30 Nisan 2009 Perşembe

Hiç dönmeyecek sanmıştım:))

Katı gıdalar sonrası kabızlık problemi baş gösterdi. 3. günü doldurduk tık yok. Doktorumuz beş güne kadar bekleyelim, sıvıyı arttıralım, verilen listeyi uygulamaya devam dedi. Çocuğumun iç basıncı o kadar kuvvetli ki bu baskının kuvvetiyle sonunda, yüzüstünden sırtüstüne döndü:P Aylar önce de tamamen tesadüf eseri dönmüştü. Bu sefer tekrar tekrar denedik gördük ki rastlantı değil:))

Zamanın modası çocukların çeşitli kurslarda koşturulması ya biz de yüzme kursuna gönderdik, ev ödevlerine çalışırken:))



Kuzusuna masallar anlatırken:)



Ankara'da havalar parçalı bulutlu, arada biraz açarsa balkondan başımı uzatıp kahve keyfim var (sınava çok az kaldı, ha gayret uğraşıyorum), diğer keyfimizse babanın eve dönüş saati:))

)

27 Nisan 2009 Pazartesi

Ve huzurlarınızdaaaa ek gıdalar...

Pazar günü Balıkesir'den Ankara'ya döndük. Umut Ege artık ana kucağında oturmak istemiyor, böyle olunca bol bol mola vererek, oğlanı dinlendirerek geldik evcağzımıza.
Bugün de doktor kontrollerimizi gerçekleştirdik. İşte ek gıdalarımız:

Kurallar:
1. Mama sandalyesinde oturulacak
2. Elinde kaşık tutacak
3. Önünde yediğinden bir parça olacak
4. 1.5 saattir emmemiş olacak
5. Mama sandalyesinde sofraya katılıp anne babayı izleyecek.

1. Hafta: Meyve püresi (Elma, havuç ardından muz armut) 8. aya dek narenciye, 1 yaşa kadar kivi çilek yok.
Sabah 10-11 arası 2-3 kaşık ile başlıyoruz hergün öncekinin iki katına çıkarak 100-150 cc ye ulaşılır. Püre cam rende ile yapılacak. Bendenizin cam rendesini annem vermişti, aile geleneği cam rende yaptık:)

2. Hafta: Sebze püresi (Patates, havuç(hem meyveymiş hem sebze:)), kabak, maydanoz, brokoli, ıspanak, küçük soğan, pirinç, kırmızı mercimek, 1 kaşık zeytin yağı haşlanır rondo vb. kullanılmaz analarımızın devrindeki gibi çatalla ya da tel süzgeçle ezilir.) (Bu arada, doktor küçükken yaz kış sebzesi ayrımıyla büyüdüğümüzü, farkı bildiğimizi unuttu galiba. Yaz geliyor, kabak dışında yaz sebzesi vermedi bize. Çocuğu küçükten günümüzün abuk beslenme düzenine alıştırma amacında da olabilir tabi.)
Öğlen : 2-3 kaşık ile başlıyoruz hergün öncekinin iki katına çıkarak 100-150 cc ye ulaşılır

3. Hafta: yoğurt (kısa raf ömrü olan doğal hazır yoğurtlar da olabilir, ama biz evde kendimiz yapacağız.)
İkindi: 2-3 kaşık ile başlıyoruz hergün öncekinin iki katına çıkarak 100-150 cc ye ulaşılır

4. Hafta: Kahvaltı: (2-3 bebe bisküvisi asla daha fazlası değil ya da 1 dilim ekmek, evde yaptığım tam buğday ekmeği de olurmuş, ben bebe bisküvisinden kaçabildiğim kadar kaçacağım. Evde yenen peynir minicik parçalara ayrılıp gece suya konacak, 50 gram, 1-2 kaşık pekmez (Nigar Teyzemiz, var mı halen ev yapımı pekmez?), 1-2 çay kaşığı dövülmüş ceviz, sağılmış anne sütü, mama, yoğurt ya da taze meyve suyuyla çatalla ezilir)

1. Hafta : Meyve
2. Hafta : Meyve + Sebze
3. Hafta : Meyve + Sebze + Yoğurt
4. Hafta : Meyve + Sebze + Yoğurt + Kahvaltı

6. aya kadar emzirmeyi kafaya koymuştum, doktorumuz 6. aya kadar anne sütü devam dedi pek sevdim. Çatalla ya da tel süzgeçle ezme kısmı da benim kafama pek yattı. Ama en sevindiğim kısım bebe bisküvisi, muadilini evde yapsam diyordum o da tamam. Erken doğan bebek olduğu için yeme işinde isteksiz olursa paniklemiyormuşuz, bakalım nasıl davranacak bizimki. Doktorumuzun tavsiyesiyle, 2 silikon kaşık bir de meyve filesi aldık. Meyve, filenin içine konuyor, yutma riski olmadan bebek eme eme oyalanıyor.

