29 Eylül 2009 Salı

Anne sütü nasıl arttırılır?

Yeni doğum yapan arkadaşlarım benden anne sütü nasıl arttırılır ip ucu istediler. Ben de dedim ki, yazayım da tüm internet alemi okusun:) Ben de tecrübeli anne oldum ya;)

Efenim altın kural, rahat ol, sütün gelir.
Sıvı iç süt olsun gerek ama yeter şart değildir.
Benim naçizane önerilerim :
Boza
Yeşillik
Kuru börülce
Süt (ama bizim oğlanda alerji yapınca kestim)
Kırmızı pancar
Patlamış mısır
Kemalpaşa tatlısı (tercihan hanımağa, rumeli gıda ürünleri, hi hi, teyze reklam bedelini reca edeyim:))
Tulumba tatlısı,
HEr öğünde farklı besinler, taze hazırlanmış olması tercih sebebi ama anne desteği olmadan zor iş.
Hergün bir kez tatlı yedim (bazen iki üç). Benim pilim çabuk bitiyordu, tatlı süt yapmadıysa bile enerji yaptı.
Erken doğum için öneriler, her gün ceviz mutlaka yedim, her hafta da balık. Bebeğin gazı olmasın diye hergün 1 bardak soda içtim. Yediklerimden gaz problemi hiç yaşamadık, ama duyduklarım bu yönde değil.
Bebek yetiştirmenin altın kuralı, her çocuk farklıdır, deneyerek doğrunu bul. Ama doğa dediğin şey mükemmeldir, hiç unutma, kendini bu yönde olumlu koşullandır.

27 Eylül 2009 Pazar

Neva - Umut Ege buluşması

Blog aleminin en gezgin bebeği ödülünü Umut Ege alabilir sanırım. Bayramda el öpmeye Dikili'ye gitti Umut Ege. Denize giremedi ama kumsalda emekledi. Özgürlük her yaşta özgürlük, git git bitmez bir emekleme. Bayram gezisinde Foça vardı, Foça'da asılı bayrakları gördükçe kendinden geçti.

Bu hafta da amcasının elini öpmeye İstanbul'a düştü yolu. Özgür Anne, Tekir ile saatler ayarlandı, bir boşluk bulunursa buluşulmak için. Cumartesi sabahı, bebek parkına gidildi, Su bebekle karşılaşırmıyız geyikleri arasında. Parkta bir ufaklık görüldü, aman da ne güzel yürüyor denildi. Kuşlara yem atan amca, uçan kuşlar ve Umut Ege'nin resmini çekmek istedi annesi. I- ıh, yüzünü alamadı tam. Diğer tarafa geçince bir de ne görsün. Senem karşısında:))) Annenin resimleri blogda yer almadığından Senem anneyi tanımamış ama, bakar dururmuş Umut Ege mi bu ufaklık diye.
Mısırdan paşa dedenin mirası çıksa gelse bu kadar şaşırırdım sanırım. Ufaklıklar birbirlerinden pek hoşlandı, anneler ve Neva'nın S. teyzesi ayaküstü bir sohbete daldılar ki sormayın gitsin. Bu arada ufaklıkların muhabbetine hayran yaşlı amca seyre doyum olmaz ama evden beklerler diye ayrılınca peşinden bakakaldı bizimkiler. Bir önceki kayıttaki resim o anda çekilmiş. İşte bunlar da diğer Umut Ege, Neva görüntüleri.




Gündemin yoğunluğu arasında Tekir, Özgür Anne ve İstanbul'daki diğer sevdiklerimizle biraraya gelemedik. Ama onlar için ayrı bir gezi düzenleyeceğiz en kısa zamanda...
Neva ve Umut Ege, hayatınız hep böyle güzel sürplizli olsun. Senem, tanıştığımıza sevindim...

Bu gezilerin her birinde de bir dişimiz çıktı. Önce sol üst (sol alt da erkenciydi) bugün de sağ üst patlamış. Lakin hep ben görüyorum bu çocuğun dişlerini:)) Oğluma diş hediyesi paşabahçeden harf kurabiye kalıpları aldım. Doğum gününde kullanıma almayı planlıyorum.

