanan genç kadın Mamoş'u eve davet eder, yerler içerler, eğlenirler. Bekir hoca ise Harput'a gitmemiştir. Karanlık basınca eve gelir ve sessizce kapıyı kendi anahtarıyla açar, sevdalıların bulundukları odaya gelir. İçerden onların eğlenceli çığlıklarını duyar, tabancasını çekerek odaya girer. Girer girmez tabancasını ateşler Mamoş'u kalbinden, karısını da ağzından vurarak öldürür. Bu olaydan sonra Bekir hoca zaptiyeye teslim olur. Adli bir heyetin eve gelip olayı yerinde incelemelerinden sonra duruşma sonunda Bekir hoca beraat eder."


Bu güzel türküleri yakan incelikli millete ne oldu böyle? Bedri Rahmi ne zaman bir köy türküsü duysa şairliğinden utanırdı. Bense inceliklerimizi kaybetmemizden utanıyorum bazen. Genç kadın yaşlı erkek evliliğinde, kadının yaptığını toyluk olarak görüp, ardından yaktığı türküde Bekir Hoca'ya isyan eden halk, ne zaman baba dayağını polise bildiren kızı diri diri gömer oldu? İşin en beteri, böyle haberler peşpeşe film gibi gözlerimizden geçer, biz de umursamaz olduk? Di kalk Mamoş di kalk, tabip getir imdada koş!


Ben gidip biraz Erkan Oğur dinleyeyim...

Pencere'den bir taş geldi,
Ben sandım ki Mamoş geldi.
Uyan Mamoş, uyan uyan,
Başımıza ne iş geldi.

Eyvah Mamoş, eyvah eyvah
Tabip getir yarama bak.

Penceresi yeşil yaprak,
Mamoş giyer kara kapak.
Kör olasın Bekir hoca,
Yatağımız kara toprak.

Eyvah Mamoş, eyvah eyvah
Tabip getir yarama bak.

Pencere'nin önü çardak,
Rakı içtik bardak bardak.
Körolasın Bekir hoca
Koymadın ki murat alak.

Eyvah Mamoş, eyvah eyvah
Tabip getir yarama bak.

Evlerinin ardı kavak,
Yağmur yağar ufak ufak.
Kör olasın Bekir hoca,
Ağzımdaki kurşuna bak.

Di kalk Mamoş di kalk, di kalk
Başımıza yığıldı halk.

Dışkapıyı araladın,
Ah bahtımı karaladın.
Kör olasın Bekir hoca,
Mamoş'uda yaraladın.

Di kalk Mamoş di kalk, di kalk
Başımıza yığıldı halk.

Mamoş paltonu tutayımmı?
Hayrın için satayımmı?
Mezarında boş yer varmı?
Ben'de gidip yatayımmı?

Eyvah Mamoş, eyvah Mamoş
Tabib getir imdada koş.