Bir sonraki ay farklı bir liste verecekmiş. Demir damlasına başlamamızı da önerdi, meyve püresinin sonunda, ağzının arka tarafına gelecek şekilde (ki ön tarafla metalimsi tadı alırmış arka kısmından verip tadı almasını engelleyeceğiz)1-2...8 damla adım adım. Sonrasında hep 8 damla ve ardından su veriyoruz. Su 1.5 litrelik hazır pet şişe, damacanadan kullanmamızı önermedi, pompa nedeniyle. Suyu kaynatmaya gerek yok. Su içmek istemezse dert edilmiyor, zaten tercih anne sütüyle almasıymış.

Anne sütünün çok azalacağını düşünmüştüm, yanılmışım. Dikkatli beslenmeye devam ediyoruz bu durumda.

23 Nisan 2009 Perşembe

Sanki her tarafta var bir düğün, çünkü en şerefli en mutlu gün.

Hava ısınır ısınır da neden birden soğur bu 23 Nisanlarda? Benim en güzel 23 Nisan anım, annemle babamın öğretmen olduğu okulda (ama sınıfta yapılan sınavda 1. olarak bileğimin hakkıyla) okul müdürü koltuğuna oturmam, annemle babamın plan defterlerini imzalamamdır. Mete öğretmen gösteri için koskoca müdürü provaya çağırmıştı, müdür yardımcısı sınıf arkadaşım Tuğba da fırsattan istifade makamıma zıplayıverip beni sinir etmişti! İkinci güzel anımsa orduevine yirmi üç nisan partisine gitmem. Lakin parti içeriğine ilişkin birşey yok aklımda, sadece parti için elbise dikilmesi ve elbise aklımda.

Küçüklüğümde babam Milliyet yayınlarının Musti'sini alıp uyurken elime tutuştururdu uyanınca Musti'yi elimde bulur, sevindirik olurdum. Dede torununu da kitaplar almış 23 nisan balonları, jelibonun minyatürü ve bayrakla beraber. Dün ilk kitabı okuduk, ben yazarın mesajlarını ve dilini çok beğendim (Umut Ege'nin içeriği anlamasına çok var ama, uyku öncesi rutinlerinde hep aynı kitabın okunması öneriliyor ya, uyku öncesi kitaplarımız olacak bunlar). Kitaplar Çilek Yayınları'nın çevreciler iş başında serisinden Tuncel Altınköprü'nün yazdığı Altın Kumsal ve Yasak Orman. Bayrak sallamayı balonlara vurmayı (hafif oluşları nedeniyle) pek sevdi bizimki. Türk Bayrağını Yalamayıp Isırmama yasasına muhalefet edince elinden aldım bayrağı. Atam İzindeyiz balonu da benim için ehi ehi.



İlk 23 Nisan kutlamaları kapsamında gezi bile yaptı paşa, fakat hemen mışıl uykulara daldı.



Canım nasıl kemalpaşa tatlısı istiyordu, insanın tatlıcı teyze eniştesi kuzisi olması ne hoş, ıslattırmış datluları, getirmiş. Süt yapımında ekstra ekstra katkısı olduğunu düşünüyorum. Kuzicim çok teşekkür ederim, muah. Bu aralar yediklerimle kış uykusuna yatsam yatılır. Zaten artık büyüüp süt yetmediğinden midir nedir gece iki saatte bir emme seanslarımız var. Şöyle 4 saat bi uyusam enfes olacak.



Paşa'nın çeşit çeşt oyunlarından atlı karıncası. Hep böyle mutlu ol, hep böyle bayram tadında günler yaşa Umudumuz Egemiz...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Hayatta ne lezzetler varmış...

Önce ne olduğunu anlayamama...




Sonra, daha yok mu?


18 Nisan 2009 Cumartesi

Bir reklam...




Solo reklamı da yayınlanmıyor ki ne zamandır, nerden öğrendi bu çocuk hem yumuşak hem hesaplıyı:))

Teyzem benim dişimi ilk gören kişi olup sevinç içinde söylemiş, kendisine hediye alınacağını sanarak:)) Ben büyürken blog sahibi olmadığım için açıp bakamıyoruzne hediye almış diye;) Diş filan yok daha piyasada, baştan söyleyelim dişini ilk gören hediyeyi alır.