26 Eylül 2009 Cumartesi

15 Eylül 2009 Salı

Anne İş'te.

Ebru Şallıcığımda dinleyip, söylediklerinden etkilenmiştim Sabiha Paktuna Keskin'in . Tatildi, taşınmaydı, işe başlamaydı derken kitabı sipariş edip edinmem bugünü buldu. Lakin kitap bugün bitti. Ben beğendim kitabı. İşte bir iki püf nokta...


Çocuklukta yaşananlar hatırlanmaz ama hiç unutulmaz (s.19). Anadili kimden nasıl öğrendiğimizi bilmeyiz ama hiç unutmayız. Yabancı dili öğrenişimizi hatırlar ama unuturuz. Aslında ne mucizevi ve dikkat edilmesi gereken bir zaman dilimi geçiriyorum Umut Ege'yle.

Gelişmemiş bir yeteneğin zorlanması beyin gelişimini etkiler. Ders niteliğinde
yabancı bir dilin sözcüklerinin nesnelerle eşleşmesi çocuk beynini yorar (s.82).

Annenin işten gelince babaya biraz da sen ilgilen demesi çocuk anne bağlanmasını etkiler. Eşine yardıma gönüllü baba ev işlerine katkıda bulunmalıdır (s.75). Ben çocukla ilgileneyim sen işlerine bak bir türk toplumu klasiğidir. Tersine çevrilir umarım.

Çocuk ilk üç yaşında annesine düşkün olur, bu bağımlılık değil bağlılıktır ve böyle olması gerekir, bu bağlılığın örselenmemesi, geliştirilmesi sağlıklı birey için şarttır diyor kitap özetle.

Pek çok püf nokta kitapta. Mutlaka okuyun diyorum:))

14 Eylül 2009 Pazartesi

Kısır Hayalgücü

Basketbolcu İbrahim Kutluay ile eşi Demet Şener Kutluay, önceki gün minik kızları İrem'i eğlendirmek için Etiler'deki çocuk eğlence merkezi Mohini'deydiler.
Evliliklerinde dört yılı geride bırakan ve bu süre içinde iki kez anne olan Demet Kutluay, "Hayalini kurduğum hayatı yaşıyorum" diyerek mutluluğunu dile getirdi. Öte yandan Kutluay, kızıyla babasının çok iyi anlaştıklarını belirterek "İrem'in babasıyla arasındaki aşkı kıskanıyorum" dedi.
Ünlü basketbolcu da "İrem benimle daha mutlu sanki. Hatta bir yere giderken annesinin gelmesini istemiyor. Benimle yalnız kalmak istiyor. Ama benden daha çok çekinir" diye konuştu.


http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=26302&p=6&rid=4369

kadınlar, lütfen daha iyilerini hayal edin, potansiyelimiz var inanın...

13 Eylül 2009 Pazar

Alkış

Cumartesi Utku Ege'nin Vişnelik'teki doğumgünü partisine katıldı Umut Ege. İlk doğumgünü partisi. Doğumgünü pastasının da tadına baktı, yalandı. Biz doğumgünü kutlamasına kendimizi kaptırmış giderken, canlı performansta bir şarkı sona erdi.
Bizim masadan kimse sanatçıyı alkışlarıyla ödüllendirmezken, diğer masalardan kopan alkışa tek eşlik edense Umut Ege beydi:))

Bir alkış da benden sana canım oğlum.

10 Eylül 2009 Perşembe

İnek!:)

Resimli bir kitabı var, hayvanlar ve yavruları.
İnek sayfasını gösterip inek diyince inek diye tekrar etti dün bizimki. İnanamadım bir kez daha denedim, gene söyledi. Gündüz de babannesi ve dedesine bu tekrarı yapmış. İlk sözcüklerinden biri inek olan bir oğlum var:)

Umut Ege, anne diyeceksin çocuğum, bilemedin ennee olsun, anne süt ilişkisinden ineğe geçiş yok:P

Baba, lamba, inek:)) Bakalım nelerle devam edecek...

