29 Haziran 2009 Pazartesi

Taraftar Umut Ege




Biraz büyük tabi:))





Küçük arslanlar bir arada.


Neden hep forma numaraları 10? Ben balıkesirin il kodu 10 olduğu için diye düşündüm:P



Hangi takımı tutar bilemeyiz ama top hastası. Erkek çocuğu işte..

28 Haziran 2009 Pazar

Yeni Blog 5N1K

Ne okumuşum
Ne zaman okumuşum
Nerede okumuşum
Nasıl bulmuşum
Neden okumuşum
Kaydedelim:))

www.okuryaziyor.blogspot.com

27 Haziran 2009 Cumartesi







Günler günleri kovalamakta (resimlerde görüldüğü üzre) ama Umut Ege hiç bir şeyi kovalamamakta niyetlidir. Önüne yürüyen nesneler, elektronik aletler koyuyorum ı-ıh. Emeklemem de emeklemem. Sen bilirsin dedik meseleyi kapadık. Dişlerden de ses seda yok. Ama adım atma konusu çok güzel ilerliyor. Park yatağına tutunmuş, tutunmuş da bir türkü tutturmuş, bıdır bıdır birşeyler anlatıyor. Adım atarken, kafasını kaldırıp bana bakışına bitiyorum. Öyle bakınca ben de aman da ne güzel yürürmüş oğlum, bir taneymiş vb. övgüleri diziyorum. Ve bu ne güzel bir bakıştır diye içimi eritiyorum.

Oğlu bu konularda çalışırken annesi bu dönemde ne oyunlar oynananır diye bakınmaya başladı. "Çocuk ve Oyun" Maggie Jones 'dan bu döneme baktığımda, karşılıklı oturup bir nesneyi alışveriş etmenin çok hoşlarına gittiğini öğrendim. Keşif zamanlarında olduklarını, eski bir çantaya çekici nesler koyup, boşaltmasını sağlamanın eğlenceli bir oyun olacağını yazıyor (geri doldurma ilerleyen aylarda). Eski bir çantama nesleleri doldurdum. Onun içinden keşif oyununa başladık. Emeklemediği için çekmece karıştırmaya başlamadı, ama ben çekmecenin yanına kendisini bırakmayı da planlıyorum:))



Uyku düzeni (gece 8-9 da yatma kısmı hiç değişmemekle birlikte) aydan aya farklılık gösteriyor. Bu haftanın eğilimi 10'a kadar uyumak:)) 8 de uyanıyoruz. Anne sütümü yetiştir diye komutu veriyor, çoook uzun bir süre emip/emzirip uyuyoruz, 9 gibi tekrar talep ediyor 10'da uyanıyoruz (ben şu yataktan zıpkın gibi ne zaman kalkacağım, o uyudukça ben de uyuyuorum). 8 aylık oldu, artık balık ve bakliyat başlayabilir. Dergi gazete kitap çok hoşuna gidiyor. Sabah birlikte gazete okuduk. Ben abuk subuk haberleri sansürlüyorum, herşeyi kaydediyorlar madem bunlar kaydolmasın.

İyi ki katı gıdalara geçişimiz yaza denk geldi. Cıbıldak olarak yemeğini yedirip, sonrasında duşunu alıyor. Bu sene çok erken başladı boğucu sıcaklar. Banyodan çıktığında ve giyinirken sinirleniyor:)) Yukarıdaki resimdeki tulumu sabah serinliğinde markete giderken giydi, numunelik resim. Cıbıl cıbıl, haliyle gel beni ısır güleyim kıkır kıkır tekerlemesiyle günleri geçiriyoruz.

Bizden haberler böyle...

23 Haziran 2009 Salı

Bir Soru - Bir Cevap (İnek Sütü)

Bebek beslenmesinde ilk yıl neden inek sütü kullanılmıyor? İşte cevabı...

İnek sütünün özellikleri

İnek sütü anne sütünde ve bazı mamalarda bulunan Omega-3 Omega-6 yağ asitleri metabollerini içermez. Bu yağ asitleri bebeğin beyin hücreleri, göz retina tabakası ve doku hormonlarının gelişiminde rol oynar.

İnek sütünün hazmı zordur.

İnek sütü ile beslenen bebeklerin solunum hastalıkları başta olmak üzere alerjik hastalıklara yakalanma riski yüksektir.

İnek sütü alan bebeklerde düşük D vitamini yüksek fosfor nedeniyle normal kemik gelişimi sağlanamaz.

Bebeğin gelişiminde önemli çinko ve iyot gibi mineraller inek sütünde oldukça yetersiz miktardadır.

Sıralanan nedenlerle inek sütü bebeğin beslenmesinin ilk yılında kullanılmamalıdır. (Taylan Kümeli vd., Bebeklikten ergenliğe sağlıklı beslenme rehberi, s.37).

21 Haziran 2009 Pazar

Babalar günün kutlu olsun.



Bu kollarda oğlumun hep böyle güvende olması dileğiyle...

17 Haziran 2009 Çarşamba

Hayatımda Seminerler...