Buralara bahar hatta yaz geldi, Umut Ege paşa da şortlandı. Biz bir ay sonrasını hesaplayıp almıştık bunu ama erkenden doğunca hesaplar şaştı, bari bir resmi olsun bu takımıyla, kardeşi eskitsin ne diyelim;)





Dün teyzemiz geldi, Umut Ege'ye ilk 23 Nisan hediyesini getirdi, Umut Ege Vecihi oldu:)) Ayıcıkla vedalaşma vaktimiz gelip de geçiyordu, şapkanın zamanı artık. Bu frenk icadı çok işimize yarayacak gibi bir his var içimde.





Umut Ege Ankara'da bir iki muz yalamıştı, burada 1-2 damla çilek suyu, 1 dilim elma (sadece yalaması için), bir dilim salatalık (gene yalaması için) verdim.
Bugün ilk ciddi deneyimini yaşadı, 2 çay aşığı yoğurt, başta ne olduğunu anlaştıramadı sonra daha verin diye ağlamaya başladı, umarım bu iştahı daim olur. İlk 6 ay anne sütü uygulamasını tercih ettim ben. Haftaya doktorumuzun listesiyle başlayacağız ek gıdalara.

16 Nisan 2009 Perşembe

Umut (Ege) her zaman bizimle olsun...

Hamileliğimin ilk dönemlerinde bakladan tiksinmiştim çok sevmeme rağmen. Sonrasında da balık görmek istemiyordum, ama zorlayarak da olsa yedim. Doğum sonrası balıkları lüpletmiştim, baklayla ilişkimizi merak ediyordum, seviyeli bir birliktelik mi olacaktı bizimki, görünce selam vermeden mi geçicektik, yoksa canciğer kuzu sarması mı olacaktık. İlk denemeyi yaptık, bulana bulana yemek bu olsa gerek:)) Hamileliğimde canım 3 şey istemişti, zeytinyağlı enginar (öncesinde hiç aram yoktu), bu sene deli gibi yiyiyorum, ekşi yeşil elma, kadayıf. Al buradan yak şeklinde bir potbori:)) Şimdiki merakımız ise Umut Ege'nin balık,bakla,enginar,elma,kadayıf yaklaşımı ne olacak?

Umut Ege eliyle emziğini ağzından çekmeyi çok enfes başarıyor, ama geri yerleştirmeye gelince beceremiyorum diye mızlamaya başlıyor;)
Tüm gün pencereden baksa hayır demez sanırım. Artık gezmeye çıkacağını anlayıp heyecanla bekliyor.
Habire salyalar akıyor, giysilerini ıslayacak kadar. Bakalım ne zaman gelecekle dişler.
Şıngırdaklı avize görünce tekmeler sallamaya başlıyor.
Çıngırağını kuvvetle sallamaya başladı, bu sallamalardan burnu nasibini alınca biraz ağladı, şimdi sanki yüzüne uzak tutuyor gibi çıngırağını ama tamamen tesadüf de olabilir.


Anane süt yapım çemberini genişletip limonata yapmış süpürüz. Ne zamandır içmiyordum. Kilo alıyorum diye günde 1 tatlı yiyerek dikkat etmeye başlamıştım, anane "ye sen emziklisin" diyor, ben de sözünü dinliyorum, yoksa hiç iştahım yok(!). Bak Umut Ege burdan iki ders çıkar biiiiir annen hiç istemeye istemeye sana süt olsun diye neler yemek zorunda kaldı:) ikiiii, anne sözü dinlenir:P Anneme habire sütlaç yaptırıp yiyiyorum, annem senin sütlacı bu kadar sevdiğini bilmezdim diyor, valla ben de bilmezdim:)) Bu oburluk baki kalmaz umarım. Tombul jelibonu limonatanın arkasına koyup resmetmem bu korkudan mı kaynaklanıyor, psikolog okuyucu varsa irdeleyiversin.



Dün Umut Ege'nin arabasıyla uzun yol yaptım. Türkiye'de çocuk arabası kullanmak ne zor iş! Arabadan genel anlamda çok memnunum, doğru bir tercih yapmışız kendi önceliklerimize göre. Türkiye'de sadece araba kullanmak zor olsun, ne diyelim...

12 Nisan 2009 Pazar

Kod incelerken moral olsun.


Teletabi miydi neydi o garip yaratıklar, evde teyzesinin bir tokasını bulup oynatmış dedesi. Bizimki mest, umarım rengi cezbetmiştir:) Şöyle güzel güzel şirinler, temel reisler var mı şimdi? Yoksa biz de bu ucube filmlere talim mi edeceğiz?

Umut Ege'nin hesap uzmanı olacağına hükmettim. Bu kadar el meraklısı mı diğer bebekler de? Ellerini izlemeye, elimle yaptığım pandomimlere bakmalara doyamıyor. Bir de oda müziğiyle emiyor asilzadem:)) Müzik kulağı da var galiba kuzgunun.


Bu haftasonu hava çok iyi gitmedi. Park gezisini iptal edip Balıkesir Orman'ına gittik. Balıkesir'de gerçekten bir değirmen boğazı varmış, şehir efsanesi değilmiş:))

Kim banyo ediyor diye düşünüyor sanki dereye bakarken:)) Banyo demişken konak işine kesin çözüm: zeytinyağı yakılır, başa sürülür beş dakika beklenir, o sırada karbonat sulandırılır. Başa sürülür yaklaşık bir dakika bekletilip hemen yıkanır. Konak önleyen şampuanmış, bebe yağıymış hikaye. Bu tarifi anneme benim doktorum vermiş. Eski doktorların çözümleri doğalmış. Yaz ve güneş yağlarını düşünmeye başladım şimdiden. Ne kadar güneşten korunuyor ne kadar kimyasal alıyoruz acaba? Zeytinyağı sürüp çıkmak mı akıllıca, 50 faktörleri kullanmak mı?



Gezi sonrası açık hava etkisini göstermeye başladı;)




Doğa'yla ilk buluşmasıydı oğlumun. Umarım o da doğada olmaktan çok mutlu olur.
Doğa demişken, Balıkesir pazarında gezinmek içimi açıyor. Oldukça büyük bir pazar (amma çok Balıkesir reklamı yaptım, belediye sayfasında bana link verecek hehe he) Tazecik toplanmış çeşit çeşit otlar. Köylü teyzeler yetiştiriyor, topluyor, gelip satıyor. Köyden göçle bu üretken kadınlarımızı döngüsel, evini temizleyen teyzelerimiz yapıyoruz. Kadın çalışmaları yüksek lisansı giderek daha da ilgimi çekiyor. Doktoradan sonra düşünsem mi:)) Ekşigüne bu hafta öğrendiğim yeni lezzet, herkese tavsiye ederim;)

9 Nisan 2009 Perşembe

4 yıl önce 4 yıl sonra...



Umut Ege Jelibon'la oyunlar oynar, ona şirinlikler yaparken... Ama hep diyorlar ya dilediğiniz kadar oyuncaklar alın o evdekilerle oynamayı tercih edecek diye. Yastığı görünce ona dönüverdi, ama Jelibon'u da elinin altında tutmaya devam ediyor uyanık:)



Okul zamanında da öğrenmiştim 2. Mahmud'un yaptıklarını da sol baştan say desen ikincisinde tıkanırdım. Bir şeyi isteyerek yapmanın farkı işte burda. Enver Ziya Karal'dan okurken tanzimat önce ve sonrasını nasıl merakla ve zevkle öğrendim yaptıklarını. Osmanlı'dan atladım anayasalarımıza ve yürütmeye. Güzelce okuyos, yiyiyos, calisiyos, oynuyos, babamızı öslüyos:) Umut Ege paşa dedesiyle oyunlar diyarında. Süt makineliği (monti bildiğin:)) görevimi yerine getirip genelde ders çalışıyorum.

Aralarda da kafa dağıtmak için minik kaçamaklar. Bugün kuzenim Ayça'nın gıda mühendisi "çıkıp":)) işe başlamasını kutlamak için makamında kısa bir ziyaret yaptık. Başarılı bir çalışma hayatı diliyoruz. Ben onun bonibon diye tutturduğu günleri bilirim yafu:P




Umut Ege ben cıbıldak gezeceğim tutturmalarına başladı. Pijamasının altını giydirirken gayet güzel ı-ıh tarzında ifadeleri var. Giydirmeyi kesince sesler de kesiliyor:)) Ses aralığı çok genişledi. Gezmekten çok hoşlanıyor, daha fazla merakla ortamdaki değişiklikleri inceliyor. 3 numara bezden 4 numaraya geçmemize rağmen kakalar da gezitiye çıkıyor:)) Önerileri olan?

7 Nisan 2009 Salı

Balıkesir Günlükleri...

Masumiyet Müzesi nihayet bitti. Umut Ege'nin doğumuyla birlikte evde yer açma amaçlı bir elden geçirme operasyonu söz konusu. Artık daha az eşya daha çok dönüşüm hedefim, en azından bizim eşyalarımızda:) Biriktirme hevesimizi böyle bloglarla gideriyoruz:)

Umut Ege ayın belli dönemlerinde kilo almayı kesip sonrasında alıma geçiyor. Bu artış dönemleri genelde iyi bakım dönemlerine denk geliyor, ne ilginç:)) Su iç süt olsun bence külliyetle uyduruk;) Ye süt olsun, doğumdan sonra bişiyim kalmadı nolduysa süt olsun derken oldular doğru galiba. Babam kuru börülcenin süt yaptığını duymuş, dün akşamki denemeden çıkarsamam doğru duyum!

Umut Ege pazar günü Balıkesir parkını ziyaret etti. Çocukluğumda okulca bu park pikniğe gelirdik, hey gidi günler:)) Geçen kayıtta Pamuk'un yıkılan binalarına örnek bu park verilebilir. Ağaçlardan temizlenmiş(!). Az ağaçlı hali bile güzel. Çocukken bana daha büyük gelirdi, ya ben küçüktüm göreli olarak ya da ağaçlar kesilince diğer uçları görüp bir son algısı oluşturabilir olduk. Balıkesirsporun maçı da vardı gezi sırasında. Biraz gürültüleri dinledi sonrasında mışıl uykulara daldı bizim paşa. Tekrarını yapalım dedik lakin hep yağmurlu günler geldi peşi sıra. Bu gezi ile arabasını ilk defa dışarıda kullandık, 5 km bakımına götürmemiz lazım:P



Evde dedesiyle oyunla geçiriyor gününü. İsteklerini daha net belli ediyor artık. Hep oyun oynamak istiyor. Jelibon ayısıyla ayak yarışı bile yapıyor, heh he.





Anne Seriye Sezen'in kurullar kitabını ve mutfakta ne varsa bitirdi dün;) Bahane bol, süt olsun, kafam çalışsın, bunu ben evde nerde yapacağım, aaa ilk deneme mi bi bakiiim vb...

4 Nisan 2009 Cumartesi

Ne güzeldir yollarda olmak şimdi.








2. geleneksel Balıkesir yolculuğumuzu gerçekleştirdik. İş zamana yayılır lafı çok doğru. Tüm valizlerimiz hazır olmasına rağmen, tüm cuma sabahını hazırlanmakla geçirdim. Tamam oğluş süpriz yaptı, dokuza kadar ana oğul uyuduk, lakin 9 dan 1:30 a kadar hep hazırlandım ben:). Kahvaltı keyfi, sonra da birikmiş çamaşırları -perşembe akşam soğuk sular verilmeye başlandı- yıkamakla geçti sabah (itiraf ediyorum lokumlu türk kahvesi keyfi de var arada, vazgeçemediğim.). Umut Ege önce iki saat uyudu, sonra babanne dede onu oyaladı anne hazırlandı. Baba izin alıp erken geldi, bu sefer diğerinden az eşyamız iddialarım geçen seferkinden daha dolu bir bagajla yıkıldı, bagaj yüklendi yola çıkıldı. Geçen yaz çok tatil yapamamış olmak çok dokunmuş bana, hep yol almak isityorum. Bahardan bir gün, yollarda olmak ne güzel. Arabanın lastiklerini kontrol için durduğumuz benzinlikte tatil havası vererek kahve içerek başladık yolculuğa, oğluş hareket eder etmez sızmıştı, ama yol boyu çoğunlukla uyanıktı. Geçen seferden daha rahat geçirdi yolculuğu, tırtılına sarıla sarıla bitiremedi, parmaklarını saydı, yollara bakındı.