9 Eylül 2009 Çarşamba

Çocuğum neden uyanıyorsun?

Uyku düzeni gayet oturmuş oğlumuz son iki gecedir bir ila altı buçuk arası kalkmakta, mızırdamakta, sürekli emmek istemekte. Bir iki ay önce de gece uyanmaları başlamıştı fakat talebimiz oyundu, karşılık vermeyerek güzel savuşturduk. Şimdi ne talep ettiğini de bilemiyoruz. Diş mi? Pek sanmıyoruz. Özgür Anne de sabah maillerinde aynı şeylerden bahseder oldu (blogunda da tabi) bugün Yeliz de aynı durumdan bahsetmiş. Yoksa siz ufaklıklar ayrılık kaygısına mı kapılıyorsunuz, gece gece ayaklanıyorsunuz.

Ben küçükken annem gideceği zaman mızmızlandığımı, ama annem Milli Eğitim'e gidiyorum dediğinde sevgiyle yolladığımı çok iyi anımsıyorum. Eğitim'e verdiğim önem o zamandan belliymiş:) Bir de annemlerin çalıştıkları kasabada, annemin komşu hacı teyzeyle (Allah gani gani rahmet eylesin) fısır fısır konuşup onunla kaçma planları yaptığına dair bir iddiam var ki, nerden ne duydum da nasıl anladım hala merak ederim:)) Bak annecim, ben de küçükken böyle saçma saplantılara kapılmışım. Ananen beni bırakıp kaçmadığı gibi, kazık kadr olmama rağmen gelse de peşinde koştursam diyip durur. Anneler hiç bırakmazlar yavrum, en kötü ihtimal bırakmış gibi yapıp bir gözleri üzerinde olur. O nedenle sen bu akşam bi güzel uyu olur mu çocuğum, Ela ve diğer blog kardeşlerinle bir iş birliğin varsa onlara da söyle güzel güzel uyusunlar. Biz evdeyken aklınız nerdeydi çocuğum, o zaman uyansaydınız ya. Aaa kızıyorum ama uyuyun bakiiim!:)

7 Eylül 2009 Pazartesi

Anne İş'te...

Bir tam çalışma haftasını geride bıraktık. Umut Ege'nin babanne, dede ve bazen halasıyla keyfi gayet yerinde. Böyle olunca aklım onda kalmıyor. İşte olmak bana iyi geliyor. Benim görüşüme göre bir anne ilk altı ay mutlaka bebeğiyle olmalı (devlet buna ilişkin düzenlemeler yapmalı anlamında, anne sütü ile pek çok hastalığın önlenebileceği bilimsel veriyken, sen iki ayda dön 4 ay maaşını ödemeyeyim, ben sonra pahalı sağlık ödemelerini yıllarca yaparım hesabı bağdata bile gitmeden Ankara'dan dönse keşke), bizim durumumuzda katı gıdalara alışmamız 2 ay kadar aldı, 6 + alışma ayı evde geçirilmeli. 8. aydan sonra çalışan bir anne (kastettiğim bunun tadını almış, çalıştığı işte ürettiğini hisseden bir anne, zor koşullarda çalışan bir anne için aynı şey geçerli olmayabilir) bebeği için daha faydalı düşüncesindeyim. Bazen evdeki döngü içinde bitap düşüyordum. Belki yakınlarımda çalışmayan bir arkadaşım olsaydı, hissettiklerim daha farklı olabilirdi. Konuşmayı özlediğimi hissettiğim çok oldu. İş zamana yayılır sözüne çok inanırım. Şimdi yapmam gerekenler daha fazla, ama iyi hissettiğim için daha pıtır pıtırım. Sabah 7:00 gibi kalkıp yatakta emme keyfi, Umut Ege'yi, çantasını, kendimizi hazırlama ve 7:55 gibi yola çıkma. Babanneye Umut Ege'yi bırakma. Laflayarak işe gitme. İş yerinde neler yaptınız anlatsanıza dönemindeyim. Bu hafta başlayacak aktif çalışma. Öğle tatilinde arkadaşlarıyla hoşbulduk kahveleri sohbetleri. Bu öğlen iki çocuk annesi bir arkadaşımla, etrafta çocuksuzlar yokken çocuk muhabbetinin dibine vurduk:)) Tek çocukluluktan daha yorucu elbetteki iki çocukluluk;) 16 çıkış 16:30 eve Umut Ege'yle varış (Ankara, tek güzel yanın bu mudur, hem büyük şehirdeyiz, hem trafikten uzaktayız - çoğunlukla- ).Oyun, yemek, uyuma, ertesi günün hazırlıkları, bizim için yemek, onun öğle yemeğinin hazırlanması...