Tekir , okulların kapandığını ama okula bir müddet daha gitmesi gerektiğini yazınca çocukluk (hani herkes arkadaş hani oyunlar sürerken) günlerime gittim. İlkokuldayken annem ve babam evde yalnız kalmamı istemedikleri için seminer adı verilen bu döneme beraberce giderdik. Diğer öğretmenlerin çocukları geldiyse eğlenceye dönen bu sabah saatleri, yalnız kaldıysam çok da zevkli geçmezdi. Sınıfları gezer, sınıf kitaplıklarında vakit geçirir, tarih haritalarına bakar (hala var mı acaba bu haritalardan), bahçede oyunlar oynardım. Okul askeri lojmanların önündeydi, lojmanda yürüyüş yapardım, sabah erkenden arkadaşlarım kalkmadığı için burdan da bana, boyu boyuma uygun bir insan denk gelmezdi. Düzenli yemek alışkanlıkları bizim evin has kuralıydı. Bu kural bazen seminerlerde simit (aaah balıkesirin sarı simiti ah) karper peynir (şimdi hiç hoşlanmadığım bir peynir türü) ya da poğaça ve meşhur hisar ayranı (bir ekoldür kendisi) ikilisiyle bozulurdu. Teksir kağıdı denen samanlı kağıtlar olurdu ve de daktilo:)) 10 parmak daktilo aktiviteleri zaman geçirme yöntemlerindendi.
Yaşımın büyümesiyle evde kalabilme hakkına kavuştum. Ferhunde Hanım ve Kızları olurdu saat 10'da. Onu izler, yumurtalı omlet yapar (bizimkilerin arkadaşlarının çocuklarının, kahvaltı hazırlarken yanmaları nedeniyle, kazık kadar olana dek ocağa yaklaştırılmadım, omlet yapabilirlik bu nedenle derin yer etmiş:)) kitaplar okur annemleri beklerdim. Seminer sonrası yazlığa gitmek demekti artık. Bitişini daha hevesle bekler olmuştum. Bu seminerlerin bir de okul öncesi olanından vardır. O daha eğlencelidir. Arkadaşlar ve Balıkesir özlemi bu dönemde dindirilir, okul alışverişi yapılır. Bir de bir kitaptan plan defterine kopyalanan yıllık planlar vardır bu seminer döneminde. Her öğretmen çocuğu bu kopyalamayı yapıp, biraz para kazanırdı:))


Yüksek lisanstaki iz bırakmayan semineri saymazsak, bu sene son öğrencilik deneyimimi bir seminer dersinde yaşadım. Ortaokulda eve düzenli olarak Hürriyet gazetesi girerdi. Ben de gazete okuma alışkanlığımı bu dönemde Kurthan Fişek'İn de aralarında olduğu yazar kadrosu sayesinde edindim.Tabi Kurthan Hoca'dan o yaşta ne anladım o ayrı tartışma konusu:)) Seminer sunumunu Kurthan Hoca'Ya yaptım. Bir okuma serüvenimi başlatan adam bir başka okuma serüvenime son noktayı koyarken de vardı. Konu İngiltere'de asimetrik yetki terki. Real'de Selami Yemenici'ye (bilmeyenler için üniversite hazırlıkta kimya kitabı kült haline gelmiş insan) denk gelip, tanıştığımda da böyle sevinmiştim ben:))) Ortaokul hocam okuyun, çizgi roman bile olsa okuyun derdi. Benimki de o misal, gazete de olsa, üniversite hazırlık kitabı da olsa yazar ruhuma işliyor sanırım:)))

15 Haziran 2009 Pazartesi

İlk Piknik

7.5 aydır evhanımı hayatı yaşıyorum, bir faydam olamadı çalışkan arkadaşlarıma. Dedim hadi toplanın size poğaça yapayım da ODTÜ'de piknik yapalım (ODTÜ kurulurken, neler amaçlandı acaba, hiç akıllarına geldi mi, bebeklere gezi, annelere teyzelere ferahlama mekanı olacağı). Aslında geniş bir kitle davet ettik ama gelebilen Mehtap ve Yasemin oldu. Çilli'nin çarprazına serdik piknik örtülerini, Yasemin'in kurabiyelerini, sağlık kekini (Mehtap'ın da dediği gibi, kat güzelim şekeri bolca, hamileyken akşam 5 suları tırmalanırken, bu keki bulunca hiç böyle şekeri azdı ıttırı vıttırı demiyordum di mi:)) poğaçaları yedik, çayları içtik, hoş geçtik, üstüne de enfes türk kahvesi. Umut Ege piknik işine bayıldı. İlk pikniğini de gerçekleştirmiş oldu. Eve dönerken de arabada uyuyunca annesi bu duruma bayıldı:))

Umut Ege'den diğer haberleri verecek olursak...

İşte huzurlarınızda Umut Ege'nin dönme dolabı. En dandirik ev eşyalarının en keyifli oyuncaklar olması kuralı asla bozulmaz.


Uyuduğunu mu sandınız :P


Kadro tamamlanınca haftasonları çok daha keyifli geçiyor, bu Umut Ege'ye de yansıyor.



Sanırım tek emeklemesiyle kalacak ve emeklemeden yürüyecek. Artık, "elini uzat tutunayım kalkayım" taleplerini adımlar izlemeye başladı. Parmaklarıma tutunup kalkıp, park yatağına tutunup biraz takılıyor, ilerleyeyim derken ellerin ikisi birden bırakılınca sonuç budur:))





Yemek işlerine gelince, kıymayı köfte formatına soktuk o da kar etmedi. Bu akşam köfteyi suya minik parçalar halinde katıp yedirince yedi. Çorbaya eklemişliğimiz de kar etmemişti. Siz bir şeyi nasıl severseniz çocuklar da öyle sever felsefesine uyayım derken bu fena darbe oldu. :)) Adam gibi sulu köfte mi yapsam?