Bu arada Masumiyet Müzesinde ilerleme sağlandı. Umut Ege uzun emerken okuyup ilerlemiştim, emme süresi kısalınca kitap bir köşede kalmıştı. Okuduğum en dandik Pamuk kitabı, Nobel'den sonra olmamış hiç. Özdilek'te baba oğul arabada oyalanırken anne havlular arasında kendini kaybetti. Akşam sekiz civarı uyku gelince mızmızlanmaya başlandı bizimki. Tam eve girmek üzereyken sızınca yukarı çıkarken uyandı, park yatağımızı kurana dek biraz merhabalaştı torun ve büyükler. Geçen sefer alışmakta güçlük çekmişti, bu kez çok yumuşak oldu geçiş. Yatak kurulunca 10 gibi uyudu. Ne kadar geç yatarsa o kadar geç kalkmıyor malesef, sabah yedide ayaktaydı:)) Babayı Ankara'ya uğurladık (kalan olmaktan her zamanki gibi hoşlamıyorum, hep ben gitmeliyim. Ama hem gidip hem Balıkesir'de kalmak nasıl olacak bilemedim:))) Ufaklık dedeyle evde bırakıldı, çarşıların pazarların tadı çıkarıldı. Sonra Koray Hoca'nın tezi okundu, kamu tüzel kişisi nedir anlanmaya çalışıldı.

"Bazen zamanın ne kadar çok akmış olduğunu yıkılan bir binadan, küçük bir kızın çocuklu, neşeli, iri göğüslü koca bir kadın olmasından, ya da gözümün çoktan alıştığı bir dükkanın kapanmasından anlar, telaşlanırdım." (Pamuk, 2008:488). Zamanın ne kadar çok akmış olduğunu Balıkesir'e gelince daha iyi anlıyorum. Ama ne hoş ki telaşlanmıyor sağlıkla gördüğümüz için mutlu oluyorum.

Umut Ege, Yasemin teyzesi'nin aldığı maymuncuk ile oyunlar oynamaya başladı. Bi de ağzına sokabilse:)) Çok teşekkür ederiz, şımatıcaksın bak bu çocuğu:))


Şimdi bu kaydı okuyan herkes, Balıkesir'den en çok 500 gram alıp dönsün diye dilesin, keza geçen seferin 2 kilosunun sadece 500 gramı gitii:) Öznur'un düğününe ne kaldı şurda.

1 Nisan 2009 Çarşamba

Fink fink fink...


Bugün anne baş gezenti oldu. Öğlen Umut Ege'yi babanneyle bırakıp, Öznur Teyze'nin nişanını kutlamak için kızlarla buluştu. Böyle kahve molaları harika oluyor. Resimdeki yüzüksüz parmağın da acilen dolmasını diliyoruz.

Umut Ege uyanıkken annesi biraz modellik yaptırdı. Nigar teyzesinin hediyesi body sıcaklar bastırdığında ufak kalmış olursa diye, hemen giydirip resimledik.


Umut Ege gündüz uykularında rastlantısal yaklaşımlar teorisi geliştirdi. Ne zaman uyuyacağı belli olmuyor. Ama uyumadan önce güzelce bir mızıldanıyor, gözlerini ovuşturuyor. Bugün bolca uyuduğu bir gündü. Anne de vakti iyi değerlendirdi. Akşam ödül olarak ve de bulaşık makinesi tadilat nedeniyle çalışmayan evde bir öğünden kurtarmak kardır diyerek ailece ilk defa dışarı yemeğe çıktık. Eve yakın bir yere gittik. Evdeki mama sandalyemizin aynısının orda olması pek birşey ifade etmedi. Ufaklık ortamı yadırgadı, yaygara halinde değil ama mızırtı halindeydi. Gene de pek hoştu, normal yaşama dönüş başladı galiba. Ardından da Armada'da aldık soluğu. Babayla oğlu arabada beklerken annesi biraz alışveriş yaptı (çok kısa bir alışveriş). Armada yolunda uyuyan Umut Ege arabada beklerken uyanmış. Eve gelip uykuya hazırlanması ve uyuyup uyanması nedeniyle uyku vaktimiz biraz saptı. Uyuması için odasında bıraktığımda, komuşuların Türkiye İspanya maçı coşkuları bizde çınladıkça, Umut Ege de mırıl mırıl kendi kendine konuştu, babasının beşiğini hafif sallamasıyla 9:30 gibi yarım saat rötarla mışıl uykulara daldı. Ya hep evde olacaksın ya da azıcık düzen şaşmalarına eyvallah diyeceksin. Azıcık olduğu müddetçe hiç sorun yok, ama ya darmaduman olursa kaygısı hep mevcut.

Umut Ege bu tarihi akşam yemeğine giderken babasının onun için kendi başına aldığı ilk tişörtünü ve anneannesinin kırk uçurma hediyesi ördüğü hırkasını giydi. Resimde görüldüğü üzere hergün parmaklarımızı sayıyoruz bir eksik var mı diye:))