Keyfi yerinde olsa da yokluğumuz etkiliyor onu. Uykularında hissediyoruz bunu. Haftasonu gündüz uykuları o kadar kısaydı ki. Geçen hafta da gece uykuları daha da düzensiz. Bazen sabah gitmem diye bana sarılıyor, sonra babannenin ilgi çekici manevrasıyla hemen gidiveriyor. Bu 16:00 da çıkma işi harika! Keşke 3 yaşına kadar 1/2 ya da 3/4 çalışma, çalıştığın kadar maaş gibi uygulamalar olsa.

Bütün bunların yanında, Umut Ege büyüdüğünde kadınların üretmek istediği için çalıştığı (haneye ek gelir olsun, 20 yılım dolsun emekli olayım diye değil), bir ülkede yaşıyor olmasını da çok önemsiyorum. Ummadığı koşullar geliştiği için istifa etmeyi düşünen arkadaşıma da bunu söyledim. Ülkem için güzel hayallerim var. Bu hayallerin gerçek olması içinse benim ve ülke kadınlarının üzerine düşense çok yük.

5 Eylül 2009 Cumartesi

Biz de Kitubi'deydik:))

Bloglarda okuyorum, şu dergideydik bu gazetedeydik diye. Biz de Kitubi 'ye post olduk:)) Çok beğenerek okuduğum bloga konu olmak da pek hoştu doğrusu.

İlk çalışma haftasını geride bıraktık. Umut Ege beni (bizi) özlediğinin sinyallerini verse de, gayet uyumluydu. İş yerinde çok yorucu bir hafta geçirmememe rağmen, akşam dizilerin karşısında bayılayazdım resmen. Alışacağız umarım. Bu arada Türk romanı var olsun, ortalık uyarlamadan geçilmiyor. Hanımın Çiftliği'ndeki gibi dönem dizisi olması daha hoşuma gidiyor benim. Tez hocamla konuştum, tez çalışmalarım hızlanıyor, izleyip izleyeceğim karşısında uyuduğum bölümlerde olabilir tabi.

Umut Ege sekiz civarında uyuyor. 16:30 20:00 (16:00 da süt izni nedeniyle çıkıyorum işten) arasını altın saatler ilan ettik. Haftanın yarısında bu saatler arası bir 45 dakika uykusu da oldu (sekiz gene şaşmadı buna rağmen). Bu altın saatlerde baba eve gelmeden önce parka gittik ana oğul oynadık, baba gelince ailece yemek, sonrasında da 3 in 30 sloganıyla, Umut Ege'yi kikirdetme zaman dilimimiz oldu.

Direkler arası eğlenceleri yaptık, tef çalmadan önce mekanizmasını öğrenmek istedi bizimki;)


Neden abudik gubidik karakterler var da ibiş, nasrettin hoca, karagöz hacivat, keloğlan yok oyuncakçı raflarında?


Madem denize gidemiyoruz, biz de küvet keyfi yapalım dedik. İçine file gerip yarısını dolduramadığımız küvette dalga boyu hesabı bile yapabiliriz artık;) Bu arada duş başlığına bakıyor böyle hevesle:))


Nestle blogumuzu izliyor mu?:)) Belki izliyordur bir sepet çikolata gönderir bize:) Biz yeterince bitter aldık, mümkünse fındıklı antep fıstıklı olsun;) Tadına bile varmadan elinden alınınca ağlayan Umut Ege, tadını alınca ne yapacağız senle?






Çocuklar hiç ağlamasın öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler...